Sabah evden çıkıyorsunuz. Anahtar cebinizde, telefon elinizde, aklınızda günün telaşı… Belki işe yetişeceksiniz, belki çocuğunuzu okula bırakacaksınız, belki sadece bir dostla kahve içmeye gideceksiniz. Hayat sıradan akıyor gibi görünür. Ta ki bir başkasının “aceleciliği” sizin son anınız olana kadar.
Trafik kazası diyoruz.
Ne kadar masum bir kelime değil mi? “Kaza” Sanki kaçınılmaz, sanki kader, sanki doğa olayı.Oysa çoğu zaman bu bir kader değil. Bu bir tercih.
Hız sınırını aşmak bir tercih.
Alkollü direksiyon başına geçmek bir tercih.
Kırmızı ışıkta “kimse yok” deyip geçmek bir tercih. Seyir halindeyken telefona bakmak bir tercih. Ve o tercihin bedelini çoğu zaman masum biri ödüyor. Bugün birçok trafik ölümünde fail “taksirle ölüme sebebiyet” suçundan yargılanıyor. Yani “bilerek değil” deniliyor. Evet, belki kimse bilerek bir can almak için direksiyona geçmiyor. Ama bilerek risk alıyor. Bilerek kuralları çiğniyor. Bilerek başkalarının hayatını tehlikeye atıyor.
Allah aşkıma ya , adaleti sağlayanlara soruyorum …
120 kilometre hızla şehir içinde gitmek gerçekten “bilmeden” mi oluyor?
Alkol aldıktan sonra direksiyon başına geçmek “yanlışlıkla” mı oluyor
Telefon ekranına bakarken yolu unutmak masum bir anlık dalgınlık mı? Bir insanın hayatı, birkaç yıllık ceza ile ölçülebilir mi?
Bir annenin her sabah boş odaya bakışı hangi mahkeme kararında yazılıdır?
Bir çocuğun , babam , annem , abim ne zaman gelecek?” sorusu hangi dosyada yer alır?
Be arkadaşlar , mahkeme salonlarında yıllar konuşulur.Mezarlıkta ise süre sonsuzdur.Adalet sadece ceza süresi değildir.Adalet, caydırıcılıktır.
Adalet, toplumun “Bu kabul edilemez” deme cesaretidir. Adalet, kuralları ihlal edenin değil, kurallara uyanın korunmasıdır.
Ama bir başka gerçek daha var.
Yasalar değişse bile, zihniyet değişmezse hiçbir şey değişmez.Biz trafikte hâlâ “ben” diye düşünüyoruz.
“Ben geçeyim.”
“Ben yetişeyim.”
“Benim işim önemli.”
Oysa trafikte herkesin hayatı eşittir. Birinin acelesi, bir başkasının ölüm nedeni olamaz.
Toplum olarak hızla övünüyoruz. Güçlü arabalar, yüksek performans, “akıyor” videoları… Ama kimse mezarlığa hız rekoru kırarak gitmek istemez. Kimse çocuğunun tabutunun başında “Ama arabası çok iyiydi” demez.
Trafik kültürü sadece asfaltla, tabelayla, radarlarla oluşmaz. Trafik kültürü vicdanla oluşur. Direksiyon başına geçtiğiniz an, sadece kendi hayatınızı değil, yan şeritteki genci, karşıdan karşıya geçen yaşlıyı, arka koltukta uyuyan bebeği de taşırsınız. O an bir sürücü değil, bir sorumluluk sahibisinizdir.
Belki yasalar ağırlaşmalı.
Belki cezalar daha caydırıcı olmalı.
Belki “taksir” kavramı yeniden tartışılmalı.
Ama en güçlü ceza korku değil, bilinçtir bence. Bir saniyelik mesaj için hayatınızı riske atmaya değer mi? Beş dakikalık erken varış için bir ömür boyu vicdan azabına değer mi?
“Bana bir şey olmaz” demek, gerçekten sizi korur mu?
Unutmayın: Trafikte haklı olmak hayatta kalmaya yetmez.
Ve hiçbir mahkeme kararı, bir annenin gözyaşını geri alamaz. Belki sizi öldüren kişi 5 yıl bile yatmayacak.
Belki birkaç yıl sonra yeniden direksiyon başına geçecek. Ama siz bir daha eve dönemeyeceksiniz.Bu yüzden dikkatli olun.
Kurallara uyun.Hızınızı düşürün.
Telefonu bırakın. Alkollüyken direksiyon başına geçmeyin.
Çünkü bazen bir saniye, bir ömürdür.
Ve bazen bir frene basmak, bir hayat kurtarır.
KARAKUŞ