Şu gençliğin hali ne olacak…

Sümer Çivi Yazılarından

Kuşakların ve özelliklerinin ele alındığı önceki yazıda (http://www.gundemkibris.com/kusaklar-birbirimizi-tanimak-ve-anlamak-6731yy.htm) z kuşağı ile ilgili olarak içine doğdukları dijital ortamdan ötürü, düşünme ve bilgiyi işleme süreçleri ile diğer kuşaklara göre çok farklılaşmış olduklarını belirtmiştik. Bugünkü yazıda z kuşağını daha detaylı olarak tanımaya çalışalım.

İnsanlık tarihinde, her kuşak kendinden önce gelen kuşağı tutucu ve duygudaşlıktan yoksun, kendinden sonra gelen kuşağı ise saygısız ve sorumsuz olarak görmüştür. Elimizdeki kanıtlardan yola çıkarak en azından Sümerlerden beridir bunun böyle olduğunu varsayabiliriz. İnsan olan her yerde çıkar, duygu, amaç gibi farklılıklardan ötürü çatışma olması doğaldır. Ancak kuşaklar hiçbir dönemde z kuşağı çocuklarında olduğu kadar farklılaşmamıştır. Çünkü 21.yy da dijital teknolojilerin kullanımı her alanda yaygınlaşmış ve günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bu gelişmenin sonucu olarak, bu dijital ortamda doğan ve bu teknolojiden etkilenerek büyüyen çocukların da kendilerinden önceki kuşaklardan farklılaşması doğal bir sonuçtur. z kuşağı farklı çünkü içine doğdukları dijital çağdan ötürü düşünme ve bilgiyi işleme becerileri farklı. Bu farklı deneyimler farklı beyin yapılarına sahip olmalarına yol açıyor. Bunu neröplastisite kavramı ile açıklamaya çalışalım.

Neröplastisite, beyinin sürekli yapılanması ile ilgili bir kavramdır. Önceleri beynin gelişimini 3 yaşta tamamladığı görüşü oldukça hâkimdi. Ancak yeni araştırmalar, beynin adaptasyon özelliğine sahip olduğu; girdi ve deneyimlerimize göre sürekli olarak yenilendiğini göstermektedir.  İşte beynin bu süregelen ve devam eden yapılanması nöroplastisite olarak adlandırılmaktadır. Beyin bir plastiğe benzetilebilir, yani kendini şekilden şekile sokabilir. Bu da hangi konularda daha çok vakit geçirirsek beyinde o bağlantılar güçlenir demektir. Sonuç olarak bu kadar dijital bombardımana maruz kalan çocukların bilgiyi işleme süreçlerinin bizden farklı olması; görsel hafızalarının, öğrenme ve bilgiyi işleme süreçlerinin farklı şekilde gelişmesi doğal bir sonuçtur. Yani ebeveyin/öğretmen/eğitimci olarak şunu anlamalıyız ki bu kuşak bizi sinirlendirmek için böyle davranmıyor.

z Kuşağının Özellikleri

z kuşağına eğitsel olarak bakarsak, bu diğer kuşaklardan ayıran en önemli özellik çalışan annelerdeki hızla artışla birlikte eğitime erken başlamaları ve eğitim sürelerinin uzun olmasıdır. Çok uzun süre sistemde kaldıklarından eğitimden beklentileri yüksektir.

z kuşağı yaratıcılığa izin veren aktivitelerden hoşlanır. Anında ve açık geribildirim isterler. Bu bakımdan z kuşağının eğitilmesi ile ilgili olarak öğretmenlere/eğitimcilere büyük sorumluluklar düşmektedir. Dewey’in söylediği gibi ‘eğer bugün dün öğrettiğimiz gibi öğretiyorsak, çocuklarımızın geleceğinden çalıyoruz demektir’.

z kuşağı çocukları aynı zamanda dijital yerli olarak da adlandırılır. Bu kavram Marc Prensky tarafından ortaya atılmıştır ve z kuşağının eğitsel özelliklerini oldukça güzel özetlemektedir. Dijital yerliler, genellikle basılı olmayan, dijital kaynakları tercih ederler; düzyazıdan çok görsellere, hareketlere, müziğe önem verirler; eşzamanlı işlemleri aynı anda rahatça yapabilirler ve doğrusal olmayan verilerden bilgi edinme yolunu tercih ederler. Öte yandan dijital yerli olan z kuşağının dijital göçmen olarak adlandırılan ebeveyn ve öğretmenleri vardır ki bilgi edinmek için öncelikle basılı materyalleri tercih ederler. Herhangi bir teknolojik ürünü ya da programı kullanmada kılavuz isterler. Doğrusal öğrenirler; sıralı işleri daha kolay algılarlar.  

z kuşağının kültürel ve sosyal değerlerine baktığımızda fiziksel olarak yalnız olduklarını görürüz. Bu kuşak daha çok sosyal mecrada iletişime açıktır ve kendilerine özgü bir kısaltma dilleri vardır. Prensky, bu gelişmeler ile sonradan tanışan ve bu iletişim dilini sonradan öğrenenlere, yani dijital göçmenlere, dijital dili aksanlı konuşanlar demektedir.

z kuşağı için bireyler arasındaki iletişimde anında yanıt önemli bir kriterdir. Bu kuşak kendini ifade etmekten hiç çekinmez, tercihlerini açıkça ortaya koyar. Bireyselliğe ve özgürlüklerine düşkündürler. Bu kuşağın ebeveynlerinin en çok dikkat etmeleri gerek husus z kuşağının mahremiyet duygusunun zayıf olmasıdır. Özellikle sanal ortamda iletişim halinde olduklarından; paylaştıkları bilgilere, muhatap oldukları insanlara oldukça dikkat etmek gerekir.

Peki, ebeveynler, öğretmenler/eğitimciler olarak,  bu kuşağın özelliklerinden ötürü çocuklarımıza kazandırmak istediğimiz her türlü değerden, amaçtan vaz mı geçeceğiz? Bunun cevabı tabi ki hayır; bu çocukları yetiştirirken amaçlarımızı değil, onlarla iletişim kuracağımız araçlarımızı değiştirmeliyiz. Çünkü başka türlü bu kuşağı yakalayamayız. Çok hızlı değişen bir dünyada yaşıyoruz. Bu dönemde dünün dünyasının koşullarına göre değil, yarının belirsizlikleri ile başa çıkabilecek düşünme becerisi ve problem çözme yeteneği olan çocuklar yetiştirmeliyiz. Özellikle her alanda çok çeşidin olduğu bir ortamda büyüyen bu kuşaktan, bana göre karar verme ve otokontrol becerisi olan çocuklar gelecekte başarılı olacaklardır. Peki, bu becerileri çocuklarımıza nasıl kazandıracağız? Bu konu bir sonraki yazıda ele alınacaktır. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31