KKTC, Aralık ayında Anayasa’nın öngördüğü yerel seçimlere doğru ilerlerken, siyaset sahnesinde yalnızca aday isimleri değil, yerel yönetim anlayışı da yeniden değerlendirilecektir. 2022 yılında yürürlüğe giren yasal düzenleme ile belediye sayısının 28’den 18’e düşürülmesi, daha güçlü, mali açıdan sürdürülebilir ve hizmet kapasitesi yüksek bir yerel yönetim yapısı oluşturma hedefinin somut adımı olmuştur.
Bugün artık bu reformu geriye dönük tartışmaktan çok, yeni yapının hizmet üretme gücüne nasıl yansıdığını doğru okumak gerekir. Belediyeler yalnızca çöp toplayan, yol yapan veya ruhsat veren idari birimler değildir. Sosyal hizmetten çevre yönetimine, altyapıdan imara, mali disiplinden kriz yönetimine kadar geniş bir kamusal sorumluluk alanına sahiptir.
Yerel seçimler değerlendirilirken sandığın yalnızca belediye başkanlığı ile sınırlı olmadığı da unutulmamalıdır. Aynı seçim sürecinde belediye meclis üyeleri, muhtarlar ve ihtiyar heyeti üyeleri yani azalar da belirlenecektir. Muhtarlar ve azalar, mahalle ile köyün günlük ihtiyaçlarını en yakından takip eden yerel temsilcilerdir. Bu nedenle yerel seçimler, halkın mahallesine, köyüne ve gündelik hayatına en yakın demokratik tercihlerden biridir.
Mevcut tabloda 18 belediyede farklı siyasi partilere mensup ve bağımsız belediye başkanları görev yapmaktadır. Bu durum yerel siyasetin çok aktörlü yapısını ortaya koymaktadır. Bu nedenle seçim sürecinde aday profilleri, bölgesel dengeler, muhtarlık yapıları ve siyasi partilerin sahadaki çalışmaları belirleyici olacaktır.
Ulusal Birlik Partisi’nin mevcut belediye başkanlarıyla seçime girme yönündeki iradesi, siyasi pazarlama açısından istikrar ve devamlılık mesajı taşımaktadır. Bu mesaj doğru bir siyasal iletişim diliyle anlatıldığında seçmen nezdinde güçlü karşılık bulabilir. Çünkü yerel yönetimlerde deneyim, kurumsal hafıza ve hizmet sürekliliği önemlidir.
Bu süreçte genel seçimin erkene alınarak yerel seçimle birlikte yapılması da soğukkanlı biçimde değerlendirilebilecek bir seçenektir. Böyle bir yöntem, seçmeni kısa aralıklarla iki kez sandığa götürmekten kurtarabilir. Kamu kaynaklarının, siyasi enerjinin ve toplumsal dikkatin daha verimli kullanılmasına katkı sağlayabilir.
Elbette iki seçimin birlikte yapılmasında da bazı hata payları ve teknik zorluklar olabilir. Ancak hata ihtimali demokrasinin işleyişini durduracak bir gerekçe haline getirilmemelidir. Seçmenin karışıklık yaşayacağı veya yanlış tercih yapacağı yönündeki yaklaşımlar doğru değildir. Kıbrıs Türk seçmeni bilinçlidir. Sandığın ne anlama geldiğini bilir. Yerel hizmetle ülke yönetimi arasındaki farkı ayırt edecek olgunluğa sahiptir.
Bu nedenle tartışmanın merkezinde seçmene güvensizlik değil, seçmene duyulan saygı olmalıdır. Demokrasi, halkın iradesine güvenildiği ölçüde güçlenir. Sandık hangi takvimle kurulursa kurulsun, seçmenin sağduyusu ve siyasi olgunluğu bu süreci taşıyacak güçtedir.
Muhalefetin seçim sürecini hükümeti yıpratma zeminine çekme gayreti olabilir. Ancak seçimlerin ana ekseni polemik değil, hizmet ve yönetim becerisi olmalıdır. Yerelde seçmenin ölçüsü nettir. Hizmetin devamlılığı, belediye yönetimindeki istikrar, muhtarların ve azaların mahalle düzeyindeki erişilebilirliği sandıkta karşılığı olan başlıklardır.
Bu nedenle 2026 seçim sürecinde güven veren, hizmet odaklı ve geleceğe dönük bir siyasal dil önem kazanacaktır. Genel seçimlerin erkene alınarak yerel seçimlerle birlikte yapılması halinde ise sandık, hem yerel hizmet anlayışını hem de ülke yönetimindeki istikrar iradesini birlikte tartacaktır. Kıbrıs Türk seçmeni bu ayrımı yapacak siyasi olgunluğa sahiptir. Son sözü yine halk söyleyecek, demokrasi de sandıktan çıkan iradeyle güç kazanacaktır.