Akşam öylesine bakayım dedim.

Birinde vizyondaki filmler vardı…

Sinemaya epeydir gitmedim diye düşündüm.

Gitsem mi, dedim…

Sonra; iş çıkışında trafikte koşacaksın; gidip sinemaya gireceksin; kuyruk olmalı, kuyruğa takılacaksın.

Hangi koltuk diye yer seçeceksin.

Yanında bira mı fıstık mı almalı diye düşüneceksin.

Tuhaf bir şey bu…

Ne güzeldi eskiden.

Atıf’ın Sineması vardı bir de Papatya…

Öğrenciye sadece cumartesi günleri serbestti.

Sandalyeler tahtaydı.

Sıra sıraydılar.

Sigara içmek serbest olduğu için film oynatılırken de arada da dumandan geçilmezdi salon…

Yerlere fıstık, basadembo kabukları atılırdı.

Ve arada dondurmacı, kolacı dolaşırdı.

Locamız bile vardı ama loca genelde tercih edilemezdi.

Aralardan izleme daha keyifliydi.

Bina barakaydı.

Yağmur yağdığında atmosfer de izlemek de değişirdi.

Her neyse.

Öylesine gözümden geçirdim o günleri.

Diğer kanala geçtim.

Birileri ekran üstünde “tekrar” yazan bir programda konuşuyorlardı.

Eğitimden, sağlıktan bahsediyorlardı.

Diğerine baktım.

Reklamlar gördüm.

Reklamlar ki sırf inşaat.

Bilmem nerede akıllı binalar, bilmem nerde bahçeli…

Ah dedim içimden, memlekette betondan başka ne kaldı ki…

Öfkelendim.

İmkânım olsa.

Çıkıp hepsini tek tek yıkacağım…

Ama dağların delinmesi bile göz göre olurken…

Çok canım sıkıldı birden.

Ve son ekranda “Muhteşem” vardı.

Oraya takıldım.

Muhteşem ne der acaba, diye meraklandım.

Öyle ya…

Ülkede hükümet, muhalefet, basın, yaya, arabalı, velesbitli…

Çocuk, genç, seyyar satıcı, ayakkabıcı…

Aklımıza ne gelirse…

Karşı çıkarken Muhteşem, “kimse anlamadan konuşuyor” dedi.

Hani konuya uzak olsam…

Neyin ne olduğunu anlamasam…

Mesela diyelim ki RTE…

“Siz bu işi götüremezsiniz, cumhuriyetinizi biz dâhil kimse tanımıyor, size yardımcı olalım sizin orada TC cumhurbaşkanlığı temsilciliği açalım” dese…

Veya Davutoğlu TC Başbakanlık temsilciliği.

Hadi ondan geçtik.

Serdar Denktaş’ın kaç tane sıfatı varsa o sıfatta bir makamı bulsalar…

O makamın başındaki bakan dese ki, “Denktaş’ın makamının tam karşısına, temsilcilik açmalı”…

Kafam karıştı.

O hala konuşuyordu.

Kendinin bile inanmadığı kendi doğrusuna, bizleri değil kendini inandırmaya çabalıyordu.

Dinlesem beni ikna edecekti miydi?

Zor…

Uykusuz kalmaya değmez dedim.

Kapattım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31