Farkındasınız, son zamanlarda hep “yıkım” konuşuyoruz… Önce Girne’de bir tarihi eser, yerine kumarhane yapmak için yıkıldı. Arkasından İskele’de 200 yıllık şapel, yeni bir otelin çevre düzenlemesi sırasında yerle bir edildi. Son olarak da Lefkoşa’daki Sanayi Holding binası yere serildi.

Bazılarına göre “eski”nin yıkılması “yenilikçi” olmanın nişanesidir. Bunlara göre maziyi anlatan ne varsa lüzumsuzdur… Nostalji, gelişmeyi önleyen habis bir hastalık; romantizm, demodelerin illetli duygusudur…

Toplumların “eski”yle kurduğu bağ, “yıkım lobisi”nin hep tuhafına gider. Bunlar, kimi ideolojik söylemleri ödünç olarak kullanmakta oldukça mahirdirler. Yeri gelir en hasından “modernleşmeci” kesilirler. Yeri gelir, saplantılı “maneviyatçı”larla “kutsal ittifak” oluştururlar.

Tarihi kentin üstüne “gökdelen” gölgesi düşürülmek istendiğinde “uygar”ı oynarlar, iki asırlık şapel, “papel” için yıkıldığında “Müslüman”ı…

“Yıkım lobisi” fırsatını bulsa, “silüetsiz ve kişiliksiz” Girne’nin orasına burasına silikon dolduracak. Lobiye kalsa bu “yaşlı ve pörsümüş” kent, ancak böyle modernleştirilebilir.

Bunlara göre uygarlaşmak için gerekirse “yer yarılmalı, gök delinmeli.” Kumarhane mi yapılması gerekiyor? Tarihi ambar da neymiş, yık gitsin! “Yatay” büyümek çok mu pahalı, “dikine” gidilsin. Hatta itiraz varsa, “burnun dikine gidilsin…”

“Yıkım lobisi”, Girne’de “muasır medeniyetçi”, Karpaz’da “milliyetçi-maneviyatçı…”: “Hepsi bitti de elin gâvurunun kilisesine, şapeline mi yanacağız canım? Hem onlar bizim camilerimize çok mu iyi bakıyorlar?”

Lobi şimdi de Lefkoşa’da iş başında. Sanayi Holding binası enkaza çevrildi. Yıkımcılar konuyu “ne olacak yahu, alt tarafı Rum’dan kalma 100 yıllık bina” diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Aralarında yıkımı “ideolojik” değil de “estetik” açıdan aklamaya çalışanlar da var: “Zaten bina şehrin göbeğini çirkinleştiren bir mezbeleye dönüşmüştü...”

“Yıkım lobisi”, karar alma ve hamle yapma kudretine sahip çevreler arasında destek bulduğu için “güçlü”; fakat toplumun çok geniş bir kesiminde öfke yarattığı için, bir o kadar “güçsüz.”

Milyonlarca dolarlık projelerini koltuk altlarına sıkıştırarak o makam senin bu makam benim dolaşan bu insanların nüfuzlular arasındaki itibarları yerinde. Ama halkın yaklaşımından hiç hoşnut değiller.

Peki yurttaşı “yıkım lobisi”ne karşı bileyen şey nedir? Halk gerçekten de gökdelenci işadamının dediği gibi uygarlığa mı karşı? İnsanlar niçin birden bire “eski”ye bu kadar önem vermeye başladılar? Geri kafalılıktan mı?

Öyle değil elbette… Aslında her şey açık. Kıbrıs Türk toplumu, özgün bir kimlik ve özgür bir yönetsellik talep ediyor. Bunun için iki şeye ihtiyacı var: Birincisi özgünlüğünün kaynağı durumundaki kültürel geçmişini keşfedip yaşatmak… İkincisi özgürlüğünü mümkün kılmak için üretmek.

Kıbrıslı Türkler, eski eserlerin yıkılmasını kimliğine yönelik açık bir saldırı sayıyor. Sanayi Holding binasının yıkımı ise halkın gözünde, “üretim” potansiyelini heba eden politikanın çarpıcı bir simgesi...

Halk, yeri yıkıp göğü delenlere tepkili. Artık lobiye “havada, karada” rahat yok…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31