Gençliğimizde genellikle şarkıyı akşamların içki sofralarında söylerdik.  “Bir ihtimal daha var,  o da ölmek mi dersin…  Söyle canım ne dersin?” 

Felâketlerden,  savaşlardan,  yoksulluktan,  horlanıp dışlanmışlıktan kurtulamayan Türk,   bahtı karalığının tesellisini    ölümlü Türk filmleriyle yaşar,    gözyaşlarını şarkılarına akıtırdı!  

Tabi artık insanlar da değişti filmler de.    Pembe diziler,  padişahlı saraylı filmler   izlenip gönüller ferahlatılıyor,  heyecanlar kamçılanıyor!  Artık  şarkılarla ağlamak yerine gülünüp oynaşılıyor! Kısaca  hayatlar modern oldu,  insanlar açlıktan değil,  yiyip içip çatlamaktan ölüyorlar! 

NE VAR Kİ HUY ÇIKMIYOR:   Çıkmıyor ki karı koca ayda on bin TL maaş alırken,  memleket lüks arabalardan geçilmezken,  evsiz aileler,  okulsuz öğrenciler,  hastahanesiz hastalar,  topraksız köylüler  bulunmazken bile;   hâlâ    “sefalet felsefesi”  yapılıyor! 

Yedikçe şişinenlerin feryatları  ya “açız” yahut  “battık”   seslerinde gök kubbeyi yırtıyor!  Oysa  asıl aç olanlarla işsizlerin ve  gerçekten batıp gidenlerin  solukları bile duyulmuyor! 

Tabi artık biliyoruz.  Mevcut Hükümeti ya erken seçime zorlamak yahut da içten yıkılmasını sağlayarak dağıtmaktır amaç!

Nitekim kampanya o kadar tuttu ki İrsen Küçük’ü  UBP’nin milletvekilleri bile eleştirmeye başladılar.  Ki  bir siyasi iktidar kadrosu ile partisi ancak  bu kadar darmadağınık ve gayri ciddi olabilirdi…

Nereye kadar ama?  Ta ki Küçük  “hodri meydan,  önünüzde iki seçenek var.  Ya erken seçim ya Hükümetin istifası.  Karar sizindir”  diyene kadar.

Ooo! Şıp diye şikâyetler de bitti,  tam aksine Başbakan’a  Partinin yetkili kurullarından destek de geldi!   Demek ki pabuç o kadar ucuz değilmiş!

Ancak muhalefet durmuyor.  Hükümeti ya erken seçime davet ediyor yahut   istifa etmeye çağırıyor! 

*****

MUHALEFETİN BİTİ KANLANDI

İtiraf edin:  Soyerli CTP iktidarı bu memlekette  “statükoyu”  değiştirip yeni bir düzen yaratmak istediydi.  Ve bir daha itiraf edin:  CTP’nin ne çapı ne de misyonu bu  “iddialı değişime”  cevap verecek kalitede değildi!  Ve bir daha itiraf edin:  CTP iktidarı bırakın halkı,  kendi partililerine bile adını reform koyduğu icraatlarını anlatıp kabul ettiremediydi!

Nitekim bunlar değişimin olayları olarak  CTP’nin bilançosuna   “ekside” geçerlerken,  UBP fiskelik muhalefet yapmadan, erken seçim sonucunda    beleşinden iktidara kurulduydu! 

DİKKAT:  UBP’nin ilk işi ne olduydu?   CTP’nin başlattığı fakat başaramadığı özelleştirme tasavvurları ile değişimleri kalındığı yerden sürdürmek .  

Neden?  UBP iktidarı CTP’nin plan ve programlarına çok mu bayıldıydı ki hayranlığını benzer sosyo ekonomik değişimleri  sürdürmekle göstermek istesindi?   

İşte iki iktidar partisini de ayni ortak paydada buluşturan gerçek diyoruz:   O da şudur:                    Artık KKTC de  Ankara’nın da önerisi ile yapılmak istenen köklü değişimler  UBP’nin  yahut CTP ile öteki siyasi partilerin kaçınamayacağı zorunluğa dayanmışlardır.   Hangi parti iktidara gelirse gelsin bu süreci tersine çeviremeyecektir! 

Kısaca özelleştirilmesi gereken ne varsa özelleştirilecektir.  Yabancı sermayeye kapıları kapamak kendi elimizle kendi gözümüzü çıkarmak olacaktır ki   o sermaye de gelecektir. Ankara ile şu veya ayarda kesinlikle akılcı ve iyi ilişkiler sürdürülecek,  nihai  çözüme kadar   asker KKTC’de kalacaktır.  Güney’le iki komşu Devlet olarak  barışı ve sosyo ekonomik ilişkileri tesis etmek için müzakereler de     devam ettirilecektir. 

Bu  “yeniden yapılanma”  unsurlarını görmezden gelip kaçınmak,  belki muhalefet yaparken kolaydır ama  “iktidar olundukta”    şarttır!

VE EKLİYORUZ.  Muhalefet cephesi olarak timsah gözyaşları dökerek felâket tellallığı yapmak,  iktidar cephesinde kişisel çıkar beklentileriyle  bağırıp çağırmak ucuz ve kolaydır.  Zor olan ve  bu memleketin politikacı taifesinden asıl beklediği hizmet,  “KKTC’nin yeniden kurulması için başlatılacak seferberliktir.”   

*****

EROĞLU CEPHESİ

Bir Tv. programında Sn. Cumhurbaşkanı Eroğlu’na sorular yöneltiyorlar,  cevaplıyor.  Kendisine çok yakın olması gereken bir gazeteci  de şöyle soruyor:  “Başkanlık sistemine geçilecek mi?  Geçilir ve Başkan seçilirseniz ne yapacaksınız?”   

Sn.  Eroğlu  “hayır” demiyor.  “Belki”  falan da demiyor.  Fakat sanki  Başkan seçilmiş gibi neleri yapıp değiştireceğini anlatıyor,  anlatırken heyecan duyuyor…

Ve biz de anlıyoruz ki Sn. Eroğlu’nun gönlünde Başkanlık  sistemine geçişle birlikte   yeni yetkilerle donanmış   Cumhurbaşkanı  olarak görev yapmak vardır.

Ve bir daha anlıyoruz:  Siyasi erk sahibi oluşun  son makamı  yoktur.  Her sona geliş yeniden yükselmek için soluklanıp hazırlanılacak  bir durak  olmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31