Bildiğim Lefke’nin en eski adının, Strasanor olduğudur… Ünlü Yunanlı coğrafyacı, Kıbrıs’tan bahsederken, böyle der… Galenus’un Kıbrıs seyahatnamesinde de buradaki maden ocaklarından bahsedilir. İncil’de adı geçen Kral Herod da Karadağ madeninin ortaklarından biriydi. Mısırlılar zamanında, 1. Ptoleme’nin oğlu Lefkos’un burada bir kent kurduğundan bahsedilir. Soli’ye rağmen… Roma zamanından kalma çeşme, buranın o dönemde de bir yerleşim birimi olduğunu anlatır. Latin döneminde buranın bir Baronluk Merkezi yâni ilçe olduğu biliniyor. Venedik döneminde, hem ilçeydi ve hem de Kraliyet ailesine ait bir mülk olma özelliği devam ediyordu. Osmanlı Dönemi’nde, adadaki 16 ilçeden biriydi… İngiliz döneminde nahiye oldu ama cumhuriyet döneminde, tam da ilçe olacakken, kasabanın Rumları evleri, işyerleri yakılarak kovulunca, Makarios frene bastı… Bütün yatırımlar, kuyu izinleri, Rumlarla meskûn komşu Omorfo’ya yönlendirilip, bölgede merkezin bir alternatifi yaratıldı. Oysa bizim kendi alt teşkilatlanmamızda, örneğin TMT’de, Peristerona’dan, Koççina’ya kadar olan bölge, Lefke’ye bağlıydı…

Kasabaya Rumlar istedikleri kadar zarar veremediler. 1960’lı yılların sonunda, Lefkeliler, maden şirketi, limanı, iki lisesi ile her şeye rağmen, ayaktaydı! Yıkım nasıl başladı? Buyrun anlatayım: Önce Lefkeliler, hastaneye bir ameliyathane istediler! Zamanın yönetimi, paramız yok, dedi. Halk da gerekli parayı kendi arasından toplayıp, ameliyathaneyi kendisi kurdu. Ve bir cerrah tayin edilmesini talep etti… Ne oldu? Cerrah Limasol’a tayin edilip, Lefke Hastanesinde halkın cebinden aldığı ameliyathane, söküldü, Limasol’a taşındı ve birkaç ay sonra Rumlar’a bırakılıp, gelindi… Neden? Eh işte…

Arkasından 74 yaşandı… Lefke’de ne varsa, Omorfo’ya taşındı! Polis, postahane, telefon dairesi… Yetmedi, kasabada ta 1950’lerden beri yaşayan endüstri lisesinin, alet edavatı söküldü, Lefkoşa’ya taşındı… Liman bizdeydi ama yarım kilometre daha ilerlenmeyerek, maden ocağı sınırın ötesinde bırakılmıştı. Denizli’deki tesisler, önce hazır maden cevheri yağmalanarak; sonra da koca fabrikalar parça parça paylaşılarak, bugünkü hale getirildi. Limandaki iki iskele, “kazaya” uğratılarak yıkıldı, Karavostasi Limanı dünya denizcilik haritalarında durduğu halde, fiilen yok edildi… Maunalar, okka hesabı satılıp, paraları yenildi…

14.yy’dan beri narenciye tarımı yapılan yer dururken, portakal ağacını 1958’den sonra gören Güzelyurt, narenciye merkezi ilân ediliverdi.

Nüfusu mu azdı? Son gördüğüm bir kaynağa göre, 1974’te örneğin Kasaba’nın Türk nüfusu 502 kişiydi… Lefke’nin ise 5000… Politikacı ağzıyla söyleyeyim: Bunca gayrete rağmen bugün de Güzelyurt’ta 9 bin seçmen vardır, Lefke’de 7 bin

Lefkeliler, cahil cühelâ mıydı? Hayır! Harid Fedai Lefkeli’dir örneğin… Urkiye Mine Balman da… Fikret Demirağ da… Bu kasabadan çıkmış on tane profesör sayabilirim…

Mesele başka…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31