İlişkilerde yaşanan sorunlar çoğu zaman “iletişim eksikliği” olarak açıklanır. Oysa klinik gözlemler ve psikoloji alanındaki bilimsel çalışmalar, birçok ilişkisel problemin temelinde duygusal farkındalık eksikliğinin yattığını göstermektedir. Kişi ne hissettiğini anlayamadığında, neye ihtiyaç duyduğunu da net biçimde ifade edemez. Bu durum, ilişkilerde yanlış anlaşılmaları, kırılmaları ve zamanla artan duygusal mesafeyi kaçınılmaz hale getirir.
Psikoloji literatüründe duyguları tanıma, ayırt etme ve adlandırabilme becerisi “duygusal farkındalık” olarak ele alınır. Lane ve Schwartz’ın (1987) geliştirdiği modele göre, duygularını yeterince tanıyamayan bireyler içsel yaşantılarını söze dökmekte zorlanır ve çoğu zaman duygularını davranışları aracılığıyla ifade eder. Daha ileri düzeyde görülen aleksitimi ise kişinin duygularını fark etme ve ifade etme becerisindeki belirgin güçlüğü tanımlar. Araştırmalar, aleksitimi düzeyi yüksek bireylerin romantik ilişkilerinde daha fazla çatışma yaşadığını ve ilişkisel doyumlarının daha düşük olduğunu ortaya koymaktadır (Taylor, Bagby & Parker, 1997).
Günlük yaşamda bu durum sıkça karşımıza çıkar. Partneriniz size “Neyin var?” diye sorduğunda “Bir şeyim yok” demeniz buna iyi bir örnektir. Aslında içinizde kırgınlık, değersizlik ya da hayal kırıklığı olabilir. Ancak bu duyguyu ayırt edemediğinizde susmayı seçersiniz. Zamanla bu suskunluk, karşı taraf tarafından ilgisizlik ya da soğukluk olarak algılanır ve ilişki içinde görünmeyen bir duvar örülmeye başlar.
Benzer biçimde bazı insanlar sevgi gördüğünde geri çekilir, eleştirildiğinde sertleşir ya da sınır konduğunda yoğun öfke yaşar. Bu tepkilerin altında çoğu zaman öfke değil; incinme, reddedilme korkusu ya da değersizlik hissi yer alır. Ancak kişi bu duygularla temas edemediğinde, ilişkide savunma ve kaçınma davranışları ön plana çıkar.
Psikolojik açıdan bakıldığında, sağlıklı bir ilişkinin temel koşulu karşı tarafı anlamaktan önce kişinin kendisini anlayabilmesidir. Duygularını tanıyabilen birey, sorumluluğu karşısındakine yüklemek yerine kendi iç dünyasına bakabilir. Bu farkındalık, suçlama yerine açıklamayı; kaçış yerine temas kurmayı mümkün kılar.
Sonuç olarak sağlıklı ilişkiler, kusursuz insanlarla değil; duygularını tanıyabilen, adlandırabilen ve ifade edebilen bireylerle kurulur. Çünkü insan, önce kendi iç dünyasıyla temas kurar. Ancak bu temastan sonra, bir başkasıyla güvene dayalı ve derin bir bağ kurabilir.