Kıbrıs’ta ve genel olarak Akdeniz coğrafyasında güneşli gün sayısı fazla olmasına rağmen, toplumun büyük bir bölümünde D vitamini eksikliğine sıkça rastlamaktayız. Kendi kliniğimde gördüğüm hastaların neredeyse 10 kişiden 8'inin D vitamini düzeyinin 30 ng/mL altında olduğunu net olarak söyleyebilirim.
Kıbrıs gibi yılın büyük bölümünde güneşli günlerin hakim olduğu bir ülkede D vitamini eksikliğinin bu kadar yaygın olması ilk bakışta çelişkili gibi görünür. Ancak klinik veriler ve epidemiyolojik çalışmalar, güneşli coğrafyalarda yaşayan bireylerde de D vitamini eksikliğinin oldukça sık olduğunu göstermektedir. Bunun temel nedeni, yalnızca güneş varlığının değil, güneşe nasıl ve ne kadar maruz kalındığının belirleyici olmasıdır. Günümüzde kapalı alanlarda çalışma, sedanter yaşam tarzı, güneşten bilinçli kaçınma ve yaygın güneş koruyucu kullanımı, ciltte D vitamini sentezi için gerekli UVB maruziyetini ciddi şekilde azaltmaktadır (Holick, 2007).
Modern Beslenme Alışkanlıkları ve Akdeniz Diyetinden Uzaklaşmanın Görünmeyen Sonuçları
Öte yandan Kıbrıs’ta yaşayan bireylerin önemli bir kısmının beslenme alışkanlıklarına baktığımızda, geleneksel Akdeniz diyetinden giderek uzaklaşıldığını görüyoruz. Atalarımızın beslenme düzeni zeytinyağı, sebze, yeşillik, baklagiller ve mevsimsel gıdalar ağırlıklıyken; günümüzde et tüketimi, rafine karbonhidratlar ve glisemik indeksi yüksek gıdalar belirgin şekilde öne çıkmış durumda. Bu değişim yalnızca kilo ve metabolik sağlık üzerinde değil, aynı zamanda mikronutrient dengesi üzerinde de ciddi sonuçlar doğuruyor. Özellikle yeşil yapraklı sebzelerin yeterince tüketilmemesi; folat, magnezyum, potasyum ve bazı antioksidan vitaminlerin alımını belirgin şekilde azaltıyor. Buna ek olarak, modern tarım uygulamalarıyla toprak mineral içeriğinin azalması, stres, yoğun kafein tüketimi ve işlenmiş gıdaların fazlalığı magnezyum ihtiyacını artırırken alımını daha da yetersiz hale getiriyor. Sonuçta, Kıbrıs gibi bir Akdeniz coğrafyasında yaşamamıza rağmen hem vitamin hem de mineral eksikliklerinin, özellikle de magnezyum düşüklüğünün, klinikte sandığımızdan çok daha sık karşımıza çıktığını görüyoruz.
D Vitamini Metabolizmasında Magnezyumun Kritik ve Göz Ardı Edilen Rolü
Bu neden D vitamini açısından önemlidir? Önemlidir çünkü vücutlarımızın farklı bölümleri izole olarak birbirinden bağımsız bir şekilde çalışan parçalardan ibaret değildir. Birçok mekanizma birbiri ile sinerji içerisinde çalışır. Örneğin magnezyum, vücudumuzda yüzlerce enzimatik aktivitede rol alır ve magnezyum eksikliğinde bu aktiviteler optimal şekilde düzenlenemez. D vitamini sentezi de buna bir örnektir. Magnezyum, D vitamininin karaciğerde 25-hidroksi vitamin D’ye ve böbrekte aktif formu olan 1,25-dihidroksi vitamin D’ye dönüştürülmesinde görev alan hidroksilaz enzimleri için zorunlu bir kofaktördür. Bu nedenle magnezyum eksikliği olan kişilerde, ister takviye yoluyla alınmış ister güneşten UVB aracılığıyla ciltte sentezlenmiş olsun, D vitamininin aktif forma dönüşümü yetersiz kalabilir ve kişi yeterli güneşlenmesine veya yeterli miktarda takviye almasına rağmen D vitamini düzeyi bit türlü istenilen seviyelere çıkmayabilir.
Klinik Çalışmalar Işığında Magnezyum–D Vitamini Etkileşimi
Bu durumu klinik çalışmalarda da gözlemleyebiliriz. Magnezyum eksikliği olan bireylerde güneşlenmeye rağmen düşük 25(OH)D düzeylerinin görüldüğünü ve bireylere yapılacak olan magnezyum takviyesinin D vitamini yanıtını anlamlı şekilde iyileştirdiğini gözlemlemekteyiz (Reddy & Edwards, 2019; Uwitonze & Razzaque, 2018). Bu durum, D vitamini biyoyararlanımının yalnızca sentezle değil, sentez sonrası metabolik aktivasyon süreçleriyle de yakından ilişkili olduğunu ve magnezyum statüsünün bu süreçte belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Güneş Herkese Aynı Etkiyi Göstermez: Yaş ve Cilt Renginin D Vitamini Sentezine Etkisi
D vitamini eksikliği sadece yetersiz güneş maruziyeti veya dengesiz beslenme ile kısıtlı değildir. Bazen herşey dengeli bir şekilde yapılsa bile bazı popülasyonlarda D vitamini sentezi, yeterli güneş maruziyeti veya dengeli beslenmeye rağmen beklenenden daha düşük düzeylerde seyredebilir. Mesela yaşlı nüfus buna bir örnektir. Yaşlanma ile birlikte derinin 7-dehidrokolesterol içeriği azalır ve bu durum ultraviyole B ışınlarıyla kolekalsiferol sentez kapasitesini belirgin şekilde düşürür; 70 yaş üzerindeki bireylerde ciltte D vitamini sentezinin genç erişkinlere kıyasla %60–75 oranında azaldığı gösterilmiştir (Holick, 2007). Benzer şekilde koyu ten rengine sahip bireylerde, ki Kıbrısta bu oldukça yaygın bir durumdur, ciltteki melanin UV-B ışınlarını absorbe ederek doğal bir filtre görevi görür ve bu da aynı güneş maruziyetine rağmen daha düşük D vitamini üretimine yol açar. Bu nedenle Afrika, Orta Doğu veya Güney Asya kökenli bireylerde D vitamini eksikliği, güneşli coğrafyalarda dahi daha sık görülmektedir (Clemens et al., 1982; Holick, 2011).
Obezite ve D Vitamini: Yağ Dokusu İçinde Kaybolan Bir Vitamin
Obezite de D vitamini yetersizliği açısından iyi tanımlanmış bir risk faktörüdür. D vitamini yağda çözünen bir vitamindir ve artmış yağ dokusu, D vitamininin dolaşımdan perifere “sekestre” edilmesine neden olarak biyoyararlanımını azaltır. Klinik çalışmalar, obez bireylerde aynı doz D vitamini alımına rağmen serum 25(OH)D düzeylerinin daha düşük kaldığını ve hedef düzeylere ulaşmak için daha yüksek veya daha uzun süreli dozlamanın gerekebileceğini göstermektedir (Wortsman et al., 2000; Drincic et al., 2012).
Otoimmün Hastalıklarda D Vitamini: Artan İhtiyaç, Azalan Düzeyler
Otoimmün hastalıklarda ise tablo daha karmaşıktır; kronik inflamasyon, D vitamini metabolizmasındaki değişiklikler ve immün hücrelerde artmış D vitamini kullanımı, serum düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilendirilmiştir. Multipl skleroz, romatoid artrit ve inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi durumlarda, güneş maruziyeti yeterli olsa bile düşük D vitamini düzeylerinin daha sık görülmesi bu biyolojik mekanizmalarla açıklanmaktadır (Aranow, 2011; Prietl et al., 2013). Tüm bu veriler, bazı popülasyonlarda D vitamini sentezinin veya biyoyararlanımının fizyolojik olarak sınırlı olabileceğini ve bu nedenle bireysel risk faktörleri göz önüne alınarak daha dikkatli değerlendirme ve takviye stratejilerinin gerekebileceğini net şekilde ortaya koymaktadır.
Kılavuzların Ötesinde: Yüksek Riskli Popülasyonlarda D Vitamini Düzeyini Bilmenin Önemi
Her ne kadar bazı endokrin ve halk sağlığı kılavuzları rutin D vitamini düzeyi taramasını önermese de, bu yaklaşım büyük ölçüde maliyet kontrolü ve sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği ile ilişkilidir. Bu öneriler, D vitamininin biyolojik önemsizliğinden ziyade, popülasyon bazlı taramaların sağlık bütçeleri üzerindeki yükünü sınırlamayı hedeflemektedir. Fakat, öte yandan endokrin topluluğu yukarıda belirttiğimiz popülasyonlarda test ve takviyelendirmenin önemini ayrıca vurgulamaktadır. Bu durumda, standart kılavuzların dışında kalan bir toplum olarak, rutin testin önemini bir kez daha vurgulama istiyorum. Bu yüzden, Kıbrıs gibi sıklıkla D vitamini yetersizliği görülen popülasyonlarda D vitamini seviyelerinin bilinmesi ve takviyenin bu doğrultuda yapılması oldukça önemlidir.