Yardım İstememek: Zayıflık Değil, Öğrenilmiş Bir Sessizlik

DOĞUŞ ENGİN YAZDI///

İnsanlar çoğu zaman yardım istemez; çünkü “istemiyor” değildir. Yardım istemek, birçok kişi için bir ihtiyaç cümlesi değil, bir risk cümlesidir: “Zayıf görünürüm”, “yargılanırım”, “etiketlenirim”, “mahremiyetim bozulur”. Bu yüzden “idare ederim” diyerek ağırlaşan bir yükü tek başına taşır. Dışarıdan güçlü görünen bu suskunluk, içeride çoğu zaman utanç ve kaygı ile beslenir; kişi hem sıkışır hem de “bunu kimse bilmesin” diye içe çekilir.

Ruh sağlığı alanında yapılmış kapsamlı bir sistematik derleme, stigma ile yardım arama arasında küçük-orta düzeyde olumsuz bir ilişki bulunduğunu ve “açığa çıkma/ifşa olma” kaygısının en sık bildirilen engellerden biri olduğunu vurgular. Yani mesele çoğu zaman bilgisizlik değil, “bilip de söyleyememe” halidir.

Hayattan iki tanıdık sahne: Dışarıdan “çok güçlü” görünen bir yönetici düşünün. Geceleri uykusu bölünüyor, sabah göğsünde sıkışmayla uyanıyor; ama kimseye açılmıyor. Çünkü zihninde yardım istemek “kontrolü kaybettim” anlamına geliyor. Bir üniversite öğrencisi ise yoğun kaygı yaşadığı dönemde randevu almak yerine günlerce bekliyor; çünkü “annem üzülür”, “arkadaşlarım ne der?” düşüncesi onu içeride kilitliyor. Kaçınma kısa vadede rahatlatır; uzun vadede problemi sürdürür: Kişi sustukça yalnızlaşır, yalnızlaştıkça yardım istemek daha da zorlaşır.

İşin bir de içe dönük tarafı vardır: öz-stigma. Kişi toplumun yargısını yalnızca dışarıdan beklemez; zamanla içselleştirir ve “Yardıma ihtiyacım varsa bende bir eksik var” sonucuna varır. Öz-stigmanın benlik saygısını ve “güçlenme” duygusunu zedeleyebildiği; kişinin hedeflerinin önüne “neden deneyeyim ki?” bariyeri koyabildiği gösterilmiştir. Benzer biçimde, algılanan toplumsal stigma ile yardım arama istekliliği arasındaki ilişkinin, yardım aramaya yönelik öz-stigma ve profesyonel yardıma yönelik tutumlar üzerinden aracılanabildiği bulunmuştur.

Pek çok kültürde “kendi kendine yetmek” erdem gibi anlatılır. Oysa ruh sağlığında erken destek almak, sorunun kronikleşmesini önleyen koruyucu bir adımdır. Tıpkı yüksek ateşte “geçer” diye beklemek yerine doktorla görüşmek gibi, psikolojik sıkışmayı da büyümeden ele almak hem zamandan hem enerjiden tasarruf ettirir.

Peki ne yapmalı? İnsanları “hadi konuş” diye itmekten çok, yardım istemeyi yeniden çerçevelemek gerekir: Yardım istemek zayıflık değil, bir beceridir. Üstelik yardım arama tek hamlelik bir cesaret anı değildir; problemi fark etme, yardımın gerekli olduğuna karar verme, uygun kaynağı seçme ve ilk teması kurma gibi adımları olan bir süreçtir. Bu yüzden en etkili başlangıç “mikro adım”dır: Bugün sadece randevu bakmak, sadece bir uzmana tek soru sormak, sadece gizlilik ve ücret koşullarını öğrenmek. Mahremiyet kaygısı olan biri için en güvenli ilk cümle şu olabilir: “Gizlilik nasıl işliyor?”

Yardım istemek “dağıldım” demek değildir; “kendime sahip çıkıyorum” demektir. Bazen en olgun cümle şudur: “Tek başıma zorlanıyorum.” Bu cümle küçük görünür; ama çoğu zaman hayatın gidişini değiştirecek kadar büyüktür.

{ "vars": { "account": "G-2P5695J8JB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }