Mustafa Kul…
Bugün bu isim sadece bir kişinin adı değil, aynı zamanda cevabını bekleyen soruların, sessizliğin ve toplumsal vicdanın adıdır.
Bir insanın hayatını kaybetmesi elbette acıdır. Ancak bazı ölümler vardır ki geride yalnızca gözyaşı bırakmaz, aynı zamanda büyük bir sorgulamayı da beraberinde getirir. Çünkü bazen insanları en çok üzen şey yaşanan olay değil, olayın ardından oluşan sessizliktir.
Toplumun merak ettiği şey dedikodular değildir. İnsanlar suçlu aramaktan çok gerçeği aramaktadır. Çünkü gerçek ortaya çıkmadığında söylentiler büyür, güven azalır ve vicdanlar rahat etmez.
Hepimiz bir an durup düşünmeliyiz.
Bir insan en savunmasız olduğu dönemde, yardıma ihtiyaç duyduğu bir süreçte hayatını kaybediyorsa, geride kalanların “Nasıl oldu?” sorusunu sorması kadar doğal ne olabilir?
Soruların sorulması kimseyi hedef almak değildir. Tam tersine, adaletin ilk adımı sorabilmektir. Çünkü cevaplardan korkulan yerde güven de zedelenir.
Bugün Mustafa Kul’un ailesi bir evlat, bir kardeş, bir yakın kaybetmiş olabilir. Fakat toplum da başka bir şey kaybetmiştir. İç huzurunu…
Çünkü insanlar bilmek ister. Gerçekten ne yaşandı? Neler yapılabilirdi? Daha farklı bir sonuç mümkün müydü? Bu sorular cevabını bulmadıkça vicdanlar da huzura kavuşmayacaktır.
Bana göre bazen bir toplumun büyüklüğü, başarılarıyla değil, en kırılgan insanlarına gösterdiği hassasiyetle ölçülür. En güçlü olanlar değil, korunmaya en çok ihtiyaç duyanlar bize insanlığımızı hatırlatır.
Bugün mesele sadece Mustafa Kul değildir.
Mesele, yarın benzer bir olay yaşandığında aynı soruların yeniden sorulmamasıdır.
Çünkü her cevaplanmamış soru, gelecekte yaşanabilecek başka acıların gölgesidir.
Gerçek ortaya çıktığında belki acı dinmeyecek. Ama en azından toplum şunu bilecek. Sorular soruldu, gerçekler araştırıldı ve vicdanın sesi duyuldu.
Çünkü bazen adalet sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun ortak vicdanında da aranır. Ve vicdanın en güçlü sorusu hâlâ ortada duruyor.
MUSTAFA KUL’a ne oldu?