Gün ağardı ağaracaktı…

Havada geceden kalma sisin etkisi hala vardı.

Gökyüzüne baktım.

Bulut yoktu yukarıda…

Geceydi orası.

Koyu maviydi henüz.

Yukarıda mavinin içine serpilmiş, asılı duran yıldızları gördüm.

Yıldızlar ne kadar da çoktu.

Uzandım bir tanesine dokundum.

Sıcaktı.

Elimi yaktı.

Sonra diğerine dokunmak istedim…

Durdum.

Bir yerde küme kümeydiler.

Dağınıktılar…

Onları toparlamak istedim önce.

Elimin yanmasını düşündüm…

Vaz geçtim.

Kalsınlar öylece, dedim kendi kendilerine…

Dokunmamalıydım.

Dağınık kalmaya devam etsinler.

Ve en kuzeydeki yıldıza gözüm ilişti...

Kuzey yıldızı dedikleriydi o…

Çobanlar, askerler, izciler.

Ve yolunu kaybedenler…

Ona bakar, öyle yollarını bulurlar.

O kutsal yıldızdır.

Çünkü işe yarıyor.

Menfaat sağlarsa işe yarar, sağlamazsa, olmasa da olur yani…

Üç yıldızı fark ettim sağ tarafta…

Onlara iyice daldım, gittim.

Yaklaştım biraz daha.

Yakından baktım.

Çok da yakın değillermiş.

Sanki dip dibeydiler ama bizim güneşten uzaklığımız onların arasındaki mesafeden daha yakın gibi geldi.

Acaba orada yaşayanlar var mı?

Varsa işleri çok zor olmalı.

Belki de oradan oraya günlük çalışmaya gidenler olabilir…

Kim bilir aralarında metro bağlantısı bile vardır.

Nedense yıldızlara bakarken 1974 sonrası İstanbul’u bir de tatillerde geldiğim Kıbrıs’ı anımsarım.

O günlerde savaş henüz yeni bitmişti.

İstanbul’a yeni gelmiştim.

Beş katlı adı “Yurdakul” olan apartmanında kalıyorduk.

Sokak Abdullah Dede Sokak’tı…

Semt Kocamustafa Paşa…

Dokuz kişiydik orada.

Her odayı iki kişi paylaşırken birimiz salonda yatıyordu…

Camlar güvensizdi.

Çerçeveler zayıftı…

Tutunmadan camı açar, yukarı bakardım.

Yukarıda yıldız olmalıydı ama yoktu.

Sanki İstanbul tüm yıldızları toplamış, çöpe atmıştı.

Dumandan mı, göremediğimiz hava kirliliğinden mi, yoksa apartmanların gökyüzünü kapatmalarından mı anlayamamıştım.

Ama gerçekten yoktular.

Sonra tatillerdeki dönüşümde, toprağa ilk basışımda bakardım Kıbrıs’ın yukarısına.

Tüm yıldızlar bıraktığım yerdeydiler.

Savaş onları söküp götürememiş bizim gibi.

Hangi yıldız neredeyse aynen orada durmaya devam ediyordu.

Seviniyordum.

Gurur duyuyordum.

Baf geliyordu aklıma.

Mutallo’da, gafgaladan denize bakarken seyrettiğim yıldızları aklıma getiriyordum.

Ağzımdan hafif tebessüm beliriyordu.

Gülümsüyordum.

Bir gün yine sizi gecenin son karanlığında penceremden çıkıp izleyeceğim, diyerek.

Yıldızlara özlem meğer Baf’tan kalmaymış…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31