-Napacayık Dolgun’um, dedi dükkân sahibi…

-Napacayık, dedim.

Anlamadım neyi, ne için sorduğunu.

Meğer ödenmeyen maaşlardan bahsediyor.

-Sana ne, dedim.

-Nasıl bana ne, devlet memura, memur da bana verecek, dedi.

Sonra yandık bitik demeye geldi.

Yandık bittik ha…

İstanbul…

Yılların kenti.

En az 7000 yıllık bir yaşam var orada.

Ne uygarlıklar geldi, geçti.

Bizans vardı bir dönem.

Hiç gitmeyecek sanmıştı.

Ayasofya’sı, Haliç’i, Eyüp semti ve Ayvansaray’ı…

Surları vardı çepeçevre.

Garantisiydi yaşamlarının.

Onlar içeride surların arkasında, surların önündeki dev hendeklerle güvendeydiler.

Sonra ne oldu, nasıl oldu, Fatih geldi.

Hemşerim ben geldim, yallah, dedi.

Direnenleri kesti.

Sonra Osmanlı başladı hükmetmeye.

Yer aynı yer.

Deniz aynı.

Evlerin büyük çoğunluğu hala aynı ama aması var işte.

Kafalar değişti.

Tertemiz Haliç suyunda yüzerken, balıkları bile bir dönem terk ettiler orayı…

Ne oksijeni vardı içinde ne de temiz bir damla su.

Marmara Denizi’nde yaşayan onlarca çeşit balıktan arındırmalara rağmen bugün üç dört çeşit balık kaldı.

Ve havası.

Ve toprağı.

Ve çevresi.

Bugün İstanbul tamamen bir şantiye görünümünde…

Yeniden yaratılıyor denilecek de aslı öyle değil bunun.

Öldürülüyor orası.

Köprüler yapılıyor, havaalanları yapılıyor bir de bunlara çevre yolları.

Kurtuluş eziyet çekmekte oysa…

Bugün trafiği bahane ederek yapılsın, diyenlerin oranı giderek artmakta.

Havada fazla dolanıyoruz diyenler yeni havaalanını alkışlamakta.

Oysa çevrenin, doğanın, kısaca İstanbul ve Türkiye’nin kurtulması için yere yani dibe vurmaları gerekiyor.

Hiçbir top yere vurmadan zıplayamaz.

Yere ne şiddette vurursa yükselmesi de o kadar çoktur topun.

-Kesmeli, dedim.

-Neyi, dedi.

-Maaşları da yardımları da...

Hatta buraya yaptığı ne kadar yatırım varsa, durdurup göndermeli.

Çünkü biz başka türlü yükselişe geçemeyeceğiz.

Unutmamalı ki bulut kaç gün kapatırsa kapatsın.

Orada güneş vardır.

Ve güneş sabırlıdır.

Bizleri tembel yapmak istediler.

Memur yaptılar.

Bahçeleri kurutmamız, tarımdan kaçmamız için çabaladılar.

Yan tarafta Rumların elinde bahçeler dimdik dururken bizdekilerin kurumasını kuraklığa veremeyiz.

Elbette ki bugünden itibaren yere hem de şiddetli şekilde vurmalıyız, dedim.

Çıktım.

“Vurmalıyız” diye kendi kendime tekrardan konuştum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5