Eski Zemin, Yeni Tuzak

Tülin Berova yazdı...

Kıbrıs meselesi, yalnızca diplomatik başlıklarla açıklanabilecek sıradan bir siyasi konu değildir. Bu mesele, Kıbrıs Türk halkının varoluşu, güvenliği, egemenliği ve Anavatan Türkiye ile kurduğu tarihsel bağ açısından değerlendirilmesi gereken milli bir davadır.

Son günlerde Rum basınında yer alan bazı iddialar üzerinden yürütülen tartışmalar, algının diplomasi kadar etkili kullanılmak istendiğini göstermiştir. Bir Kıbrıslı Rum gazetecinin yazdığı metnin mutlak doğru kabul edilmesi ve bunun üzerinden kamuoyunda beklenti oluşturulması dikkatle okunmalıdır.

Bu noktada üç farklı açıklama, üç ayrı siyasi bakışın çerçevesini ortaya koymuştur. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın sosyal medya açıklaması, daha çok sürecin soğukkanlılıkla yürütülmesi, manipülasyona gelinmemesi ve toplumun doğru yöntemlerle bilgilendirilmesi üzerine kuruludur. Bu yaklaşımın içinde devlet ciddiyetine vurgu yapan bir taraf vardır. Ancak Kıbrıs meselesinde yalnızca sakin kalmak yeterli değildir. Asıl mesele, masada hangi ilkelerle durulduğudur.

Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Ünal Üstel’in açıklaması ise daha net bir devlet çizgisini ortaya koymaktadır. Sayın Üstel, Kıbrıs’ta iki ayrı halkın, iki ayrı demokrasinin ve iki ayrı egemen devletin bulunduğunu vurgulamaktadır. Bu tespit, bugünün siyasi gerçekliğini en sade biçimde ifade etmektedir. Kıbrıs Türk halkının iradesini yok sayan, egemen eşitliği dikkate almayan hiçbir yaklaşımın kalıcı sonuç üretmesi mümkün değildir.

Başbakan Üstel’in, Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına verdiği destek de anlamlıdır. Çünkü Kıbrıs meselesi, yalnızca KKTC’nin iç siyasi gündemi değildir. Bu mesele, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü, Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin temel dayanağıdır.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun açıklaması ise daha uyarıcı ve kırmızı çizgileri hatırlatan bir çerçeve sunmaktadır. Sayın Ertuğruloğlu, Rum tarafının gerçek dışı senaryolarla yeni bir algı operasyonu yürüttüğünü ifade etmekte, toprak tavizi, kısmi tanınma ve NATO garantisi gibi başlıkların güvenli bir gelecek sunmayacağına dikkat çekmektedir.

Üç açıklama arasındaki fark burada ortaya çıkmaktadır. Sayın Erhürman süreci yönetme biçimine odaklanırken, Başbakan Üstel ve Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu meselenin esasına, yani egemenlik, iki devletlilik ve Türkiye’nin garantörlüğü ilkelerine ağırlık vermektedir. Kanaatimce belirleyici olan da budur.

Çözüm arayışı elbette reddedilecek bir kavram değildir. Ancak çözüm adı altında devlet, egemenlik, güvenlik ve eşit statü tartışmaya açılıyorsa dikkatli olmak gerekir. Rum tarafı egemen eşitliği kabul etmeden, ambargolar kalkmadan, izolasyonlar sona ermeden ve KKTC’nin devlet kimliği tanınmadan eski zeminleri yeni isimlerle gündeme taşımak halkımıza umut değil, belirsizlik getirir.

Annan Planı sürecinde yaşananlar hafızalardadır. Kıbrıs Türk halkı çözüm iradesini ortaya koymuş, fakat bunun karşılığında adil bir muamele görmemiştir. O tecrübe, bugün daha dikkatli ve gerçekçi olmamızı zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle iktidarın ortaya koyduğu iki devletli siyaset, yalnızca siyasi bir tercih değil, yaşanmış tecrübelerin sonucudur. Bugün ihtiyaç duyulan şey, geçici diplomatik rüzgârlara kapılmak değil, devlet aklıyla hareket etmektir.

Kıbrıs’ta kalıcı barış, iki egemen eşit devletin karşılıklı saygı temelinde iyi komşuluk ilişkileri kurmasıyla mümkündür. Sakinlik önemlidir, fakat milli duruş daha önemlidir. Diplomasi gereklidir, fakat egemenlik pazarlık konusu yapılamaz. Kıbrıs Türk halkının geleceği, iki devletli siyasetten, Anavatan Türkiye’nin garantörlüğünden ve kendi devletine sahip çıkma iradesinden geçmektedir.

{ "vars": { "account": "G-2P5695J8JB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }