Bir ülke düşünün… Sokaklarında yürürken artık sadece kendi insanınızın dilini değil, onlarca farklı dilin uğultusunu duyuyorsunuz. Mahalleler değişmiş, yüzler değişmiş, alışkanlıklar değişmiş. Ama en tehlikelisi olan, huzur değişmiş. Çünkü bir yerde düzen sarsılırsa, ilk konuşan şey ne fikirler olur ne de hukuk… İlk konuşan bıçaklar olur.
Bugün yaşadığımız tabloyu sadece “yabancı sayısının artması” gibi basit bir cümleyle açıklamak, gerçeği küçültmektir. Sorun; kontrolsüzlük, plansızlık ve denetimsizliktir. Sorun; kim geldi, neden geldi, ne yapıyor, nasıl yaşıyor sorularının cevapsız bırakılmasıdır. Çünkü bir ülkeye misafir kabul edebilirsiniz ama misafirliğin de bir hukuku, bir sınırı, bir düzeni vardır.
Toplum dediğimiz yapı hassastır. Kültür, güvenlik ve ekonomi bir terazinin üç ayağı gibidir. Birini fazla yüklerseniz diğerleri çöker. Bugün yaşanan tam olarak budur. İnsanlar iş bulamamaktan, kiraların artmasından, sokakların güvensizleşmesinden şikâyet ederken, karşı karşıya gelen öfke, artık sözle değil, şiddetle kendini ifade etmeye başlıyor.
“Bıçaklar konuşuyor” cümlesini mecaz anlamda kullanmadım, bir gerçeğin acı özetidir. Çünkü insanlar kendini güvende hissetmediğinde, devletin otoritesini yeterince güçlü görmediğinde, adalete olan inancı zedelendiğinde; kendi adaletini kendi sağlamaya kalkar. İşte asıl tehlike burada başlar. Bu noktadan sonra mesele sadece göç değil, doğrudan doğruya kamu düzeni meselesidir.
Unutulmamalıdır ki; bir ülkenin kapıları açık olabilir ama omurgası asla zayıf olmamalıdır. Güçlü devlet,
kimsenin kimseye üstünlük kuramadığı, herkesin hukuk içinde kaldığı devlettir. Eğer bu denge kaybolursa, farklılık zenginlik olmaktan çıkar, çatışmanın fitiline dönüşür.
Bu mesele ne nefretle ne de kör bir hoşgörüyle çözülebilir. Akıl gerekir. Plan gerekir. Kararlılık gerekir. Çünkü ya düzen kurarsınız ya da düzensizliğin içinde kaybolursunuz.
Ve unutmayalım!!!
Bir ülkede insanlar konuşmayı bırakıp bıçakları konuşturuyorsa, sorun artık bireysel değil, sistemseldir. Bu sesi susturmanın yolu da sadece güvenliği değil, adaleti ve dengeyi yeniden inşa etmekten geçer.