banner40
15 Ağustos 2017 Salı 10:27
14 yaşında kurşuna dizdiler

Duygu Alan

Böyle bir gündü…

43 yıl önce bugün…

Takvim yaprakları 15 Ağustos’u göstermekteydi…

En ateşli günler yaşanmakta, can ve mal güvenliği olmayan günlerden geçilmekteydi.

Sürekli ölüm haberleri geliyordu.

Dohnili Türkler, radyolardan dinledikleri “ölüm” haberlerinin kendilerini de bulacağından habersiz, Türkiye’nin adaya gelerek kendilerini de kurtarmasını beklemekteydi.

Ancak…

EOKA’cı Rumlar, 14 Ağustos 1974’te Tatlısu (Mari) ve Terazi (Zigi) köylerinde ardından da Larnaka’ya bağlı karma bir köy olan Taşkent’te (Dohni) çocuk, genç, ihtiyar ayırt etmeksizin erkekleri esir aldı.

Üstelik, kendilerini esir alan Rum EOKA’cılar arasında tanıdıkları vardı.

Esir alınma anının, bir kuytuda katliamla sonuçlanacağı kimin aklına gelirdi ki?

EOKA’cı Rumlar, esir aldığı 84 masum insanı bir gece Dohni’deki Rum İlkokulu’nda tuttu…

Ertesi gün (15 Ağustos 1974) “Sizi Leymosun’daki esir kampına götüreceğiz” diyerek iki otobüse doldurdu, yola koyuldu.

Çocuk yaştakilerin de yer aldığı 84 Dohnili, “esir kampına” gideceğini düşünerek, otobüsün yol almasını isledi.

Öyle bir bağlanmışlardı ki, “birbirlerinin yüzüne dahi” bakamıyorlardı…

Başlarında bekleyen silahlı EOKA’cı…

Hakaret…

Küfür de cabası.

Otobüslerden biri bir süre yol aldıktan sonra dağlık bir alanda patika yola saptı, patika yolda birkaç kilometre daha gitti ve durdu.

Otobüste Kıbrıslı Türk 45 masum vardı,  otobüsten indirildi, 100 metre kadar da patika yolda yürütüldü, önce kimlikleri alındı ardından kurşuna dizildi.

Aydınlanan dünya, o anda karardı…

Masum, dünyadan habersiz…

Geleceği düşleyen…

Sevgilisinin özlemini duyan…

Başında kavak yelleri esen…

Bir anda dünya karardı…

Hayaller orada bitti…

Üst üste düştü ölüler…

Kurşun sesleri dakikalarca durmadı…

Paramparça oldu bedenler…

O otobüsteki herkes için dünya karardı…

Bir kişi hariç.

O bir kişi ki, katliamı haber verecek, bu vahşetin dünyaya duyurulmasını sağlayacaktı…

Aralarından sadece bir kişi kurtuldu.

Dohnili Suat Kafadar. Kafadar, katliamın Palodia köyü yakınlarında yapıldığını sonradan anladı.

Taşkent katliamının tek tanığı Suat Kafadar, Havadis ekibini Taşkent’teki evinde ağırladı.

Kafadar, katliam gününü ve sonrasında yaşananları tüm ayrıntıları ile Havadis’e anlattı.

banner41

“Rumlarla ilişkilerimiz iyiydi”

Başpiskopos Makarios’a karşı darbe yapıldığı 15 Temmuz 1974 tarihinde ailesi ile birlikte Taşkent’te (Dohni) olduğunu söyleyen Suat Kafadar, o dönem Dohni’nin karma bir köy olduğunu ve Rumlarla ilişkilerinin gayet iyi olduğunu anlattı.

Makarios’un düşmesinden sonra, komşu köylerden ΕΟΚΑ’cı Rumların da Dohni’ye gelmeye başladığını anlatan Kafadar, Dohni’de de o dönem ΕΟΚΑ üyelerinin olduğunu ifade etti.

Kafadar, 20 Temmuz 1974’te Türk ordusunun Kıbrıs’a çıkarma yaptığını, o dönem ellerinde av tüfeğinden ve birkaç küçük silahtan başka silahları veya mühimmatları olmadığını söyledi.

Kafadar, elerindeki silahları da EOKA’cı Rumlara teslim ettiklerini, köydeki asker, öğretmen, hemşire, doktor gibi belli başlı kişilerin de EOKA’cı Rumlar tarafından Kalavasso polis istasyonuna götürüldüğünü, silahları nerede sakladıklarını söylemeleri için işkence yapıldığını anlattı.

“Kardeşim daha 14 yaşındaydı”

20 Temmuz’dan 15 Ağustos’a kadar ateşkes olduğunu söyleyen Suat Kafadar, bu tarihler arasında Dohni’de kaldıklarını, 14 Ağustos günü de EOKA’cı Rumların, köye baskın yaptığını ve 14 yaşındaki çocuklar da dahil tüm erkekleri toplayarak köydeki Kıbrıs Rum İlkokulu’na götürdüklerini anlattı.

Kıbrıs Rum İlkokulu’nda bir gün kaldıklarını ertesi gün de katliamın yapıldığı yere götürüldüklerini söyleyen Kafadar, o süreci şöyle anlattı:

“Köydeki tüm erkekleri topladılar. Kardeşim, babam, eniştem, amcam, yeğenlerim, dayım, komşularım… Çocuklar da vardı. Kardeşim Şeref Hüseyin, henüz 14 yaşındaydı. Aldılar bizi, köydeki Rum İlkokulu’na götürdüler. Hepimizi bir odanın içine koydular. Dışarıda bekleyenler vardı. Ellerinde silah, saçlı, sakallıydılar ama yüzleri açıktı. Ertesi gün öğlene kadar o odada kaldık. Bu sırada BM köye geldi, EOKA’cı Rumlar bize ‘oturun, görünmeyin’ dediler. İçeri Yunanlı bir subay girdi, üniformasında yıldızlar vardı, biz hemen ayağa kalktık. Bize, korkmamamızı söyledi, ‘Bugün sizseniz yarın biz olabiliriz’ dedi ve çıktı.”

“Elebaşı Andrico isimli biriydi”

“Bizi esir alanların elebaşı Andrico isimli biriydi, köylümüzdü. Tüm idare o bölgede Andrico’nun elindeydi. Bunlar örgüttü. 15 Ağustos günü üzerinde KARS yazan 2 otobüs geldi. O dönem Kıbrıslı Türklerin otobüsleri, arabalar hep yağmalanmıştı. Bu otobüslerin esas sahibi de Fehim Küçüktü.

Bizi esir alanlardan biri kalkmamızı ve sıra ile otobüse binmemizi istedi, dediğini yaptık. Araba doldu. Bizimle birlikte eli silahlı 4 kişi daha o otobüse bindi. Şoförün de silahı vardı. Biri şoför koltuğunun tam arkasındaki koltuğa oturdu, silahını üzerimize yöneltti. Sağa sola bakamıyorduk. Diğer üçü de camın önüne oturdu.”

“Esir kampına gidecektik…”

“Bizi Leymosun’daki esir kampına götüreceklerini söylediler. Biraz yol aldıktan sonra otobüs barikatta durdu. Silahlılardan biri indi, barikattaki polis, ‘Nedir bunlar?’ diye sordu, O da bizim turist olduğumuzu söyledi, geçtik.

Rum polisiydi. Belki de onlar da bu örgüttendi, bu bir parolaydı, belki de daha önceden katliam ve katliamın yapıldığı yer planlanmıştı.”

“Katliam olacağını nereden bilebilirdik”

Suat Kafadar, polis barikatını geçtikten sonra bir süre daha yol aldıklarını ve dağlık bir yerde otobüsün patika bir yola saptığını anlattı.

Patika yolda da bir süre yol aldıktan sonra aşağı indirildiklerini ve yaklaşık 100 metre kadar yürütüldüklerini söyleyen Kafadar, yüksek bir yerde durduklarını hatırlıyor.

Katliamın Palodia köyü yakınlarında yapıldığını sonradan anlayan Kafadar, katliam anını halen unutamadı:

“Yüksek bir duvar vardı. Balkon gibi, önü meydanlık, aşağı batkımızda 3-4 kilometre kadar uzaklıkta binlerce çadır görünüyordu. Bize, ‘Korkmayın, burada oturun, sigarası olan çıkarsın içsin, yanında yiyeceği olan yesin. Sizi aşağıdaki esir kampına götüreceğiz’ dediler ve üzerimizde bizi tanıtıcı ne varsa teker teker kalkıp duvarın üzerine koymamızı istediler.

Üzerinde kimlik, pasaport olanlar kalktı gösterilen yere koydu. Bende de kimlik vardı, ben de kalktım koydum. Katliam olacağını nereden bilebilirdik.”

“10 dakika taradılar”

“Bizi esir alanlardan biri, ‘Ben aşağı gidiyorum, battaniye, çadır ayarlasınlar da gidelim’ dedi ve indi. Duvarı inince görüş mesafemizden çıktı. Aradan 3-5 dakika geçti, o duvarın altındaki kişi, bir el havaya sıktı. Anında yukarıdakiler bizi taramaya başladı.

10 dakika kadar sürdü. Şarjörlerin biri boşaldı, diğeri dolduruldu. 45 kişiydik ve yarım ay şeklinde oturmuştuk…”

Halen unutamadı

Kafadar o katliamdan kurtulan tek kişi…

Kafadar, katliam yerinden kaçmak için kurşun sıkan EOKA’cıların katliam yerinden gittiğinden emin olmayı bekledi.

Uzun süre bekledi… İniltiler arasında yakınlarını gördü… Kurşunlardan kafası parçalanan, kolu bedeninden ayrılan tanıdıklarını büyük bir şok içerisinde seyretti.

Havadis Gazetesi

banner22
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31