Belki de bu sorunun en ürpertici cevabı, koruması gereken evladına zarar veren birinin varlığıdır. Çünkü çocuk, dünyaya güvenmeyi önce ailesinde öğrenir. Bir baba ya da anne, çocuk için sadece bir ebeveyn değil…. Bir sığınak, bir liman, bir gölgedir. O gölge karardığında ise yalnızca bir hayat değil, bir gelecek de yaralanır.
Bu tür suçlar yalnızca hukuki değil, aynı zamanda vicdanın tamamen yok olmasıdır. Toplumun en temel yapı taşı olan aileyi içten içe çürüten bu karanlık, sessizlikle beslendiğinde büyür. “Aman duyulmasın”, “Aile içinde kalsın” gibi sözler aslında suçu saklayan bir perdeye dönüşüyor. Oysa saklanan her gerçek, başka bir çocuğun daha yalnız kalmasına neden olmuyor mu?
Şunu açıkça söylemek istiyorum ki, çocuklar kimsenin emaneti değil, toplumun ortak sorumluluğudur bana göre. Bir çocuğun güvenliği, sadece dört duvar arasına bırakılamayacak kadar değerlidir. Göz yummak, susmak ya da görmezden gelmek, kötülüğün en büyük yardımcısıdır.
Adalet ise bu noktada yalnızca ceza vermekle sınırlı olmamalıdır. Caydırıcı, hızlı ve kararlı olmalıdır. Çünkü çocukların hayatında telafisi olmayan yaralar açan bu suçlar, “bir gün unutulur” denilerek geçiştirilemez ey yargı. Unutulmamalı ki güçlü bir toplum, en savunmasızını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Bunun bilmek için alim olmaya gerek yok.
Ama mesele sadece mahkeme salonlarında bitmez. Eğitimle, farkındalıkla, çocukların kendilerini ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturarak bu karanlığa karşı gerçek bir set kurulabilir. Çocuklara “yalnız değilsin” hissini verebildiğimiz gün, kötülüğün alanı daralmaya başlayacaktır bence.
Ve belki de en önemlisi…
Bir çocuk korkuyla değil, umutla büyümelidir. Evine girerken tedirgin değil, huzurlu olmalıdır. Çünkü çocukların güvenle gülebildiği bir ülke, gerçekten güçlü bir ülkedir.
Sessizliğimiz değil cesarettimiz bulaşıcı olsun. Koruyalım, duyalım, konuşalım.
Çünkü bir çocuğun hayatı, hiçbir utancın arkasına saklanamayacak kadar değerlidir.
ÇOCUKLARIMIZIDAN UZAK DURUN…