Bu ülkede akıl tutulması artık münferit bir durum değil, sistematik bir hale geldi. Son günlerde dolaşıma sokulan iddia ise tam anlamıyla zekâyla alay eder cinsten: “ Gelen tetikçilere silahı Rum tarafı veriyormuş.”
İnsan sormadan edemiyor, bu masalı yazanlar halkın aklıyla mı dalga geçiyor, yoksa gerçekten bizi bu kadar saf mı sanıyor?
Ortada bir suç varsa, bir tetikçi varsa, bir silah varsa, bunun sorumluluğu da bu topraklardaki güvenlik zafiyetindedir. Ama her zamanki gibi adres şaşırılıyor. Fail ortada, silah ortada, ama suçlu yine hayali bir yerde aranıyor. Çünkü gerçeklerle yüzleşmek zor, masal anlatmak kolay.
Bu söylemin iki amacı var:
Birincisi, sorumluluğu üzerinden atmak.
İkincisi, korku ve düşmanlık üretmek.
Sahi sormadan edemeyeceğim.
Güney’den silah bu kadar kolay geçiyorsa, sınırlar kevgir gibi ise, bu bir “dış güç” meselesi mi, yoksa açık bir denetimsizlik ve ihmal meselesi mi?
Yoksa her olaydan sonra alıştığımız refleks mi devrede: “Biz yapmadık, bize yaptılar.”
Bu ülkede galeriler kurşunlanıyor, insanlar gündüz vakti infaz ediliyor, silahlar el değiştiriyor. Ama nedense hiçbir zaman sistem konuşulmuyor. Hiçbir zaman “Bu silahlar nasıl giriyor?” sorusu ciddiyetle sorulmuyor. Bunun yerine, kamuoyuna içi boş ama bol hamasetli cümleler servis ediliyor.
Gerçek şu ki,
Silah Rum’dan gelmiş olsa da olmasa da, bu ülkede silah dolaşıyorsa bu bir güvenlik fiyaskosudur. Tetikçi Türkiye’den gelmiş olsa da olmasa da, bu ülkede tetikçi cirit atabiliyorsa bu bir devlet zaafıdır.
Masal anlatmayı bırakın.
Topu karşı tarafa atarak gerçeği örtemezsiniz. Bu halk artık komplo değil, cevap istiyor.
Bahane değil, sorumluluk istiyor.
Çünkü bu ülkede biten tek şey hikâyeler değil; güven duygusu çoktan tükendi.
KARAKUŞ