Güvenlik ve Caydırıcılık

Tülin Berova yazdı...

Dünya son yıllarda giderek daha karmaşık ve kırılgan bir dönemden geçiyor. Özellikle Ortadoğu’daki savaşlar, bölgesel gerilimler ve küresel güç mücadeleleri yalnızca o coğrafyayı değil, Doğu Akdeniz’deki tüm ülkeleri doğrudan etkiliyor. Bu gelişmeler küçük ya da büyük her devlet için güvenlik, hazırlık ve kurumsal kapasitenin ne kadar hayati olduğunu açık biçimde gösteriyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu coğrafyanın ayrılmaz bir parçasıdır. Stratejik konumu nedeniyle bölgede yaşanan gelişmelerden bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, Ortadoğu’daki çatışmalar ve küresel siyasi dengeler güvenlik kavramını yalnızca askeri bir mesele olmaktan çıkarmıştır. Günümüzde güvenlik sadece ordu ve silah gücüyle sınırlı değildir. Afetlere hazırlık, sivil savunma kapasitesi, altyapının dayanıklılığı ve kriz anlarında kurumların eşgüdüm içinde hareket edebilmesi modern güvenlik anlayışının temel unsurlarıdır.

Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar ve krizler aynı gerçeği ortaya koyuyor. Hazırlık her zaman kriz anında verilen tepkiden daha değerlidir. Bu nedenle kamuoyunda sığınaklar, afet hazırlıkları ve sivil savunma konularının gündeme gelmesi doğaldır. Eksiklerin dile getirilmesi kurumların güçlenmesine katkı sağlar. Ancak eleştirinin amacı karamsarlık üretmek değil çözüm üretmek olmalıdır. Önemli olan eksikleri tespit edip bunları giderecek iradeyi ortaya koymaktır.

KKTC küçük bir ülke olabilir ancak bulunduğu coğrafya son derece stratejiktir. Özellikle son dönemde Rum yönetiminin hızlanan silahlanma politikası, İsrail ile kurduğu askeri iş birliği ve adadaki İngiliz üslerinin üçüncü ülkelere açılması Kıbrıs’ı doğrudan gerilim hattına çekmektedir. Bu tek taraflı adımlar adadaki herkes için risk oluşturmaktadır. Rum lider Nikos Hristodulidis’in Türkiye’nin tepkilerini önemsemediğini ifade eden açıklamaları da bu sorumsuz yaklaşımın göstergesidir. Benzer şekilde Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ın Kıbrıs meselesi ve Kıbrıslı Türkler hakkında yaptığı açıklamalar bölgedeki hassas dengeleri gözetmeyen bir anlayışı yansıtmaktadır.

Tam da bu noktada Türkiye’nin adadaki caydırıcı varlığı büyük önem taşımaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güçlü askeri desteği ve savunma altyapısının geliştirilmesi güvenliğin en önemli güvencesidir. Türk askerinin varlığı barışın ve istikrarın en sağlam teminatıdır. Türkiye’nin savunma kapasitesini artırması ve gerekli askeri tedbirleri alması bölgedeki dengesizliğe karşı güçlü bir cevaptır. Nitekim son gelişmeler kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı tarafından duyurulduğu üzere KKTC’nin güvenliğini artırmaya yönelik planlamalar doğrultusunda altı adet F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemleri Ercan Havalimanı’na konuşlandırılmıştır. Bu gelişme uzun yıllar sonra Türk jetlerinin adada yeniden operasyonel varlık göstermesi anlamına gelmektedir.

Ortadoğu’daki savaşlar istikrarın ve güvenliğin değerini bir kez daha hatırlatmaktadır. Çatışmaların ve belirsizliğin hâkim olduğu bir bölgede huzur içinde yaşayabilmek büyük bir kazanımdır. Bu kazanımın korunması için devlet kurumlarının güçlü olması ve kamu yönetiminin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekir.

Bugün Kuzey Kıbrıs’ın en büyük ihtiyacı karamsarlık değil akılcı planlama, güçlü kurumlar ve Anavatan Türkiye ile sürdürülen sağlam dayanışmadır. Bölgesel belirsizliklerin arttığı bir dönemde güvenliğin korunması ancak gerçekçi politikalar ve güçlü devlet refleksiyle mümkündür.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bugün sahip olduğu istikrar ve güven ortamı, coğrafyanın gerçeklerini doğru okuyan bir yönetim anlayışı ile Anavatan Türkiye’nin güçlü desteğinin birleşmesi sayesinde mümkün olmuştur. Bu tablo, KKTC’nin yalnızca bugünün değil geleceğin jeopolitik dengelerinde de güvenli ve sağlam bir zeminde yoluna devam ettiğini açık biçimde göstermektedir.

{ "vars": { "account": "G-2P5695J8JB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }