Bir can gitti.
Sadece bir beden toprağa girmedi. Bir gelecek, bir umut, bir hayat planı da gömüldü. Bir evin ışığı söndü. Bir annenin kalbi durmadan kanamaya başladı.
Ve bu ülkenin adalet terazisi titremeden şunu söyledi:
“Karşılığı: 2 yıl.”
Ya Allah aşkına İki yıl…
Bir üniversite öğrencisinin hazırlık sınıfı kadar. Bir askerliğin kısa dönemi kadar.
Bir evliliğin balayı süresi kadar.
Ama giden bir hayat.
Adalet dediğimiz şey tam da burada sınıfta kalıyor. Çünkü bu kararlar “hukuki” olabilir ama insani değildir. Vicdanla ölçüldüğünde bu cezalar, adalet değil, sistemin soğuk, ruhsuz ve insanı hiçe sayan yüzüdür.
İki yıl.
Bir insanın ölümü, bir takvim yaprağının iki kez çevrilmesiyle “ödenebilir” görüldü.
Sanki bir eşya kırılmış gibi.
Sanki telafisi mümkün bir hata yapılmış gibi. Sanki bu ülkede insan hayatı, indirim kuponuyla alınan bir ürünmüş gibi.
Bu bir karar değil, bu vicdansızlıktır.
Çünkü adalet, sadece kanun maddelerini okumak değildir. Adalet, vicdanla hüküm vermektir. Ama bizde vicdan, mahkeme kapısından içeri alınmıyor. Dosyalar kalın, acılar ise görünmez sayılıyor. Bu ülkede öldürmenin cezası artık caydırıcı değil, öğretici.
Mesaj net:
“Merak etme. En fazla iki-üç yıl.”
İşte bu yüzden korkuyoruz.
İşte bu yüzden herkes potansiyel fail kadar, potansiyel kurban da. Adalet dediğiniz şey, güçlüye yumuşak, zayıfa sert olursa; onun adı adalet olmaz. Adı düzenli adaletsizlik olur. Ve bu düzen, her gün yeni bir mezar kazıyor.
Bir can gitti.
Ama devlet sadece dosyayı kapattı.
Fail cezasını sayılı günlere böldü.
Ama biz toplum olarak bir kez daha şunu öğrendi. Bu ülkede ölmek, yaşamaktan daha ucuz.
İki yıl sonra kimse bu davayı hatırlamayacak.Ama o mezar orada olacak.O evde eksik bir sandalye olacak.
O annenin gözleri bir daha hiç eskisi gibi gülmeyecek.
Ve biz hala soracağız…
Bir can gerçekten iki yıl mı eder?
Eğer ediyorsa, mesele adalet değil.
Mesele, bu ülkenin insan hayatına biçtiği utanç verici fiyat etiketidir.
HAYIRLI CUMLARA…