Doğada yaşam bölgesine sahip çıkan çok canlı var… Müthiş saygı duyuyorum… Bu bir çeşit “toprağa – yurda” bağlılıktır…

Toprağını ve yurdunu seven bir insan, asla teslim olmayan insandır bana göre…

Bizim en ciddi sıkıntımız da budur… Toprak ve yurt sevgisi ile bazı sembollerin bize öğretilmiş – alıştırılmış sevgisini karıştırıyoruz…

Örneğin Rumlarla en ciddi farkımız “toprak” sevgisidir…

Onlar sonuna kadar topraklarına tutkun oldukları için çözümü engelliyor biz ise sonuna kadar ganimete sarıldığımız için anlaşmaya yaklaşamıyoruz…

Neyse bu ayrı bir konu.

Bugün yazmak istediğim bu değil…

Geçenlerde bir köyümüzde “ağıllardan bıktık” konulu bir haberle ilgili söyleşi yapıyordum. Çok sayıda İngiliz de bu köye yerleşti… Köyde asırlardır hayvanlarla içiçe yaşayan Kıbrıslı Türkler, “suçlanan” sınıfı oluşturuyor… Çünkü ağıllar ve hayvanlar onların…

“Bıktık usandık – kokudan ve sinekten oturamıyoruz” diyen sonradan villa almış Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli kesim ise “suçlayan” kesimi oluşturuyor… Hukuken haklı kesim ikincisi… Çünkü zamanında “ağıllar köy dışına çıkacak” denmiş… Eskiden köy dışındaydı ağıllar ama köy inşaat furyası döneminde beton işgaline uğradığı için, çevresi villa doldu.

Gittik… Söyleşilerimizi yapıyoruz… Şikayetçi ve aynı zamanda bizimle söyleşi yapacağı için sabah kuaföre bile gitmeyi ihmal etmeyen (ki bravo diyorum) hanımefendi, “komşumuz İngilizlere de sorun, eminim onlar da şikayetçidir” dedi…

Çaldık orta yaş sınırı üzerinde İngiliz çiftin kapısını… Orta yaş, 80 civarı… Bizim bazı siyasilerin yaşlarında… Kadına sorumuzu sorduk, “yaaaaki – illaki kokuyor sinekler” falan diye bir açıklama beklerken. Tam tersi oldu… “Onlar, (yani ağıllar ve sakinleri demek istiyor) bizden önce de oradaydılar… Biz, onların orada olduklarını bilerek bu evi aldık… Şikayetimiz yok… Birinin gitmesi gerekiyorsa, o biziz…” demez mi? Tam içinde kalma durumu!

Biz sonradan geldik… Onları evlerinden edemeyiz…

… Bizim evin bahçesinde ciddi bir yılan polülasyonuna rastlıyoruz son günlerde…

Doğal yaşamlarında, evet soğuk ve ürkütücü hayvanlar ama dedelerimden ve askerlikten öğrendiğim kadarıyla, “incitmezsen hiç bir şey yapmazlar”… İncitmiyorum… Bir parmağını zamanında bunlardan birine kaptırmış bir aile büyüğü ise benim onları incitmememden huy kapıyor ve “gördüğünde gırmayla vuracan” (Yasak olsa da av tüfeği ile öldür) diye çıkışıyor… Elbette haklı nedenleri var… Çocukları tembihliyorum…

Görürseniz sakın dokunmayın… Zaten çocukların bahçeyle de ilgileri yok… Onlar, gece yaşamının kuşları… Zamane kişileri…

Evin kedisi İsabelle geçen hafta iki yılan öldürdü… Biri evin içine kadar girdi… Ancak yılan girdi de mi kedi öldürdü yoksa yılan kediyi öldürüp mü eve getirdi arasında henüz tam yargıya varamadık… Hemen tedbir aldık… Kükürt serptik etrafa…

Evin üç köpeğinden en küçüğü iki aylık minik ve dünya sevimlisi Denzel, cuma akşamı 15 dakikalığına ortadan kayboldu… Bir geri döndü ki resmen çocuk gibi ağlıyor… Burnunun kenarında kırmızı renk “kan gibi” bir şey duruyor… Hatta yere damlıyor… Ve suratı iki kat büyümüş… Hemen doktorumuzu, sevgili Selim Özhuy’u arıyoruz… “Abi acele al gel, yılan soktu eminim” diyor… görünce saptamasının doğru olduğunu netleştiriyor…

Köpek kucakta biz veterinerde… Doktorun anında serumları, ilaçları, iğneleri derken bu satırlar da yazılırken hala minik köpek komada… Kurtulması için dualardayım… Geceleri kucağımda uyuyordu dünya yakışıklısı minik bebeciğim…

Ve yılanlar… “Batsali” cinsi… O kadar biliyorum… Köpeği sokan, “Gufi” de olabilir… Engerek olan… Neyse… Cins önemli değil…

“Bulduğumu öldüreceğim!” diyorum önce… Hemen araştırmaya başlıyorum? Ne yapar da öldürürüm bu soğuk – ürkütücü ve zehirli hayvanları?

Sonra kafa biraz sakinliyor ve “kopek incitmeseydi, dokunmazdı” diyorum…

Daha sonra, o İngiliz orta yaşlı 84 yaşındaki kadın aklıma geliyor… “Onlar bizden önce buradaydı”… Doğada, kendi başlarındaydılar… Daha 15 yıl önce bizim şu an yaşadığımız bölge, tarlaların ortasıydı… Şimdi Bellapais – Oznaköy – Doğanköy birleşti… Doğaya yığdık betonu… Zengin oldu satanlar… Para doldu kasalar… Kimisi iflas da etti… Nice yüzme havuzlu villalar serpildi bölgeye… Ama kimse, doğanın gerçek sahiplerini düşünmedi…

Siz siz olun; doğayı sevmenin ötesinde; hayvanlar da olsa, başkalarına ait topraklar üzerinde yaşarken, “illa ki haklıyım da haklıyım, illa ki şu ya da bu nedenle de mağdurum da mağdurum” diye ağlamayın… Doğayı koruyun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31