Rum tarafında ağır şekilde darp edilen KKTC vatandaşının, zanlıları yakalandı. Bu, adalet adına atılmış önemli bir adımdır. Ancak asıl soru hâlâ ortada duruyor. Böyle bir olay nasıl yaşandı?
Zanlıların Rum vatandaşı olmaması, Güney Kıbrıs’ta yaşadıkları gerçeğini değiştirmiyor değil mi? Bir devletin sorumluluğu yalnızca vatandaşlarına karşı değildir, kendi kontrolü altındaki bölgede bulunan herkesin güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Yanlış mı biliyorum? Hukuk bunu söyler, insanlık bunu gerektirir.
Yıllardır uluslararası platformlarda insan hakları, hukuk devleti ve güvenlikten söz eden Rum yönetiminin, şimdi bu ilkeleri kendi uygulamalarıyla göstermesi gerekiyor. Zanlıların yakalanması tek başına yeterli değildir. Olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, yargı sürecinin şeffaf yürütülmesi ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması da en az bunun kadar önemlidir.
Kıbrıs’ta güven, tek taraflı kurulmaz. Yıllarca bunu söyledik durduk be gardaş. Sınırı geçen herkes, kimliği ne olursa olsun, evine sağ salim dönebileceğini bilmelidir. Eğer insanlar taşıdıkları kimlik nedeniyle kendilerini tedirgin hissediyorsa, bundan sadece mağdurlar değil, barış umutları da zarar görür. Hadi şimdi hangimiz rahat rahat geçebileceğiz söyleyin?
Bu olayın ardından halka verilecek en güçlü mesaj, siyasi açıklamalar değil, adaletin eksiksiz işlemesi olmalıdır. Çünkü hukuk, yalnızca suçluyu bulmak için değil, toplumun güvenini yeniden inşa etmek için de vardır bildiğimiz kadarıyla.
Rum yönetiminin önünde önemli bir fırsat bulunuyor. Bu olayı sıradan bir asayiş vakası olarak görmek yerine, hukukun üstünlüğünü ve insan hayatına verilen değeri somut biçimde ortaya koymalıdır. İşte o zaman verilen barış mesajları daha inandırıcı olacaktır. Biraz zor ama denemekten kaybedilmez.
Kıbrıs’ın ihtiyacı olan şey karşılıklı suçlamalar değil, herkes için eşit işleyen adalettir. Bence gerçek güven, sınır kapılarında değil, hukukun kapısında başlar.
KARAKUŞ