Dört gün süren tatil, bitti nihayet.

Dört günde çalışan tembelliğe, tembel yaşayan sürünmeye alışabilir.

Sabah kalk…

Yürü…

Biraz daha yürü…

Denize git, sahilde dur, denize bak…

Dalga var, de geri dön.

Eve git.

Kapı kapalı…

Aç, gir içeri.

İçerisi karanlık.

Işığı aç.

 Su iç.

Televizyonu aç.

Televizyonda haberleri ara.

Haberler o saatte yok.

Belki siyah beyaz bir film…

Suphi Kaner’in de oynadığı Belgin Doruk’lu Ayhan Işık’lı bir film çıksın karşına.

Film birazdan bitecek çünkü iş son anlarına gelmiş.

Kavuştu kavuşacaklar…

Uzaktan kumandayı bir kenara bırak.

Televizyonu kapat.

Bir şeyler atıştırmaya git.

Sonra gazete faslı...

Atla arabaya, bakkala git.

Gazete geldi mi, de…

Ayaküstü bakkalla sohbet et.

Bayramdan, kurbandan, Kıbrıs meselesinden konuş.

“Of” de çık.

Tekrar ev.

Gazeteyi okuduktan sonra tekrar televizyon...

Bu sefer siyah beyaz film bulamazsınız.

Karşınızda “Bana Her Şey Yakışır” dizisi.

Kız elinde poşet, arkasında kamera koşturur.

Zamanı kısadır.

Parası da kısıtlı...

Çarşıda, pazarda gezecek, kısa zamanda kendisine en yakışanını en uygun fiyata alacak.

Sonra kuaföre gidecek.

Kuaförden sonra ne mi olur?

Bilmem…

Çünkü hiç birisini kuaföre kadar takip edemedim.

Ama takip edenler var.

Sonra dışarı çık.

Evin etrafında bir tur at.

Dön tekrar içeri gir.

Evdekiler öylece “Ne oluyor sana” der gibi baksınlar.

Bu dört günlük tatilde yurtdışı veya iyi bir yere kaçmamışsanız…

Ve de aile gezisi yapıp el öpme alışkanlığınız yoksa…

 Muhtemelen böyle günler yaşamışsınızdır.

Buna benzerini ben de yaşarken…

“Dur yahu” dedim.

“Kıbrıs güzel.

Hava güzel.

Bulutlar da güzel.

Hatta yerdeki toprak, taştaki garavolli, duvardaki mişaro güzel.

Hız kameraları varsa da var, sen dağlara çık” dedim…

Dağlara vurdum kendimi…

Girne’yi Ay Kuruş’a doğru geçtim.

Baf Aynıkolalıların yaşaması gereken ama Trabzonluların yoğun oldukları Ay Kuruş köyüne varmadan sağa döndüm…

İstikamet, “Harca” (Karaağaç ) Köyü…

Aklımda köy görmek vardı.

Bir de köylü ve köylünün ürettiklerinden almak…

Mis gibi köy çöreğinden yemek…

Köy hellimin tadına bakmak…

Dışında villa denilen, ev bile olmayan yazlık evler.

İçinde de köyle ilgisi olmayan insanlar.

Kahvesi bile bulunmayan köyün girişinde, “içine girmek tehlikeli” yazan kilise vardı.

Ve orada durakladım işte.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31