Düşünün… Nüfusu 85 milyonu aşan bir ülke, TÜRKİYE… Devasa şehirleri, ulaşılması zor dağ köyleri, sürekli hareket hâlindeki metropolleriyle insanlarını tek tek sayabiliyor. Teknolojiyi kullanıyor, planlama yapıyor, organizasyonu kuruyor ve sonuçta “işte rakamlar” diyebiliyor. Ama hemen o ülkenin yanı başında , yüzölçümü küçük, nüfusu sınırlı bir ülke hâlâ net bir sayı ortaya koyamıyorsa, burada durup düşünmek gerekmez mi?
Bu sadece bir istatistik meselesi değildir. Bu, devlet ciddiyeti meselesidir. Bu, yönetim kapasitesi meselesidir. Bu, geleceği planlama meselesidir. Çünkü nüfus demek, okul demektir, hastane demektir, yol demektir, ekonomi demektir. Kaç kişi olduğunuzu bilmiyorsanız, kaç kişiye hizmet vereceğinizi de bilemezsiniz. Bilmediğiniz bir topluma nasıl bütçe hazırlarsınız? Kaç öğretmen gerekir, kaç yataklı hastane yapılmalıdır, altyapı ne kadar büyütülmelidir, bunların hepsi doğru nüfus verisine dayanmıyor mu ?
Ama bizde ne var …
Belirsizlik.
Tahminler.
Yuvarlak rakamlar.
“Üç aşağı beş yukarı” hesaplar.
Bir ülke için en tehlikeli şeylerden biri belirsizliğin normalleşmesidir. Çünkü belirsizlik önce rakamlara yerleşir, sonra kurumlara, en sonunda da insanların devlete olan güvenine sirayet eder.
Bugün nüfusu sayamayan bir yapı, yarın hangi sorunu doğru analiz edebilir?
Bir düşünün: Trafik artıyorsa sebebi nedir? Konut yetmiyorsa neden yetmiyor? Okullar kalabalıksa bunun arkasındaki gerçek sayı nedir? Plansız büyüyen inşaatlar kader değildir, çoğu zaman yanlış ya da eksik verinin sonucudur.
Valla çok merak ediyorum. Sormadan geçemeyeceğim. Gerçekten sayamıyor muyuz, yoksa saymak mı istemiyoruz?
Çünkü doğru rakamlar bazen rahatsız edicidir. Gerçekler ortaya çıktığında ihmaller de görünür olur. Plansızlık da, gecikmiş kararlar da.
Oysa çağımız veri çağıdır. Artık nüfus sayımı sadece kapı kapı dolaşmakla yapılmıyor. Dijital kayıtlar, adres sistemleri, merkezi veritabanları… Dünyanın pek çok küçük ülkesi bile bu işi sessizce, hızlıca ve güvenilir şekilde tamamlıyor.Sorun imkânsızlık değil. Sorun öncelik. Bir ülkenin neyi öncelediği, aslında nasıl yönetildiğini gösterir. Eğer nüfus sayımı yıllarca öteleniyorsa, bu teknik bir aksaklık değil, yönetsel bir tercihtir.
Ve kabul edelim ki, küçük bir ülkenin küçük sorunları olmaz. Tam tersine, küçük ülkelerde hataların etkisi daha büyüktür. Çünkü hata payı dar, telafi alanı sınırlıdır.
Toplumun da bu konuda sessiz kalmaması gerekir. Nüfus sayımı lüks değildir, temel bir devlet görevidir. Elektrik, su, güvenlik kadar hayati bir konudur. Çünkü doğru sayılmayan insan, doğru planlanamaz.
Aklıma şu da gelmiyor değil yani. Bu ülke
Modern görünmeye kaçıyor ama olay modern görünmek kolay , modern yönetilmek zordur.
Kos koca Türkiye sayım yapabiliyorsa, bu bize bir şeyi hatırlatmalıdır. Mesele büyüklük değil, organizasyondur. Mesele nüfus değil, niyettir.
Artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmedi mi? Bir ülke kendi insanını sayamıyorsa, yarınını nasıl sayacak?
Çünkü yönetim dediğiniz şey önce insanı tanımakla başlar. Sayıyla değil sadece sorumlulukla.
Ve unutulmamalı ki
Sayılmayan toplum, zamanla hesaba katılmayan topluma dönüşür. Yani yakında bize olacak olan gibi…