SAĞLIK

4- Günlük D Vitamini Dozu Ne Olmalıdır?

Elit Hastanesi hekimi ve Anti-Aging ve Metabolik Tıp Fellow’u Dr. Ahmet Özyiğit, Gündem Kıbrıs Gazetesi için kaleme aldığı yazısında D vitamini kullanımında doğru bilinen yanlışlara dikkat çekiyor. Çünkü “bağışıklığımı güçlendireyim” derken bilinçsiz ve yüksek dozda alınan takviyeler, faydadan çok zarar getirebiliyor.

D vitamininin (özellikle D3 formunun) kemik mineralizasyonu, kas fonksiyonu ve bağışıklık regülasyonu gibi birçok biyolojik süreçte “temel” bir rolü olduğunu artık iyi biliyoruz. Ayrıca D vitamininin kalsiyum metabolizmasını artırıcı etkisi nedeniyle, kalsiyumun doğru dokulara yönlendirilmesini destekleyen K2 ile birlikte kullanımını klinikte sıkça konuşuyoruz. Peki bizi ilgilendiren asıl pratik soru şu: Günlük D vitamini dozu ne olmalı?

D Vitamini Doz İhtiyacı Kişiye Göre Değişir: “Herkese Uyan” Tek Bir Yanıt Yok

Bu sorunun tek bir “herkese uyan” yanıtı yok, çünkü ihtiyaç kişiden kişiye değişir. Başlangıç 25(OH)D (D vitamini) düzeyi, yaş, vücut ağırlığı ve yağ oranı, güneş maruziyeti, beslenme düzeni, emilim problemleri, karaciğer ve böbrek fonksiyonları, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden hastalıklar doz ihtiyacını belirgin şekilde etkileyebilir (NIH ODS, 2025). Örneğin obezitede D vitamini yağ dokusunda daha fazla “dağılır” ve aynı dozla hedefe ulaşmak zorlaşabilir; malabsorpsiyon, bariatrik cerrahi öyküsü veya kolestatik karaciğer hastalıklarında da benzer şekilde daha farklı doz stratejileri gerekebilir. Yaş ilerledikçe cilt sentezi azalır, güneşten yararlanma düşer ve eksiklik daha sık görülür; bu da ara ara yüksek doz takviyeler yerine günlük düzenli takviyeyi daha anlamlı hale getirir.

Günlük D Vitamini Dozlamasının Fizyolojik ve Klinik Avantajları

Günlük dozlamayı haftalık veya aylık dozlara kıyasla daha çok önermemin iki temel gerekçesi var. Birincisi fizyoloji: D vitamini yağda çözünen bir molekül ve dolaşımdaki 25(OH)D düzeyi “depo” gibi davranır; ancak yüksek aralıklı (bolus) dozlar daha yüksek pikler ve daha fazla dalgalanma oluşturabilir. Günlük alım, daha stabil bir biyoyararlanım ve daha öngörülebilir bir serum profili sağlayarak dokuların her gün ihtiyaç duyduğu sinyali daha “sabit” biçimde sunar. İkincisi güvenlik ve klinik sonuçlar: Aynı toplam dozu veriyorsanız, birçok çalışmada günlük, haftalık ve aylık rejimlerin 25(OH)D düzeyini yükseltme açısından benzer etkili olabildiği görülür; yani sadece “kan seviyesini yükseltme” hedefiyle bakarsak aralıklı dozlamalar de iş görür (Ish-Shalom et al., 2008; Zhuang et al., 2023). Fakat konu sadece laboratuvar değil; özellikle yüksek bolus dozların bazı gruplarda istenmeyen sonuçlarla ilişkilendiğini biliyoruz. Yaşlı kadınlarda yılda bir kez çok yüksek doz D3 (500.000 IU) verilen çalışmada düşme ve kırık riskinin arttığı gösterildi (Sanders et al., 2010). Yine aylık daha yüksek dozların düşme sıklığını artırdığına işaret eden veriler mevcut; örneğin aylık 60.000 IU gibi rejimlerde düşmelerin daha fazla görüldüğü raporlandı (Bischoff-Ferrari et al., 2016). Bu tür veriler, özellikle “yüksek ve seyrek” yaklaşımda daha temkinli olmamız gerektiğini düşündürüyor. Günlük dozlama pratikte hem daha fizyolojik bir ritim sağlar hem de gereksiz piklere gitmeden hedefe ulaşmayı kolaylaştırır.

D Vitamini Toksisitesi: Nadir Görülür, Ancak Yüksek ve Kontrolsüz Dozlarda Risk Artar

Toksisite meselesini de doğru çerçevelemek gerekiyor. D vitamini toksisitesi klinikte konuşulur ama gerçek hayatta gerçekten nadirdir ve neredeyse her zaman yanlış/abartılı takviye kullanımına bağlıdır (Asif et al., 2023; Marcinowska-Suchowierska et al., 2018). Toksisite temelde hiperkalsemi ile seyreder; klasik olarak 25(OH)D düzeylerinin çok yükselmesiyle (çoğu kaynakta genellikle >150 ng/mL civarı) hiperkalsemi, hiperkalsiüri ve buna bağlı böbrek hasarı gibi tablolar görülebilir (NIH ODS, 2025). Ulusal ve akademik referanslar, erişkinler için tolere edilebilir üst alım düzeyini çoğunlukla 4.000 IU/gün olarak verir; toksisite eşiğinin ise tipik olarak bunun çok üzerinde, genellikle uzun süreli 10.000 IU/gün ve üzeri gibi dozlarla ilişkili olduğuna dair değerlendirmeler bulunur (National Academies, 2011; Ross et al., 2011; NIH ODS, 2025). Yani makul, izlenen ve kişiye göre ayarlanan dozlarda toksisite beklediğimiz bir durum değildir; risk daha çok “yüksek dozu rastgele ve kontrolsüz uzun süre kullanma” ile doğar.

K2 Vitamini Neden Eklenir? Osteokalsin ve MGP Aktivasyonu Üzerinden Biyolojik Rolü

K2’yi neden işin içine katıyoruz? Çünkü K2, “vitamin K bağımlı proteinlerin” aktiflenmesi için gerekli bir kofaktördür. Klinik açıdan en çok konuşulan iki protein osteokalsin ve Matrix Gla Protein (MGP)’dir. K2, bu proteinlerin gama-karboksilasyonunu destekleyerek aktif forma geçmelerine katkı sağlar; bu mekanizma, kalsiyumun kemik dokusunda uygun şekilde kullanılmasını destekleyen biyolojik altyapının bir parçasıdır (Jadhav et al., 2022; Hariri et al., 2021).

Doz Belirleme ve İzlem: Başlangıç Düzeyi, Risk Faktörleri ve CKD’de Kişiselleştirme

Dozu belirlerken pratikte şu yaklaşım daha sağlıklı ilerler: Önce başlangıç 25(OH)D düzeyini bilmek, sonra hedefi belirlemek ve 8–12 hafta sonra tekrar ölçerek yanıtı görmek. Kişi başlangıçta belirgin düşükse, vücut ağırlığı fazlaysa, güneş maruziyeti kısıtlıysa ya da risk faktörleri varsa günlük dozun daha yukarıda konumlanması gerekebilir (NIH ODS, 2025). Böbrek hastalığı olanlarda ise (özellikle ileri evre CKD) tablo daha farklıdır; D vitamininin aktif forma dönüşümü bozulabilir, fosfor-kalsiyum dengesi daha hassas hale gelir ve bazı hastalarda kolekalsiferol yerine aktif D analogları veya farklı stratejiler gerekebilir. Bu nedenle CKD gibi durumlarda “standart toplum dozu” ile otomatik ilerlemek yerine nefroloji/izlem eşliğinde kişiselleştirmek daha güvenlidir.

Klinik Pratikte Günlük D3 (4.000–5.000 IU) + K2 (100–125 mcg) Yaklaşımı ve İzlem Stratejisi

Kendi klinik pratiğimde, yukarıda bahsettiğim kıstılayıcı hastalıkların olmadığı durumlarda çoğu erişkin için düzenli, günlük ve sürdürülebilir bir yaklaşımın daha iyi sonuç verdiğini görüyorum. Bu nedenle, başlangıç düzeyi ve bireysel riskler dikkate alınarak, çoğu kişide D3’ü günlük yaklaşık 4.000–5.000 IU aralığında; K2’yi de aynı anda 100–125 mcg aralığında birlikte almayı tercih ediyorum. Bu yaklaşım, hem günlük fizyolojiye daha yakın bir “istikrar” sağlar, hem de aralıklı yüksek dozlarda gördüğümüz dalgalanma ve gereksiz piklerden kaçınmayı kolaylaştırır. Yine de bunun “otomatik” bir reçete gibi görülmesini veya algılanmasını istemem: İdeal olan, başlangıç seviyesini bilmek, 2–3 ay içinde tekrar ölçmek ve hedefe göre dozu aşağı ya da yukarı ayarlamaktır. Böylece hem etkinlik hem güvenlik kontrol altında kalır (NIH ODS, 2025; National Academies, 2011).

{ "vars": { "account": "G-2P5695J8JB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }