Birkaç işi için Mağusa’da kalmak zorundaydı.

Evi ise Girne’de.

Gerçi yakın denilebilir iki şehir arasına.

Gitmek, dönmek pek sorun da teşkil etmiyor.

Ancak ertesi gün sabah dönmesi gereken işinden geç vakitte kurtulmuştu.

Mağusa’da kalabileceği çok yakını da  vardı üstelik …

“Kalayım” ,dedi, kaldı.

İki gün sonra gecenin bir vaktinde evine dönerken gözlerinden uyku akıyordu.

“Bir an evvel varıp yatsam” diyordu yol boyu.

Hatta bir ara uyuyacak gibi olduysa da direksiyon başında…

Kısa bir ara verip devam etti yine temiz çarşaflı sıcak yatağını düşünerek.

Bahçe kapısını “Gacıııırrrr” diye açarken sese kendisi bile irkildi.

Hep diyoruz ya sabahın köründe uyuyan yavrular var, ne olur Ezan sesini birazcık kısın diye…

Aynı iş onun da başına gelmişti

Karşı çıktığı gürültüye sebep olmanın mahcupluğu ile evin kapısına yöneldi.,

Anahtarlıkta topu topu üç anahtar vardı.

Biri dış kapının ,diğeri anneannesinin evinin, üçüncüsü de arkadaşının verdiği anahtar.

Nedense çok acele ettiğimizde denediğimiz hep sonuncu anahtar olur uyan ve canımız sıkılır..

Burada da birinciyi denedi açmadı , diğerini denedi o da açmadı.

Sonra tekrar denedi meğer ilk denediği anahtarı yine sokmuştu kilide yine açmadı.

Tam kızacaktı ki sonuncusu açtı kapıyı, “cırrrr” diye.

İçerisi karanlık.

Göz gözü görmüyor.

Hani o durumda derler ya, “Ah kapıyı açacak birisi olsaydı” diye.

İşte onu özledi o karanlığı görünce.

Uzandı…

Lambanın düğmesi de nereye gitmişti?

Sanki her şey tersti bu akşam,daha doğrusu sabaha doğru..

Neyse buldu ve açtı ışığı.

“Oh be” dedi içinden.

Birazdan terlik pijama ve yatağım…

O da ne.

Salonun kapısından ona doğru bakan bir çift göz…

Ayakları geri gitmeye başladı.

Yoksa…

Ne olabilirdi ki ona bakan bu  gözler…

Miniminacık bir yılandı bu.

Rengini tam ayırt edemeden kaçtı dışarıya.

Ve kapıyı tekrar kilitledi hiç sektirmeden.

İlk denediği anahtar cuk diye oturmuştu yerine.

Arabaya koştu ve bilinçsizce bekledi bir müddet.

Uykusu vardı ama temiz çarşaflı yatağı ile sıcacık yorganı biraz ötede dururken o perişandı arabanın koltuğunda.

Ne yapmalı?

Arabada sabahlamalı mı, yoksa Mağusa’ya geri mi dönmeli…

Belki de eve girip yılanı öldürebilirdi ama ya yalnız değilse…

Küçük olduğuna göre anası da vardı bu hayvanın.

Peki o neredeydi?

Ya dolapta bir yerdeyse.

Hele yatağımda yatıyorsa.

Çıldıracaktı ve karar verdi.

Sabaha kadar orada bekleyip belediyeye gidecekti.

Öyle ya bilhassa seçimler öncesinde kapı kapı gezip ilaçlama yapan ekipler gösteriliyordu televizyonlarda.

Sineğe karşı mücadele eden belediye elbette ki yılana karşı da bir tim oluşturmuş olabilirdi.

Yüzüne öfkeyle karışık verdiği doğru kararın mutluluğu yansımıştı.

Nasıl olduysa sabah Ezanı’na kadar gözleri gitmiş rüya bile görmüştü.

Güya havalarda serbestçe uçabiliyordu…

Hatta pilotlar bunu havada görerek panik bile yapmışlar gördüğü düşünde.

Fırladı yerinden…

dışarıdaydı ve ses olduğu gibi kulağındaydı…

Ne kadar da gürültü çıkartıyor bunlar diye düşündü

Canı pek sıkılmadı çünkü doğdu doğalı bu sese alıştırılmıştı…

Ama ilk anda irkildi ve yine düşüncelere daldı.

Uyusam mı eve mi girsem…

Bekledi

Sabah oldu…

Dağınık saçları ile, memurlar henüz daireye gelmeden, dayandı belediyenin kapısına.

-Evimde yılan var,..

-E?

-E ne?

-Bize niye geldin?     

-Kime gideyim?

-Bilmem.

Siz yardımcı olmuyor musunuz?

-Sinek olsa,böcek olsa hatta hatta fare olsa gelelim ama yılan ekibimiz yok…

 -Yok mu?

Yokmuş.


Günün Karikatürü:

2.20111002122552.jpg

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5