Öylesine dalgın yürürken ağaçların arasından sesler duydum.

O seslerle birlikte dalların dalgalandığı dikkatimi çekti.

Meraklandım.

Yavaşça sokuldum o tarafa, ancak hava kararmak üzereydi.

Pek fark edilemiyordu neler olduğu.

Biraz daha yaklaştım.

“Pır”  deyip havalandılar.

Bahsettiğim kargalardı…

Son günlerde fark etmişsinizdir, eskiden kelle başına para veriliyordu avcılara, azalsınlar diye, şimdi ya verilmiyordur çoğaldılar yada doğaya inat daha çok ürüyorlar.

Ancak denge doğa tarafından kurulduğundan yiyecekleri kadar çoğalabiliyorlar.

Yiyecek bitti mi doğal seleksiyon devreye girer.

İyice yaklaştım ağacın altına.

Meğer kargaları ürküten simsiyah bir kediymiş.

Yiyecek bitti mi seleksiyon devreye girer demiştim.

Muhtemelen kargalar ağaçların altında yiyecek arıyorlardı hayatta kalabilmek için, kedi de hayata tutunmak için kargalardan birini yem yapmak istemiştir.

Düşündüm de o an…

Yaklaşık bir ay önce evde beslediğim kuş “özgürlüğü” için firar etmişti.

O gündür bugündür ne bir haber var ondan ne de yendiğine dair bir tüy.

Biliyorsunuz ki kargalar kendilerinden zayıf canlıları, uçan da olsa yerler.

Kargalar orada yani ağaçların altında benim kuşu kıstırmış tam parçalayıp yutacakken kedi gelip onları ürkütseydi,…kuş ne yapardı?

Ne korkunç bir durum değil mi…

Kediden kaçmak için uçsa, az önce onu yemeye çalışan kargalara yem olacaktı.

Uçmayıp orada kalsa o anlık hayatını kurtaran kedinin midesine gidecekti…

Siz olsaydınız ne yapardınız bir düşünün ve kendi kendinize yorumlayın.

Ben düşündüm, cevabını bulamadım.

Çünkü öyle de yemsin böyle de.

-Alo…

-Napan doktorum.

-Napayım siz ne yaparsınız?

-Burası kalabalık…

-Ne var gene?

-Kurşunlandık…

-Kim?

-Bu seferki ülkücü.

O anda kendimi orada arkadaşlarımın yanında hissettim.

Hiç korkmadım bu olaydan.

Aksine gazetemle gurur duydum çünkü leş kargalarının üşüşmeleri gidilen yolun doğru olduğunun belirtisi.

Milliyet Gazetesi’nden Kadri Gürsel, “Kıbrıslılarla helalleşelim yoksa aramız iyice açılacak” diye bir yazdı dün.

Kıbrıs’taki diğer gazeteler o yazıyı sayfalarına taşıyarak, “işte bizi anlayan biri” dediler.

Oysa  o yazar bizi anladığı için yazmadı o yazıyı.

O yazar bizim ne yapacağımızı anladığı için döktü o satırları ve uyardı kendi hükümetlerini,

“Aman şunlarla biraz daha iyi geçinin yoksa bizim borumuzu tıkarlar”.

En azında ben böyle anladım

 

Bir 1974 öncesi sıkılan kurşunlara bir de Afrika’ya sıkılan kurşuna bakıp kıyasladım.

Aklıma takıldı…

Özgürlüğü için evden kaçan kuşumun yerinde olsaydınız kargaların olduğu yöne uçup kediden mi kurtulurdunuz, yoksa yerde kalıp havada sizi parçalamak için bekleyen kargalardan mı?

Bir yerde bir yanlışlık olmalı değil mi?

Yukarı tükürdük sakala gelmesin diye bıyığı kirlettik…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31