Gündem Kıbrıs Özel Haber
Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği (KTİMB) Başkanı Cafer Gürcafer, Gündem Kıbrıs Web TV’de Bahar Sancar’ın konuğu olarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“Bu krizi fırsatçılık bilerek birtakım dengeleri değiştirmek için Rum liderliğin girişimleri var”
Orta Doğu’da devam eden ABD, İsrail ve İran arasındaki savaşı ve savaşın etkilerini değerlendiren Gürcafer, “Rum yönetimi kendi iç kamuoyunda yaşanan kan kaybından dolayı çeşitli askeri işbirliklerine gitti ve kendi aklınca Türkiye’nin askeri gücüne karşılık bir güç elde edebilmek için çeşitli anlaşmalar yaptı. İsrail, Amerika gibi ülkelerle anlaşma yaparak bir üstünlük elde edebileceğini zannetti. Ancak göz ardı ettiği şey, bu ülkeler Rumların kara kaşına, kara gözüne destek vermezler. Eğer bu ülkeler sana 1 veriyorlarsa senden 51 almak içindir. Nitekim bugün Rum tarafı bugün bunu yaşıyor ve adanın tamamını tehlikeye attı. Kıbrıs’ı İran’ın hedefi haline getirdi. Rum kamuoyu içinde de inanılmaz tepkiler oluştu. Bu krizi fırsatçılık bilerek birtakım dengeleri değiştirmek için de Rum liderliğin girişimleri var. Ancak Türkiye ve Milli Savunma Bakanlığı bunun farkındadır. Bu ada coğrafi konumu itibariyle ve doğasıyla bir turizm cenneti olur. Bunun daha ötesini veya farklı şeyler düşünmek bu adada yaşayan insanların başını belaya soktu. Umarım ki komşumuz da bu yaşananlardan bir ders alırlar. Bu yaşanan savaşlar bize barışın ne kadar değerli olduğunu gösterdi” ifadelerini kullandı.
“Üslerin varlığı iki toplumun da referanduma gitmesi ile çözülecek bir konu değildir. Çünkü egemenlik hakkı vardır”
İngiliz üslerinin adada son günlerde tartışma konusu haline gelmesi hakkında da değerlendirmelerde bulunan Gürcafer, “Hayatım boyunca üslerden arınmış bir Kıbrıs olması gerektiğini savundum. Ancak üslerin varlığı iki toplumun da referanduma gitmesi ile çözülecek bir konu değildir. Çünkü egemenlik hakkı vardır. 1960 Cumhuriyeti kurulurken İngiltere’nin elde ettiği bir haktır. Sadece bizim istememizle değil İngiltere’nin de kabul etmesi gerekir. Diğer yandan uluslararası hukuku da düşündüğümüz zaman çok ciddi bir diplomasi gerektirir ve böyle bir dönemde de mümkün olacağını düşünmüyorum” dedi.
“Savaş halinde bile ekonominin çarklarının dönebilmesini sağlamalıyız”
Savaşın ekonomik etkileri hakkında da konuşan Gürcafer, “Ortada bir kriz var ve bu savaş devam ederse dünyada bu kriz derinleşecek. Ancak ne yazık ki ülkemizde bu konuda kurulmuş ne bir kriz masası var ne de uzman bir ekip var. Bakanlar Kurulu arada bir toplanarak savaş değerlendiriyoruz diyor. Hangi verilere dayanarak değerlendiriyorlar, hangi veriler çerçevesinde önlem almaya çalışıyorlar anlamış değilim. Komik bir önlem paketi açıkladılar. O paket bizi hiçbir yere götürmez. Bir pandemi dönemi yaşadık. O dönemki hükümet pandemi sürecini çok iyi yönetti. Sivil toplum ve ekonomik örgütlerle en az haftada bir kez bir araya gelerek koordineli bir şekilde ortak akılla o dönem yönetildi. Turizm, inşaat, sanayi, esnaf işlerine devam etti. Ancak bugün böyle bir yaklaşım yoktur. Dua edelim ki bu savaş en kısa sürede bitsin yoksa ne turizm ne inşaat ne sanayi sektörü hiçbiri ayakta kalamaz. Cumhurbaşkanı bir araştırma komitesi kurdu ama bunu yapması gereken hükümettir. Savaştan dolayı hiç kimsenin yaşam şekli değişmedi. Herkes köy gezilerine gidiyor, seçim çalışmalarını yapıyor ama kapımıza dayanmış çok ciddi bir kriz vardır. Bu kriz bu ülkeyi ekonomik açıdan yerle bir edebilir. Savaş halinde bile ekonominin çarklarının dönebilmesini sağlamalıyız.” uyarısında bulundu.
“İnşaat sektörü kilitlendi”
Gürcafer, inşaat sektörünün Sayıştaylık’ın yayımladığı genelde ile büyük bir çıkmaza girdiğini söyleyerek, “İnşaat sektörü savaşın öncesinde ciddi bir krize girdi. Rum tarafının mülkiyet konusunda yaptığı girişimler, yasada yapılan değişiklikler sektörü krize soktu. Bu krizden çıkış arayışları varken, Sayıştaylık bir genelge yayınladı. Bu genelgede inşaat ruhsatlarının tazelenmesiyle ilgili mevzuatın yanlış uygulandığını, dolayısıyla bunu da savcılıktan gelen görüş doğrultusunda yaptığını, bundan sonra da hangi şekilde yapılacağını açıklayan ciddi bir genelge yayınladı. Bu genelge çok büyük bir yükümlülük daha yükler inşaat firmalarına. Bizler zaten dertlerimize çare ararken bizlere bir külfet daha yükledi. 50 yıldır bu şekilde uygulanırken, 50 yıldır denetleme makamları neredeydi ve bir anda böyle bir durum ortaya çıktı? Eğer bütünlüklü bir pencereden bakılmış olsaydı ve bana neci bir yaklaşım olmasaydı, o zaman böyle bir soru olabilir diye ortak bir çalışma ile yasal bir düzenleme yapılabilirdi. Ancak bu böyle olmadı ve bütün piyasa kitlendi. Şu anda inşaat sektöründe ne kimse ruhsat alabiliyor ne ruhsatını alabiliyor ne nihai tasvip alabiliyor ne ondan dolayı tapularını alabiliyor ne de gidip tapuda tapu devri yapabiliyor. Bununla ilgili bir yasal düzenleme çalışması var kurumların birbirinden haberi yok. Diğer taraftan bazı belediyeler kendi kafasına göre belediye meclisinden sanki istedikleri kararı alabilirmiş gibi belediyeler yasasına aykırı harçlar talep etmektedirler. 7-8 milyon olan inşaat ruhsatı bedelini 20-30 milyonlara çıkaran kendi kafalarına göre düzenlemeler yapıldı. Biz yıllardır otopark katkı payı altında para ödedik. Hangisi nereye otopark yaptı? Son iki yılda ödediğimiz inşaat ruhsatı paralarını araştırdık ve milyarlarca lira olduğunu gördük. Peki bu paralar nereye gidiyor? Biz bunların düzenlenmesini istiyoruz. İleri demokrasilerde inşaat ruhsatı ciddi bir ücrettir ama nerelere gittiği bellidir. Eğer bir yılın içinde bu paralar amacına uygun kullanılmazsa size cezai müeyyide uygulanır. Hepimiz bu geminin içindeyiz. Altın yumurtlayan tavuğu kesmeye çalışıyorsunuz. Bu inşaat sektörü çökerse siz de çökeceksiniz. Savaşın olumsuzlukları içerdeki başıboşlukla birleşince daha büyük bir krizle karşı karşıyayız” dedi.
“Biz kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi anlayışından uzaklaştık”
Akaryakıta yapılan artışla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Gürcafer, “Bugün Brent petrolün varil fiyatı 100 doları geçti. Yarın savaş biterse ve petrolün varil fiyatı 65 dolarlara gerilerse o zaman bu zam geri mi alınacak? Yoksa aldık yanımıza kaldı mı diyecekler? Biz enflasyonu ülkemizde kontrol altına alamayız çünkü yanlış davranışı sergileyen devletin kendi kurumlarıdır. Kendi harç, pul vergi gibi konularda yapılan zamlar enflasyonun üzerinde olduğu için bunu özel sektör de takip eder ve bu girdabın içerisinde devam eder. Biz kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi anlayışından uzaklaştık. Eskiden olduğu gibi kamu merkezli bir ekonomik akla doğru evriliyoruz. Bunun nedeni de günlük düşünce biçiminin benimsenmiş olmasıdır” ifadelerini kullandı.