Bu ülkeye artık girmek için ne pasaport gerekiyor ne vicdan, ne de bir denetim.
Elini kolunu sallaya sallaya giren girene. Kim olduğu, nereden geldiği, ne getirdiği, ne götürdüğü kimsenin umurunda değil. Sınır kapıları güvenlik noktası değil, adeta otomatik kapı gibi çalışıyor: Açılıyor, geçiyorsun.
Sonra ne oluyor?
Sonra suç artıyor.
Sonra yasadışı işler çoğalıyor.
Sonra çocuklar zehirleniyor, gençler kayboluyor, sokaklar güvensizleşiyor, ekonomi kirleniyor, toplum çürüyor.
Ama yetkililer ne diyor? “Her şey kontrol altında.”Kontrol altında olan tek şey halkın sabrı. KKTC Temizlenmiyor, Birikiyor
Pislik temizlenmezse ne olur?
Kokar. Bu ülkede de artık koku var. Ahlaki koku, hukuki koku, sosyal koku. Bu bir kişiye, bir gruba, bir millete yönelik bir söz değil. Bu denetimsizliğe, başıboşluğa, sahipsizliğe yönelik bir isyan.
Kim girdi, niye girdi, ne yapıyor — bilinmiyor.
Ama olan hep bu ülkenin insanına oluyor.
Suç işleyen kalıyor.Vergi vermeyen kazanıyor. Kurallara uyan eziliyor.
Devlet dediğin şey sadece bina değildir. Devlet, kontroldür.
Devlet, denetimdir.
Devlet, “burada her şey rastgele olmaz” diyebilmektir.
Ama bizde ne var?
Rastgelelik var. Başıboşluk var. Sessizlik var. Temizlik Sözle Olmaz Bu ülke temizlik istiyor. Ama vitrin temizliği değil. Gerçek temizlik. Sınırdan başlar, sokakta biter.
Denetimden başlar, adalette biter.
Sorumluluktan başlar, hesap vermeyle biter. Aksi halde bu pislik birikir.
Birikir birikir ve bir gün herkesin üzerine taşar. O gün geldiğinde kimse “bilmiyordum” demesin.
Kimse “nasıl bu hale geldik” diye sormasın.
Çünkü biz yıllardır söylüyoruz:
Bu ülkeye elini kolunu sallaya sallaya girilmez. Bu ülke sahipsiz değildir.
Bu pislik temizlenmek zorundadır.
Temizlenmezse ne olur? Pislik sadece yerde kalmaz , toplumun içine işler.
YA TEMİZLENECEK
YA DA HEPİMİZİ BOĞACAK…