Ortadoğu’da derinleşen kriz ve Doğu Akdeniz’de değişen dengeler, Kıbrıs meselesinin artık yalnızca ada ile sınırlı olmadığını açık biçimde gösteriyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, Kıbrıs temasları sonrasında yaptığı paylaşımda bu gerçeği güçlü bir mesajla ortaya koydu. Sosyal medya üzerinden yayımladığı videoda Türk askeri ile birlikte Türk bayrağı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı yer aldı, arka planda ise “Ada Sahillerinde Bekliyorum” türküsü duyuldu. Paylaşımında, Ada’ya yönelik hayal kuranlara karşı Mehmetçiğin orada olduğunu ve kararlılıkla beklediğini vurguladı. “Yüzme bilmeyenler gelmesin” ifadesi açık bir meydan okuma olarak öne çıktı.
Hulusi Akar’ın mesajı nettir; Türkiye Kıbrıs’ta taviz vermez, askeri gücüyle sahadadır ve Kıbrıs Türk halkının güvenliği tartışma konusu değildir.
Bu mesaj, son dönemde Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunan unsurlarında görülen provokatif ve Türk karşıtı söylemlere doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor. Özellikle “Kıbrıs Yunanistan’dır” veya “Kıbrıs’ı alacağız” şeklindeki sloganların yer aldığı görüntüler Türkiye tarafından dikkatle izleniyor.
Gelişmeler daha geniş bir çerçevede değerlendirildiğinde, bölgesel bir kuşatma stratejisinin işaretlerini taşıyor. KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun değerlendirmeleri bu açıdan dikkat çekicidir. İsrail’in Ege adalarına yönelik planları ve olası nüfus düzenlemeleri yalnızca güvenlik meselesi değil, daha geniş bir jeopolitik kurgunun parçası olarak görülmelidir.
Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs ile İsrail arasında gelişen ilişkiler de bu tabloyu tamamlıyor. Kurulan ittifaklar enerji ve güvenlik başlıklarını aşarak daha geniş bir stratejik zemine oturmuş durumda. Bu şartlar altında Kıbrıs Türk tarafının kararlı ve gerçekçi bir duruş sergilemesi kaçınılmaz hale geliyor.
Rum lider Nikos Hristodulidis tarafından yapılan açıklamalar ise bu gerçeklikle örtüşmüyor. Bir yandan Crans Montana sürecine dönmekten söz edilirken, diğer yandan Kıbrıs Türk halkına Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönme çağrısı yapılıyor. Aynı söylem içinde NATO üyeliği, İngiliz üsleri ve Türkiye’nin tanıması gibi birbirinden kopuk başlıklar yer alıyor. Bu yaklaşım politika bütünlüğü taşımıyor ve ciddi bir yönsüzlük sergiliyor.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman tarafından dile getirilen beyanatların da sorunların merkezinden uzak bir çerçevede ele alındığı, köşe yazılarında da sıkça dile getirilmektedir. Bu durum, mevcut tablo karşısında daha somut ve gerçekçi bir siyasi dil ihtiyacını ortaya koymaktadır.
1821 gibi tarihsel referanslar üzerinden kurulan söylemler günümüz gerçekliğini açıklamakta yetersiz kalıyor. Kıbrıs’ta yaşanan acı tecrübeler ve geçmişte ortaya çıkan güvenlik sorunları hâlâ hafızalardadır. Bu arka plan yok sayılarak yapılan çözüm çağrıları inandırıcılıktan uzak kalmaktadır.
Kıbrıs Türk halkını kurucu ortak olduğu devletten dışlayan ve kurumları tek taraflı sahiplenen bir anlayışın bugün şartlı haklar sunmaya çalışması kabul edilemez. Türkiye’nin garantörlüğünü yok sayan söylemler hem hukuki hem de siyasi gerçeklerle bağdaşmıyor.
İç siyasette zaman zaman yapılan ölçüsüz açıklamalar bu ciddiyetle uyumlu değildir. Böyle hassas bir dönemde kullanılan her ifade önem taşır. Sorumluluk sahibi herkesin bu bilinçle hareket etmesi gerekir.
Gelinen noktada tablo nettir. Bölgede yeni hesaplar yapılmakta, eski zihniyetler farklı yöntemlerle yeniden ortaya çıkmaktadır. Buna verilecek cevap açıktır. Kıbrıs Türk halkı, kendi iradesi ve Türkiye’nin güçlü desteği ile yoluna devam etmektedir. Tutarsız söylemler ve gerçek dışı projeler bu dengeyi değiştiremez.