Kıbrıs’ta güç kavgası: Enerji ve Mülkiyet

BAHAR SANCAR YAZDI///

Kıbrıs’ta son günlerde yaşanan iki gelişme, aslında aynı stratejik mücadelenin farklı cephelerini oluşturuyor…

Bir yanda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, İsrail ve ABD’nin katılımıyla oluşturulan yeni Doğu Akdeniz Enerji Merkezi, diğer yanda ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) ile ilgili kararı…

Bu iki başlık bize bir kez daha gösteriyor ki Kıbrıs meselesi artık yalnızca müzakere masalarında tartışılan bir sorun olmaktan çıkmıştır….

Bugün mesele enerji, güvenlik, uluslararası hukuk ve jeopolitik rekabetin merkezinde yer almaktadır…

Doğu Akdeniz’de asıl mücadele, bölgenin enerji koridorlarını, siyasi dengelerini ve gelecekteki stratejik ortaklıklarını kimin belirleyeceği üzerinedir….

Rum Yönetimi de yıllardır bu hedef doğrultusunda hareket etmektedir…

ABD, İsrail ve Yunanistan ile oluşturulan yeni enerji merkezi, enerji projelerinin çok ötesinde bir anlam taşımaktadır….

Enerji güvenliği, kritik altyapıların korunması ve bölgesel iş birlikleri üzerinden yeni bir güç alanı oluşturulmaya çalışılmaktadır….

Rum tarafı, enerji diplomasisini siyasi hedeflerinin bir aracı olarak kullanmaktadır…

Tam da bu dönemde TMK ile ilgili gelişmelerin gündeme gelmesi tesadüf değildir….

Bir taraftan enerji masaları kurulurken diğer taraftan mülkiyet dosyaları uluslararası kurumların gündeminde tutulmaktadır…

Diplomasi, enerji ve hukuk birbirinden bağımsız değil, aynı stratejinin parçaları olarak kullanılmaktadır…

Bu nedenle KKTC’nin önündeki tablo son derece nettir…

Türkiye ile enerji entegrasyonunun güçlendirilmesi artık yalnızca ekonomik bir tercih değil, stratejik bir gerekliliktir…

Doğal gaz, elektrik ve enerji altyapısına ilişkin projeler hayati öneme sahip ulusal güvenlik perspektifiyle ele alınmak zorundadır…

Çünkü Kıbrıs meselesi artık yalnızca Ada’nın geleceğiyle ilgili değildir…

Doğu Akdeniz’in enerji ve güvenlik düzenini şekillendiren bölgesel bir mücadeleye dönüşmüştür…

Rum tarafı yeni ittifaklar kurarken KKTC’nin de siyasi, ekonomik ve enerji alanındaki konumunu güçlendirmesi kaçınılmazdır…

Çünkü enerji haritalarında yer almayanların siyasi haritalardaki etkisi de zamanla azalır…

Ancak değişmeyen bir gerçek vardır: Kıbrıs Türk halkı bu adada yok sayılabilecek geçici bir topluluk değil, kendi iradesi ve egemenlik iddiası olan bir halktır…

Türkiye Cumhuriyeti ise bölgenin en güçlü siyasi ve askeri figürü olmakla beraber, bu adanın garantörüdür…

Rum tarafı ve işbirlikçileri bu gerçeğin farkındadır ve kurulan şer ittifakları da bu gerçeğin sonucudur…

Rum Yönetimi’nin sahip olmak istediği güç arzusu kendi topraklarını satacak kadar gözlerini kör etmiştir…

Her zamankinden daha dikkatli ve planlı olmak zorundayız…

Çünkü karşımızda sadece güç zehirlenmesi yaşayan Rum Yönetimi değil, sömürgeci Fransa, girdiği her yeri talan eden ABD, deniz yetki alanlarını genişleterek Doğu Akdeniz’de tek egemenlik isteyen Yunanistan ve bu dünyanın kanser hücresi, soykırımcı bebek katili, siyonist İsrail bulunmaktadır…

{ "vars": { "account": "G-2P5695J8JB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }