Bir dönem bütün dünya ile bizler de aynı cümleleri duydu.
“Yeni bir virüs var…”
“Dikkatli olun…”
“Büyük tehlike geliyor…”
Şimdi yine benzer başlıklar dönmeye başladı. Bu kez adı hantavirüs. İnsan ister istemez düşünüyor. Yine mi aynı senaryo? Yine mi korku üzerinden toplumu yönlendirme dönemi?
Çünkü artık insanlar sadece hastalıktan değil, oluşturulan panik atmosferinden de yoruldu. Sürekli korkuyla yaşayan toplumlar, bir süre sonra gerçeği ayırt etmekte zorlanıyor. Her yeni virüs haberinde insanların aklına ilk gelen şey sağlık deği, bu işin sonu nereye bağlanacak? sorusu oluyor.
Elbette hastalıklar gerçektir. Virüsler vardır. İnsan sağlığı ciddiye alınmalıdır. Ama toplumun güvenini sarsan şey, bazen bilginin sunuluş biçimidir. Sürekli felaket senaryoları çizmek, insanların zihninde doğal olarak şüphe oluşturuyor.Önce korku pompalanıyor.Sonra ekranlarda uzmanlar çıkıyor.Ardından yeni önlemler konuşuluyor.
Ve en sonunda çözüm diye bir şey sunuluyor.
İnsanlar artık sadece anlatılanı değil, anlatılma zamanını da sorguluyor. Çünkü modern dünyada bilgi kadar algı yönetimi de güçlü bir silaha dönüştü. Sürekli korkuya maruz kalan toplumlar daha kolay yönlendirilir eşşek değiliz biliriz.
Burada önemli olan şey şudur.Toplumu bilinçlendirmek başka şeydir, toplumu korkuyla yönetmek başka şey.İnsanlar artık şeffaflık istiyor. Açık bilgi istiyor. Çelişkisiz açıklamalar istiyor. Çünkü güven bir kez kırıldığında, en doğru bilgi bile şüpheyle karşılanıyor.
Bugün yapılması gereken şey panik üretmek değil, akılcı şekilde bilgilendirme yapmaktır. İnsan sağlığı üzerinden reyting savaşları yapmak ya da sürekli felaket dili kullanmak topluma fayda değil, yorgunluk verir.
Halkın artık korkuya değil, güvene ihtiyacı var.Çünkü korkuyla yönetilen insanlar bir süre sonra ya her şeye inanır… ya da hiçbir şeye. Benden söylemesi…
Ve ikisi de bir toplum için tehlikelidir.