Bir insanın en büyük çaresizliği nedir biliyor musunuz? Hastalığı değil… Çaresine ulaşamamak.
Doktor, “İleri tetkik gerekli.” diyor. Bu cümleyi duyan herkes bilir ki artık mesele basit değildir. O andan itibaren insanın aklında tek bir soru vardır: “Acaba bende ne var?”
Fakat asıl acı olan, bu sorunun cevabını öğrenebilmek için tam beş ay beklemek zorunda bırakılmaktır.
Beş ay…
Sağlıklı bir insan için takvim yapraklarından ibaret görünen bu süre, hastalık şüphesi taşıyan biri için bitmek bilmeyen geceler, uykusuz sabahlar ve her geçen gün büyüyen endişedir. Çünkü hastalık takvimle ilerlemez. Kanser, tümör, kalp rahatsızlığı ya da başka ciddi bir hastalık, hiçbirisi devletin randevu sistemini beklemez. Onlar zamanı kendi lehlerine kullanır.
Peki ya insan?
İnsan sadece bekler…
Telefon ekranına bakar, belki erken bir randevu açılır diye umut eder. Hastane koridorlarında umut arar. Tanıdık bulmaya çalışır. Sistemin açığını değil, hayatının devamını arar.
Bugün sağlık sisteminin en büyük problemi sadece doktor eksikliği değildir. Asıl problem, insanların umutlarının da sıraya konulmuş olmasıdır.
Bir ülkede ileri tetkik için aylar sonrasına gün veriliyorsa, orada sadece randevular gecikmiyordur, teşhis gecikiyor, tedavi gecikiyor, bazen de hayat gecikiyor.
Oysa sağlık, ertelenebilecek bir hizmet değildir. Yol yapılır sonra açılır. Bina yapılır sonra kullanılır. Ama sağlıkta “bekleyin” demek, bazen geri dönüşü olmayan sonuçların kapısını aralamaktır.
Kimse ayrıcalık istemiyor. Kimse torpil istemiyor. İnsanlar sadece zamanında teşhis, zamanında tedavi ve yaşama tutunabilecek bir fırsat istiyor.
Çünkü hastalık beklemez.
Ve ne yazık ki bazı insanlar, randevu günü geldiğinde artık o randevuya gidecek durumda bile olmayabilir.
Bir devletin gerçek gücü, vatandaşını hastalandığında ne kadar hızlı ayağa kaldırabildiğiyle ölçülür. Takvim yaprakları ilerlerken umutlar tükeniyorsa, üzerinde düşünmemiz gereken şey yalnızca sağlık sistemi değil, vicdanlarımızdır.
BEKLEYEN SADECE HASTA DEĞİL, HAYATTIR…
KARAKUŞ