Dünyanın tarihini erkekler yazıyor diye düşünenler var...
Savaşların tarihini, sınırların tarihini, zaferlerin tarihini…
Ama aslında başka bir tarih daha var.
Sessiz yazılan bir tarih.
Annelerin tarihi.
Kadınların tarihi.
Ve o tarihin sayfaları çoğu zaman kanla, gözyaşıyla, susturulmuş çığlıklarla dolu.
Bugün 8 Mart.
Çiçek verilen, indirim mesajları atılan, sosyal medyada pembe kalplerle kutlanan bir gün.
Ama gerçeği söyleyelim mi?
Dünya kadınlara hâlâ bir özür borçlu.
Çünkü bir kadın hâlâ en çok evinde öldürülüyor. Bazen
bir kadının en büyük riski karanlık bir sokaktan geçmek değil; aynı yastığı paylaştığı adam.
Bu ironinin kendisi bile başlı başına bir trajedi.
Ama hikâye artık sadece evlerin içinde geçmiyor.
Yeni bir arena var: dijital dünya.
Sosyal medya denilen o dev meydan.
Kadınlar orada görünür oldukça, saldırılar da görünür hale geliyor.
Bir kadın konuştuğunda…
Fikri tartışılmıyor.
Bedeni tartışılıyor.
Bir kadın başarılı olduğunda…
Başarısı sorgulanmıyor.
Ahlakı sorgulanıyor.
Bir kadın fotoğraf paylaştığında…
Birileri mutlaka ona nasıl gülmesi, nasıl giyinmesi, nasıl var olması gerektiğini anlatıyor.
İnsan bazen düşünüyor.
Orta Çağ’da cadı avları vardı.
Bugün cadı yakılmıyor.
Ama linç kültürüyle dijital meydanlarda yakılıyorlar.
Ve sonra dünyanın başka bir köşesine bakıyoruz.
Orta Doğu’ya, Ukrayna’ya, Gazze’ye.
Haritaların sürekli yeniden çizildiği, petrolün ve silahların insan hayatından daha değerli göründüğü o kadim coğrafyalara.
Savaş haberlerinde hep sayılar duyuyoruz:
“Onlarca kişi öldü.”
“Yüzlerce kişi hayatını kaybetti.”
Ama o sayıların içinde bir sahne var.
Bir anne.
Kucağında çocuğu.
Artık nefes almayan bir çocuk.
O görüntüye baktığınızda politika susar.
Jeopolitik analizler susar.
Sadece insanlık konuşur.
Ve çok utangaç bir sesle şunu fısıldar:
“Biz ne yaptık?”
Kadınlar bu dünyanın en büyük çelişkisini taşıyor.
Hayatı doğuruyorlar.
Ama en çok hayat kaybını onlar yaşıyor.
Şiddetin gölgesinde…
Savaşların ortasında…
Ve artık ekranların arkasında da.
Bazen bana öyle geliyor ki kadınlar sadece kendi hayatlarını değil, dünyanın vicdanını da taşımak zorunda bırakılıyor.
O yüzden 8 Mart aslında bir kutlama günü değil.
Bir ayıp günlüğü.
Dünyanın kadınlara karşı işlediği hataların listesi gibi.
Evde dövülen kadınlar.
Sokakta öldürülen kadınlar.
İnternette aşağılanan kadınlar.
Bombaların altında çocuklarını kaybeden anneler.
Ve bütün bunların ortasında hâlâ kadınlara çiçek veriliyor.
Ne tuhaf.
Kadınlar çiçek istemiyor aslında.
Kadınlar hayatta kalmak istiyor.
Belki bir gün gerçekten kutlanacak bir 8 Mart gelir.
Kadınların öldürülmediği…
Seslerinin susturulmadığı…
Bir annenin çocuğunu savaşta toprağa vermediği bir dünya.
O gün geldiğinde…
8 Mart gerçekten bir bayram olur.
Ama o güne kadar…
8 Mart biraz da dünyanın kadınlardan özür dilemesi gereken gün...