Adanın Kuzey’inde ekonomik gelişim için belirlenen temel alanlar bellidir.

Yıllar öğrenci potansiyeli ile ciddi bir gelişme sağlayan üniversite sektörü bunlardan biri. Bu alanda yatırım yapmış zor koşullara rağmen ayakta kalmaya çalışmış önemli kuruluşlar var.

 Sektörün kendi içindeki temel eksikliği, öğrenci kalitesi ile bilimsel üretim kapasitesinin neredeyse yok denecek kadar dar olması.

Sektör bir süredir bu dezavantajlarıyla Türkiye’den gelen köklü üniversitelerle rekabet eder durumda.

Özel teşvikler ve araziler, Türkiye’den gelen üniversitelerin avantajı olarak duruyor. Denetim ve disiplin kapasitesi olması beklenen YÖDAK’tan ve bağlı bulunduğu Eğitim Bakanlığı’ndan ayrı bir yapı olarak hareket ediliyor genellikle.

Gelen üniversiteler ve gelmesi planlananların tamamı devlet üniversiteleri.

Hepsinin yaptığı ortak açıklama “bizim buraya gelmemiz özellikle istendi. Yoksa bizim için ekonomik bir aklı yok.”

Kolej düzeyinde eğitim veren kurumların Türkiye’deki iktidar partisine yakınlığı konuşuluyor.

Üniversite ve eğitim sektörü hızla ve çizilmiş bir stratejiyle Türkiye sermayesinin hakimiyetine bırakılıyor.

Turizm sektörü, adanın Kuzey’inde sancılı alanların başında geliyor. Uzun zamandır buradaki hakimiyet Türkiye sermayesine devredilmiş durumda.

En sıkıntılı koşullarda yatırım yapan ama Kalkınma Bankası’ndan aldığı borçları ödeyemeyen, gelişemeyen ve sektörden çekilmek zorunda kalan yerli sermaye denetimini de varlığını da Türkiye sermayesine çoktan devretmiş durumda.

Ara personel de yetiştirilemediğinden tabandan tavana yerli kaynağın geri çekilişi dikkat çekiyor.

Türkiye’den gelen yatırımcılar, arazi ve teşviklerle geliyor. Kumarhane avantajı ise cazip bir başka tarafını oluşturuyor.

Türkiye’deki mevcut iktidarın muhafazakar yapısı, şimdi bu sermayenin niteliğinde de bir takım değişiklikler yapmış durumda. Muhafazakar Otel projeleri önümüzdeki dönemin turizm için önemli bir yatırım alanı olmaya aday.

Tabii bütün bu yatırımcıların jet hızıyla vatandaş yapıldığını da unutmayalım.

2000’deki krizin ardından ciddi bir disiplin altına alınan bankacılık sistemi de sağlam yapısına rağmen, Türkiye’den gelen şube bankalarının rekabet koşullarına ayak uydurmaya çalışıyorlar.

Uzun yıllardır burada toplanan mevduatların neden Türkiye’ye gönderildiği sorusu ise, sadece askıda kalan kronik bir soru olarak duruyor karşımızda.

Şimdi son dönemlerdeki hedef sektörün, Annan Planı süreciyle hareketlenen inşaat sektöründe olduğu gözlemleniyor. Maliyet rakamlarının çok altında satış vaadiyle piyasaya giren Bulut İnşaatı yakın bir gelecekte çok daha büyük bir inşaat şirketinin izleyeceği konuşuluyor sektör içinde.

Girne bölgesinde 200 dönümlük bir arazi aldığı söylenen Ağaoğlu Şirketi’nin de kısa süre içinde sektörde aktif hale gelmesi beklenirken, yine Türkiye’nin tanınmış firmalarından Fiyapı’nın da Güzelyurt bölgesinde araştırmalar yaptığı konuşuluyor.

 Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın “vermeyiz” dediği Güzelyurt’un da yakın gelecekte hareketleneceği düşünülebilir.

Kıbrıs’ta çözümsüzlük koşulları siyasi basiretsizlikle birleşince, sermayenin ve temel ekonomik hareketlerin tamamen el değiştirdiği söylenebilir.

Üstelik sadece sermayenin değil, Türkiye’den adaya gelen öğrenci ve işçilere satışı hedeflenen konutlarla mülkiyetin de.

Aslında bu tam anlamıyla bir vesayet sorunu. Sermaye el değiştirirken, siyaset de vesayet altında el değiştirme yoluna giriyor.

Bugün Başbakan Küçük, Türkiye’nin 2014’de hayata geçeceği söylene su projesiyle ilgili bilgi verecek.

Adada petrol ve doğal gaz arama çalışmaları sürüyor, 2019’a kadar bulunan kaynağın piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Güney’in yaptığı çalışmaların da sonuçta Türkiye üzerinden pazara yönelmesi uzmanların beklentisi.

Sadece sektörel temelde değil, önümüzdeki on yılları da temelden etkileyecek projelerde temel söz sahibi Türkiye olacak.

Adanın tamamı için önemli bir kaynak olacağı söylenen su projesinde Bakanlar Kurulu’nun yaptığı anlaşmalar işin başladığı noktadan suyun dağıtılacağı noktaya kadar bütün yetki ve sahipliği Türkiye’ye devrediyor.

Bakanlar Kurulu’nun resmi gazetede yayımlanmaksızın TPAO ile yaptığı anlaşmalarda da benzer bir yetki devri söz konusu.

Bugün adanın Kuzey’i mevcut çözümsüzlük koşullarında sadece Türkiye ile iş yapabilir durumda. Ama ya sonra?

TPAO’ya bütün potansiyel alanların yetkisi devredilirken, uluslararası bir şirketle anlaşma yapmanın mümkün olamayacağının özellikle altını çiziyor, ODTU Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Salih Saner.

Önceki akşam 360 derecede yaptığımız programda önemli bir konuya ise özellikle vurgu yapıyor;

“Biz neden bu kadar aciziz? Mesela Jeoloji Dairesi’nin bu kadar pasif olmasını ben çok yadırgıyorum.”

Vesayet işte böyle bir şey!


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31