Son yıllarda danışanlarımın en sık kurduğu cümle şu: “Artık kimseye güvenemiyorum.” Bu yalnızca kişisel bir hayal kırıklığı değil; psikolojik, nörobiyolojik ve toplumsal boyutları olan bir güven kriziyle karşı karşıyayız.
Psikoloji literatürü güvenin erken ilişkilerde şekillendiğini söyler. Güncel bir meta-analiz, yetişkin bağlanma temsillerinin kişilerarası işlevsellik ve güven düzeyiyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Çocuklukta tutarlı, öngörülebilir ve duygusal olarak erişilebilir bakım deneyimi yaşayan bireyler, yetişkinlikte ilişkilerde daha rahat risk alabiliyor. Buna karşılık tutarsızlık ve duygusal ihmal, ileriki yıllarda “şüphe” değil, sürekli tetikte olma hali yaratıyor.
Güvenin azalmasında yalnızca bireysel geçmiş değil, içinde yaşadığımız çağ da etkili. OECD’nin 2022 tarihli raporu, sosyal izolasyon ve kurumsal güvensizlik arttıkça kişilerarası güvenin de düştüğünü gösteriyor. Pandemi sonrası dönemde evden çalışma, dijitalleşme ve yüz yüze temasın azalması, insanları birbirine daha yakın değil, daha mesafeli hale getirdi. Artık komşumuzu tanımıyor, iş arkadaşımızla derin bağ kurmadan proje yürütüyoruz. İlişkiler işlevsel; fakat kırılgan.
Nörobilim cephesi de tabloyu destekliyor. Kronik stresin amigdala reaktivitesini artırdığını gösteren çalışmalar, tehdit algısının yükseldiği durumlarda bireylerin sosyal risk almaktan kaçındığını ortaya koyuyor. Yani beyin alarmdaysa, güvenmek lüks gibi algılanıyor. Günlük hayatta bunun yansımasını basit örneklerde görüyoruz: Mesaj geç cevaplandığında hemen “acaba” başlıyor, yeni tanıştığımız birine kişisel bilgi verirken temkinli davranıyoruz, hatta iyi niyetli bir davranışta bile “altında ne var?” diye sorguluyoruz.
Ancak burada kritik bir ayrım var: Güvensizlik her zaman gerçek bir tehditten değil, öğrenilmiş bir korunma stratejisinden kaynaklanır. Güven, kontrol ederek değil; kontrollü risk alarak gelişir. Elbette körü körüne güvenmek sağlıklı değildir. Fakat herkesin potansiyel tehdit olarak algılandığı bir dünyada empati zayıflar, ilişkiler yüzeyselleşir ve yalnızlık derinleşir.
Belki de asıl soru şudur: Gerçekten kimse güvenilir değil mi, yoksa biz mi artık incinmeye tahammül edemiyoruz? Güveni yeniden inşa etmek, bireysel farkındalıkla ve güvenli ilişkiler kurma cesaretiyle mümkündür. Çünkü güven, insan olmanın en temel psikolojik ihtiyaçlarından biridir.