Karar Verdikten Sonra Neden Hâlâ Kendimizden Şüphe Duyarız?

DOĞUŞ ENGİN YAZDI///

Gün içinde yüzlerce karar veririz. Ne giyeceğimizden, nasıl bir mesaj yazacağımıza; iş hayatımızdaki tercihlerden özel yaşamımızdaki önemli kararlara kadar birçok seçim yaparız. Ancak bazı insanlar için asıl zorluk karar vermek değil, karar verdikten sonra başlar.

Karar verildikten saatler, hatta günler sonra bile zihinde aynı sorular dönmeye devam edebilir: “Acaba yanlış mı yaptım?”, “Farklı davransaydım sonuç değişir miydi?”, “Daha doğru bir seçenek var mıydı?”

Bu durum çoğu zaman bilgi eksikliğinden kaynaklanmaz. Kişi aslında elindeki bilgilerle mantıklı bir karar vermiştir. Buna rağmen zihni, sanki karar henüz verilmemiş gibi aynı ihtimalleri tekrar tekrar değerlendirmeye devam eder. Bu süreç psikoloji literatüründe karar sonrası ruminasyon ile ilişkilendirilmektedir. Ruminasyon, kişinin aynı düşünceleri çözüm üretmeden tekrar tekrar zihninde döndürmesi olarak tanımlanır.

Bu döngünün önemli nedenlerinden biri ise belirsizliğe tahammülsüzlük olabilir. Belirsizliğe tahammül etmekte zorlanan bireyler, kesin doğru kararı bulabileceklerine inanarak olası bütün senaryoları yeniden analiz etmeye çalışırlar. Ancak yaşamın doğası gereği hiçbir karar yüzde yüz garanti içermez. Bu nedenle sürekli zihinsel analiz yapmak çoğu zaman daha doğru bir karar kazandırmaz; yalnızca kaygıyı, zihinsel yorgunluğu ve kendinden şüphe etmeyi artırabilir.

Üstelik bu durum yalnızca büyük yaşam kararlarında ortaya çıkmaz. Bazen gönderilen bir mesajın içeriği, yapılan bir konuşma ya da günlük hayatta verilen küçük bir karar bile saatlerce zihni meşgul edebilir. Kişi, geçmişteki kararı değiştiremeyeceğini bilmesine rağmen, sanki daha fazla düşünürse daha doğru bir sonuca ulaşabilecekmiş gibi aynı düşünce döngüsüne tekrar tekrar girer.

Son yıllarda yapılan araştırmalar da bu durumu desteklemektedir. Morriss ve çalışma arkadaşlarının 2021 yılında yayımladığı araştırmalar, belirsizliğe tahammülsüzlüğün kaygı düzeyini artırabildiğini ve bireylerin kararlarından daha fazla şüphe duymasına katkıda bulunabileceğini göstermektedir.

Psikolojik sağlamlık ise kusursuz kararlar vermek anlamına gelmez. Asıl psikolojik güç, belirsizlik tamamen ortadan kalkmadan da yaşamaya devam edebilmek ve verilen kararın sorumluluğunu üstlenebilmektir. Çünkü hayat, kesinliklerle değil; olasılıklarla ilerler.

Kendimize şu soruyu sormamız faydalı olabilir: “Bu düşünceler bana yeni bir çözüm mü sunuyor, yoksa yalnızca aynı kaygıyı yeniden mi yaşatıyor?” Eğer cevap ikinci seçeneğe daha yakınsa, sorun kararın kendisinden çok, zihnin o karara tekrar tekrar dönme eğiliminde olabilir.

Bu süreç zamanla kişinin kendisine olan güvenini de zayıflatabilir. Çünkü her yeni kararda geçmişte yaşadığı aynı sorgulama döngüsünü yeniden deneyimler. Böylece sorun yalnızca karar vermek olmaktan çıkar; kişinin kendi değerlendirme becerisine duyduğu güven de giderek azalabilir.

Unutmayalım ki yaşamımızı belirleyen yalnızca verdiğimiz kararlar değildir. O kararların ardından kendimizle kurduğumuz içsel diyalog da ruh sağlığımız üzerinde en az kararlarımız kadar etkilidir. Kendimize güvenmeyi öğrenmek, her zaman mükemmel kararlar vermekten daha değerlidir.

{ "vars": { "account": "G-2P5695J8JB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }