Algının Gölgesinde Gerçek

Tülin Berova yazdı…

Algının gölgesinde kaybolan olgular üzerine düşünmek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bugün her zamankinden daha gereklidir. Gördüğümüz, okuduğumuz ve duyduğumuz her bilginin gerçek olup olmadığını sorgulamak artık bir zorunluluktur. Günümüz dünyasında mesele yalnızca olayları yaşamak değildir. Olayların nasıl sunulduğunu, nasıl anlatıldığını ve nasıl algılandığını da birlikte yaşıyoruz.

Olgu olduğu gibi olandır. Değişmez, eğilip bükülmez ve kendini savunma ihtiyacı duymaz. Algı ise insan zihninin süzgecinden geçer. Geçmiş deneyimler, önyargılar, korkular ve beklentiler algıyı şekillendirir. Bu nedenle aynı olgu farklı insanlar için bambaşka anlamlar taşıyabilir.

Aynı habere farklı başlıklar atıldığını sıkça görürüz. Bir olay kimi zaman abartılır, kimi zaman önemsizleştirilir. Oysa olgu yerinde durur. Değişen sadece bakış açısıdır. Buna rağmen çoğu zaman birçok insan bakış açısını gerçeğin kendisi zannetme eğilimi gösterir.

Sosyal medya çağında algı, olgunun önüne geçmiştir. Neyin doğru olduğundan çok neyin daha fazla dikkat çektiği konuşulmaktadır. Bir bilginin doğruluğu değil, ne kadar paylaşıldığı önem kazanmaktadır. Sosyal medyada paylaşım sayısı sınırlı olmayabilir ancak algı yaratmak adına sürekli içerik üretenler dikkat çekmektedir. Bu durum toplumu gerçekten uzaklaştırır ve yapay gerçekliklere yönlendirir. Cumhurbaşkanından koalisyon ortaklarına kadar birçok ismin karikatürize edilerek videolara dönüştürülmesi bu tablonun en belirgin örneklerinden biridir. Bu tür içerikler yoğun ilgi görmez. Zira önemsiz ve ahlaki sınırları zorlayan bu üretimler, toplumsal kaliteyi yükseltmez aksine aşağı çeker. Üstelik küçük ölçekli toplumlarda algı uzun vadede kalıcı olmaz. Yüz yüze iletişimin güçlü olduğu dar topluluklarda bilgi hızla test edilir, yanlış olan kısa sürede ayıklanır ve gerçek kendini daha çabuk ortaya koyar.

Algı yönetimi artık yalnızca büyük kurumların işi değildir. Her birey kendi çevresinde bir algı üreticisi haline gelmiştir. Paylaşılan bir fotoğraf, yazılan bir yorum ya da seçilen bir kelime başkalarının zihninde iz bırakır.

Siyaset sahnesinde de benzer bir durum göze çarpar. Aynı siyasetçinin sürekli aynı konu üzerinden mesaj vermesi bir süre sonra etkisini kaybeder. Bu tekrar meseleyi derinleştirmez, aksine sığlaştırır.Kamuoyunda bıkkınlık oluşturur ve ikna gücünü zayıflatır. Sürekli tekrar edilen söylemler tartışmayı beslemek yerine yorar.

Bu tablo karşısında yapılması gereken açıktır. Her görülen bilgiye hemen inanılmamalıdır. Bir adım geri çekilip sorgulamak gerekir. Karşılaşılan şeyin olgu mu yoksa algı mı olduğu ayırt edilmelidir. Bu ayrımı yapabilmek günümüzün en önemli becerilerinden biridir. Bu beceri kaybedildiğinde başkalarının kurduğu bir dünyada yaşamaya başlanır.

Algıyı tamamen yok saymak mümkün değildir. İnsan olmak bir ölçüde algılamak demektir. Önemli olan algının farkında olmak ve onun yönlendirici etkisini görebilmektir. Mesele algıyı reddetmek değil, onu doğru konumlandırmaktır.

Hayat algılar ile olgular arasında kurulan dengeyle şekillenir. Ne tamamen gördüğümüze teslim olmak doğrudur ne de her şeye şüpheyle yaklaşmak. En sağlıklı yol her ikisini birlikte değerlendirebilmektir. Çünkü hakikat çoğu zaman bu iki alanın kesiştiği yerde ortaya çıkar ve kalıcı olan her zaman gerçeğin kendisidir.

{ "vars": { "account": "G-2P5695J8JB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }