Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Nisan ayında gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçimine bağımsız aday olarak katılacağını açıkladı.

Akıncı, adaylığının kararını halkın verdiğini belirterek, “Yine gerçek anlamda tarafsız ve bağımsız bir Cumhurbaşkanı olarak görev yapacağımızdan kimse şüphe duymamalıdır” dedi.

Karşılıklı güven ve kararlılık içinde yola devam etmeyi hedeflediklerini vurgulayan Akıncı, “Kıbrıs sorununu çözme konusunda sergilediğimiz kararlı tutumu sürdürürken, güven artırıcı önlemlerle ilgili çalışmalarımızı, toplumsal konulardaki duyarlılığımızı devam ettireceğiz. Türkiye ile kişilikli ve karşılıklı saygıya dayanan ilişkiler kurma konusundaki samimi yaklaşımımız önümüzdeki dönemde de sürecektir. Önümüzdeki dönemde izleyeceğimiz siyasetin teminatı; geçtiğimiz beş yılda uyguladığımız siyasettir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Lefkoşa’da Elysium Park’ta düzenlenen “Güven ve Kararlılık Gecesinde” adaylığını açıkladı. Bağımsız aday olarak Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklayan Akıncı’ya eşi Meral Akıncı, ailesi, sevenleri ve destekçileri eşlik etti.

Cumhurbaşkanı Akıncı, kürsüye çıktığında katılımcılara desteklerinden ötürü teşekkür ederek, ilk olarak Türkiye’de Elazığ’daki deprem felaketi ardından da bugün Van’da yaşanan çığ felaketinde 33 kişinin can verdiğini ifade etti, yaşamını yitirenlere Allahtan rahmet, acılı ailelerine ve tüm Türk halkına Kıbrıs Türk halkı adına baş sağlığı diledi, bir daha böyle acıların yaşanmamasını temenni etti.

Akıncı, Cumhurbaşkanlığı makamının hep güven duyulan bir makam olduğunu, bunun araştırmalarda da görüldüğünü, bu güven duygusunu her zaman bu geceki gibi hissettiğini söyledi.

Konuşmasında görevi boyunca Kıbrıs müzakere sürecinde yaşananları özetleyen Akıncı, Kıbrıs’ta mümkün, makul olan bir çözüm istediğini, olmayacak hayaller peşinde koşup statükoya hizmet etme peşinde olmadığını söyledi.

Kıbrıslı Türklerin, gençlerinin KKTC’yi tek tanıyan Türkiye ile dostluk maçı bile yapamadığını ifade eden Akıncı, Kıbrıs’ta ya adil, dengeli, Kıbrıs Türk halkının haklarını, eşitliğini, özgürlüğünü, güvenliğini sonuna kadar koruyan, karşı tarafı da gören, siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli federal bir çözümü zorlayacaklarını ya da  çözümsüzlük ve bağımlılığın artacağını söyledi ve “Biz bunu istemiyoruz. Biz ne Güney Kıbrıs’ın azınlığı olmak, ne de Türkiye’ye bağımlı bir alt yönetim görmek istiyoruz. Biz uluslararasında hak ettiğimiz yeri, Saygınlığı istiyoruz” diye konuştu.

Kayıp Şahıslar Komitesi’nin çalışmalarına destek vereceklerini ifade eden Akıncı, 1974’ün ilk şehidi, Şehit Ecvet Yusuf, Yüksel Ahmet Dereli, Kadir Mehmet, Ali Kırma, Hüseyin Ali Arabacı, Selim Mustafa Mavili, bu şehitlerimizi topluca bir yerde defnedilmiş bulduk. Şimdi onlar da hak ettikleri huzurlu mekanlarına kavuşacaklar” dedi.  Akıncı, “Şimdi ben bu noktada, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak bir vicdan sorumluluğunu yerine getiriyorum ve bu şehitlerimizden ve ailelerinden özür diliyorum, devletimiz adına özür diliyorum. Ve bir dileğimi ifade etmek istiyorum; kardeşlerim bu topraklarda artık elbirliğiyle uğraşalım, mücadele edelim, başka kayıplar, başka şehitler olmasın, bu adada barış olsun, huzur olsun, kardeşlik olsun.” Şeklinde konuştu.

Akıncı, hükümeti Maronit açılımı, kapalı Maraş, Lefkoşa’da park, altyapı gibi konularda eleştiriler yönelitti ve tüm bu konularda hükümetteyken adım atmayanların “Cumhurbaşkanı olunca çözeceğim” demesinin anlaşılmaz olduğunu söyledi.

Türkiye ile her konuda yakın işbirliğine önem verdiğini ifade eden Akıncı, Türkiye’de darbe yapıldığında demokrasinin sivil yönetimin yanında yer aldığını, her konuda Türkiye yönetimleriyle aynı görüşte olmadığını ancak her zaman demokrasi ifade özgürlüğünün yanında olduklarını vurguladı.

Akıncı, tarafsız bağımsız bir Cumhurbaşkanı olmak için çalıştıklarını öyle de olduklarını ancak demokrasiden diyalogdan laiklikten yana olduklarını söyledi.

Akıncı, bu yola çıkarken TDP, TKP-YG, Birleşik Kıbrıs partisi, Bağımsızlık Yolu ve Sol Harekete desteklerinden dolayı teşekkür ederken, en büyük teşekkürü birlikte yürüyeceği halka yaptığını ifade etti.

“Bu yolculuk sancılı geçecek, çünkü çamur kampanyası yeniden alevlendirildi” diyen Akıncı, bir şahsın “Kıbrıs gazetesi köşe yazarlarına para veriyor” dediğini ifade ederek, “Hiçbir işi paralı yaptırmadık hiçbir gazeteciye bizi destekle diye bir haber yaptırmadık bunlar bizim işimiz değil” dedi.

Örtülü ödenek bütçesinin amaçları dışına bir santim dışına çıkılmadığını ifade eden Akıncı, bugün bu konuda kendisini eleştirenlerin bu bütçeyi en çok kullananlar ve savunanlar olduğunu söyledi.

“Çirkef kara çalma çirkin propagandaya bizden kimse alet olmasın katkı yapmasın, bunu İkinci tur için değil insanlığa yakışmadığı için yapmayalım” diyen Akıncı, diğer adayların adaylıklarına partilerinin karar verdiğini, kendisinin bağımsız aday olduğunu ve Adaylığının kararını parti meclisi değil Halkın verdiğini vurguladı.

“Sorumluluğum halkıma sonra vicdanımadır başka hiçbir yere değil” diyen Akıncı, bugün bir gazetede “seçim kampanyasına 2 milyon TL harcayacaklar” diye haber yapıldığını ancak bugün kendisinin bile ne kadar bütçe harcanacağını bilmediğini ifade etti.

Akıncı, Seçim harcamalarını Gönüllülerin bağışları ile yapacaklarını, ne kadar toplanırsa o kadar harcayacaklarını ve bunu şeffaf şekilde açıklayacaklarını ifade etti.

Bu seçimin sadece kendisinin değil, halkın ve halkın kaderi, halkın ve ülkenin geleceği ile ilgili bir seçim olduğunu ifade eden Akıncı, bu yüzden çok daha katılımcı birlikte bir seçim olması gerektiğini çünkü tehlikenin büyük olduğunu söyledi.

Kimsenin adaylığına da karşı olmadıklarını ifade eden Akıncı, halkın en doğru kararı vereceğini kaydetti. Akıncı, “nabza göre şerbetçi” olmadığını ifade ederek, hangi kökenden olursa olsun bu topraklarda yaşayan herkesin kardeşleri olduğunu ancak linç kültüründen yana olanlardan da oy beklemediğini vurguladı.

Mustafa Akıncı, gecede; “Güven ve Kararlılık Belgesini” de açıkladı.

“Bu belge, halkımızla karşılıklı güven ve kararlılığımızın eseridir” diyen Akıncı, 2015 yılında siyasal vizyon ve ilkesel duruşlarını “Dört boyutlu siyaset” çerçevesinde ifadelendirerek yola çıktıklarını anımsattı.

Buna göre; “Kıbrıs sorununda çözüm odaklı siyaset”, “Toplumsal konulara duyarlılık”, “Türkiye ile kişilikli ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler” ve “Tarafsız ve bağımsız Cumhurbaşkanlığı” anlayışını bir bütünsellik içinde hayata geçirmeyi öngördüklerini belirterek, şöyle devam etti:

“Geçtiğimiz beş yılda bu sözümüze ve dört boyutlu vizyonumuza bağlı kaldık. Tüm çalışmalarımız bu vizyonun gerçekleşmesine dönük oldu. Şimdi sizlerden gelen mesajları da dikkate alarak, önümüzdeki dönemde karşılıklı güven ve kararlılık içinde beraber yola devam etmeyi hedefliyoruz.

“DÖRT BOYUTLU SİYASET ANLAYIŞIMIZ REHBERİMİZ OLMAYA DEVAM EDECEK”

Dört boyutlu siyaset anlayışımız, önümüzdeki dönemde de rehberimiz olmaya devam edecektir.

Kıbrıs sorununu çözme konusunda sergilediğimiz kararlı tutumu sürdürürken, toplumsal konulardaki duyarlılığımızı devam ettireceğiz. Türkiye ile kişilikli ve karşılıklı saygıya dayanan ilişkiler kurma konusundaki samimi yaklaşımımız önümüzdeki dönemde de sürecektir. Yine gerçek anlamda tarafsız ve bağımsız bir Cumhurbaşkanı olarak görev yapacağımızdan kimse şüphe duymamalıdır. Önümüzdeki dönemde izleyeceğimiz siyasetin teminatı, geçtiğimiz beş yılda uyguladığımız siyasettir.”

“ÇÖZÜM ODAKLI SİYASET... KARARLILIKLA ÇÖZÜM İRADESİNE DEVAM”

Mustafa Akıncı, halka söz verdiği ve onayını aldığı çerçevede “çözüm odaklı” siyaset anlayışını ilk günden itibaren yaşama geçirdiklerini, iki kurucu devlete dayalı, siyasal eşitlik ile dönüşümlü başkanlık ve kararlara etkin katılımın olacağı, tarafların birbirine tahakküm edemeyeceği, iki toplumlu iki kesimli federal bir çözüm yönünde ilerlediklerini ve çok yol aldıklarını vurguladı.

Süreci yıllar sonra ilk kez garantörlerin de katılımı ile BM himayelerinde ve AB’nin de gözlemci olarak bulunduğu 5’li Kıbrıs Konferansı’na taşımayı başardıklarını işaret eden Akıncı, şöyle devam etti:

“Mont Pelerin, Cenevre ve Crans Montana aşamalarında yine halkımıza söz verdiğimiz gibi gerektiğinde inisiyatifler de kullanarak, adil bir çözümün sağlanabilmesi için tüm siyasi partilerimiz ve Türkiye ile de istişare içinde var gücümüzle çalıştık.

“Bizim neslin son şansıdır” dediğini çünkü doğru olduğunu, ama bir söz daha eklediğini sorun devam ediyorsa çözüm

İzahını defalarca yaptığım nedenlerle maalesef konferans sonuçsuz kaldı ve BM Genel Sekreteri’nin deyimiyle ‘tarihi bir fırsat’ yitirildi. Kuşkusuz bu, tüm çözüm isteyenler için bir hayal kırıklığı oldu.

Her zaman vurguladığım gibi sorun devam ediyorsa çözüm arayışı da sürer. Bu bağlamda BM Genel Sekreteri Sayın Guterres de yeniden devreye girdi ve önce Sayın Jane Holl Lute’u görevlendirmesinin ardından Berlin’de 3’lü toplantı düzenlenmesini sağladı.

“BERLİN ZİRVESİNDE HALKIMIZIN ÜZERİNDE HASSASİYETLE DURDUĞU İLKELER KABUL EDİLDİ”

Berlin toplantısında ortaya çıkan sonuç, Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs Türk Halkı için geçmişten beri üzerinde hassasiyetle durduğumuz ilkeleri içermesi açısından olumlu ve yararlı oldu. Her iki tarafın da onay verdiği BM Genel Sekreteri’nin açıklama metni, çözüm hedefindeki bulanıklığı giderdi. Siyasi eşitlik, kararlara etkin katılım, dönüşümlü başkanlık gibi önemli hususları içeren belgelere vurgu yaptı; stratejik anlaşma hedefi ve ucu açık olmayan sonuç odaklı süreç konusuna açıklık getirdi.

“SEÇİM SONRASINDA 5’Lİ TOPLANTI...”

Seçim sonrasında BM Genel Sekreteri’nin iyi bir planlama ve hazırlık aşaması çerçevesinde 5’li bir toplantı ile çözüm doğrultusunda süreci ilerletmesi söz konusu olacaktır. Halkımızın güven ve kararı ile göreve devam etmemiz halinde çözüm doğrultusunda bu toplantının verimli sonuçlar doğurması yönünde çalışacağım kuşkusuzdur.

“ÖNÜMÜZDE İKİ SEÇENEK VAR”

Önümüzde iki seçenek var; ya federal çözüm ya da bölünmüşlüğün pekişmesi...

Görünür gelecekte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmışlığının sağlanmasının mümkün olamayacağı açıktır. İki ayrı bağımsız egemen devlet söylemi ile AB içinde iki ayrı devletin varlığı bu açıdan olası bir formül olarak nitelendirilemez.

Gerçek şudur ki; ya akıl yolunda ve makul olanda buluşup federal bir ortaklıkta uzlaşacağız, ya da bölünmüşlük daha da pekişecektir. Bu şekilde statükonun daha kalıcı hale gelmesi sadece Kıbrıslı Türkler için değil, aynı zamanda Kıbrıslı Rumlar için de olumlu bir gelişme olmayacaktır. Uzun vadede Türkiye dahil bölge için de yararlı bir durum yaratmayacaktır. Türk- Yunan ilişkileri yanı sıra, Türkiye-AB ilişkileri de kötüleşmeye devam edecektir.

Kısacası Kıbrıs’ta makul ve mümkün olan federal çözümdür ve bu çözüm doğal gaz konusunda yaşanmakta olan gerginlikler de dikkate alındığında, sadece Kıbrıs için değil aslında bölgemiz için de bir gereklilik haline gelmiştir.”

“ORTAKLIK DEVLETİNİN TEK TOPLUM TARAFINDAN ELE GEÇİRİLMESİ ADİL DEĞİL”

Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türk halkının meşru hakları için çözüm yönünde ısrarlı ve istikrarlı politikalarını sürdürürken, bunun altın tepside kendilerine sunulacak bir armağan olmadığının bilincinde davrandıklarını ifade ederek, Kıbrıs’ta “ortaklık devleti” olarak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek toplum tarafından ele geçirilmiş olmasının adil bir durum olmadığını vurguladı.

“Kıbrıs Türk halkı olarak, iki eşit kurucu devlete dayalı federal bir yapılanma çerçevesindeki meşru haklarımızı sonuna kadar hak ediyoruz. Bunun için de mücadelemizi sürdüreceğiz” diyen Akıncı, “Uluslararası hukuk çerçevesinde onurlu ve saygın yerimizi alıncaya kadar çabamız durmadan devam edecektir. BM parametreleri ve evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde yürüteceğimiz bu çabada özellikle yeni dönemde halkın daha çok katılımının büyük önemi olacaktır. Mevcut statükonun daha da pekişmesini istemeyen toplumumuzun başta sivil toplum örgütleri olmak üzere tüm kesimlerin bu çabaya katılımı ve bu yolu beraberce yürümesi başarı için kaçınılmazdır” ifadelerini kullandı.

“GÜVEN ARTIRICI ÖNLEMLER”

Görev yaptığımız dönemde kararlaştırılan tüm güven artırıcı önlemler ve hatta daha fazlası yaşama geçirildi” diyen Mustafa Akıncı, cep telefonlarının her iki tarafta da çalışır olmasının uzun uğraşlar sonunda sağlandığını, bu konuda ortaya konan tüm engellerin tek tek aşıldığını ifade ederek, “Dünyanın en ücra köşesinden bile iletişimi olan Kıbrıslılar kendi adalarında bir yandan diğer yana geçince yitirdikleri iletişim olanağına böylece kavuştular. Bu konuda Kıbrıs Rum tarafının gereksiz itirazları, ısrarlı ve tutarlı tavrımız sayesinde aşılmış oldu” şeklinde konuştu.

Konuşma ücretlerinin düşürülmesi konusunda baskı uyguladığını ancak henüz yapılmadığını ifade eden Akıncı, Rum tarafında fiyatların daha düşük olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin de daha ucuza konuşmasının hakkı olduğunu söyledi.

Aynı şekilde elektrik konusunda da en başta uzlaşıldığı şekilde şebekelerin kalıcı olarak bağlantısının sağlandığını, böylece üretimden kaynaklanan elektrik kesintilerinde bir tarafın diğer tarafı takviye etmesi ve elektriksiz kalınmamasının sağlandığını ifade eden Akıncı, Derinya ve Aplıç Kapılarının açıldığını, her iki bölge halkının uzun yıllardır ısrarla talep ettiği kapıların açılmasının Mağusa ve Lefke’ye önemli katkı sağladığını kaydetti.

Kültürel alanda düzenlenen çeşitli etkinlikler yanında, 1974’ten beri KKTC’de muhafaza edilen Kıbrıslı Rum ressamlara ait 219 tablo Kıbrıs Rum tarafına iade edilirken, buna karşılık Kıbrıs Rum tarafı da kendi arşivlerinde bulunan 1963 öncesinin Kıbrıslı Türklere ait ses ve görüntüleri bize iade etti.

Kültürel Miras Teknik Komitesi 5 yıllık dönemde 28 tarihi eser ile alanda restorasyon ve konservasyon çalışması yaptı. Othello Kalesi, Mağusa Akkule Kale Kapısı, Ayfilon Arkeolojik Alanı, Apostolos Andreas Manastırı, Baf Ebubekir Cami Minaresi, Osmanlı Su Değirmeni, Esentepe, Tuzla Camileri başta olmak üzere Osmanlı, Ortodoks ve Maronit kültürünün önemli yapıları gibi çok sayıda tarihi eser restore edildi. Mağusa ve Lefkoşa surlarının restorasyonu da devam etmektedir.

“DOĞALGAZ GERGİNLİK UNSURU DEĞİL İŞ BİRLİĞİ ALANI OLMALI”

Akıncı, konuşmasında doğalgaz konusuna da değindi:

“Kıbrıs adası ve etrafındaki doğalgaz gerek iki toplum, gerekse bölge ülkelerinin işbirliği yapmaları halinde gelecekleri için potansiyel zenginlikler içermektedir. Bu ortak zenginlikte her iki toplumun da payı vardır. Denizlerimizin altında bulunan doğal gaz yataklarını gerginlik değil, verimli bir iş birliği alanı olarak değerlendirmek gerekir.

Bu çerçevede Rum tarafına 2019 Temmuz ayında yaptığımız ortak komite önerisinin yeterince değerlendirilmeyerek reddedilmiş olması ciddi bir yanlış oluşturmuştur. Önerimiz ortak komitenin yapısı, hedefleri ve çalışma yöntemini belirlerken ayrıca bir fon oluşturulmasını ve fondan nasıl yararlanılacağı nı da kapsıyor. Biz, Doğu Akdeniz’de gerginlik ve çatışma yerine, iş birliği ve barış koşullarının gelişmesini istiyoruz. Bu doğrultuda çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”

Kıbrıs sorununun çözümünün sadece Kıbrıs için değil, tüm bölge için bir ihtiyaç haline geldiğinin bilinci içerisinde hareket etmeye devam edeceklerini de vurgulayan Akıncı, Kıbrıs konusunda şunları kaydetti:

“ÇÖZÜM İRADEMİZİ HER DÜZEYDE ANLATTIK”

“Kıbrıs sorununun çözümü yönünde çalışmalara kararlılıkla devam edilirken, diğer yandan da uluslararası kurumların ve değişik ülkelerin üst düzey yetkilileri ile de görüşmeler sürdürüldü. Kıbrıs Türk halkının uluslararası toplum ve uluslararası hukukta hak ettiği saygın yeri alması için çalışmalarımıza en üst düzeyde devam ettik. Akılcı ve dünya gerçekleri ile uyumlu yaklaşımlarımızı anlattık. Çözüm irademizi her platformda ve her düzeyde güçlü şekilde ifade ettik.

“5 YILDA 5 FARKLI HÜKÜMET 5 FARKLI BAŞBAKAN”

Akıncı, “Beş yılda, beş farklı hükümet ve beş farklı Başbakanın görev yaptığını, beş farklı siyasi partinin koalisyonlarda yer aldığını, farklı hükümetler arasında hiçbir ayrım gözetmeden tümüyle yapıcı ilişki içinde olmaya gayret gösterdiklerini; gerektiği zamanlarda yol gösterici olduklarını, işbirliğine açık olunduğu ve devlet ciddiyetine uygun davranıldığı durumlarda iyi sonuçlar elde edildiğini ve bundan toplumun yarar sağladığını” ifade ederek, şöyle devam etti:

“Toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, farklı alanlarda toplumsal gelişime katkıyı amaçlayan proje ve çalışmalarla, toplumsal konularda Cumhurbaşkanlığı kurumunun önderlik yapma misyonu yerine getirildi.

Özellikle birden çok kurumun ilgi ve yetki alanına giren konularda eşgüdümün sağlanması için inisiyatifler alındı. Halkın duyarlılığını da canlı tutmak üzere bu çerçevede ülkemizin kanayan yarası haline gelen trafik kazaları başta olmak üzere, sel ve su taşkınları ile orman yangınlarına, ayrıca imar planı çalışmalarına yönelik girişimler ve çalışmalar yapıldı.

Güney Kıbrıs’ta yaşayan Maronitlerin KKTC’deki köylerine dönebilmesi yönünde devletin ve hükümetin tüm ilgili kurumlarının ortak karar alması sağlanarak, açılımın hazırlıkları süratle başlatıldı. Cumhurbaşkanlığının koordinasyonunda ihtiyaçlar, bütçe ve uygulama planı hazırlandı. Hükümet, uygulama aşamasına gelindiğinde yetkinin kendisinde olduğu gerekçesiyle, Maronit Açılımı’nın tamamlanması sorumluğunu üstlendiğini açıkladı. Ne var ki devamı getirilmedi.

ŞEHİTLERİMİZİN ANISINA SAYGI

Kayıp Şahıslar Komitesi’nin çalışmalarına destek vereceklerini ifade eden Akıncı, Cumhurbaşkanlığının aldığı insiyatifin, şehit Hüseyin Ruso’nun kalıntılarının bulunup ailesinin de uygun gördüğü ebedi istirahatgahına defnedilmesinde etkili olduğunu da kaydetti. Akıncı, “1974’ün ilk şehidi, Şehit Ecvet Yusuf, Yüksel Ahmet Dereli, Kadir Mehmet, Ali Kırma, Hüseyin Ali Arabacı, Selim Mustafa Mavili, bu şehitlerimizi topluca bir yerde defnedilmiş bulduk. Şimdi onlar da hak ettikleri huzurlu mekanlarına kavuşacaklar” dedi.  Akıncı, “Şimdi ben bu noktada, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak bir vicdan sorumluluğunu yerine getiriyorum ve bu şehitlerimizden ve ailelerinden özür diliyorum, devletimiz adına özür diliyorum. Ve bir dileğimi ifade etmek istiyorum; kardeşlerim bu topraklarda artık elbirliğiyle uğraşalım, mücadele edelim, başka kayıplar, başka şehitler olmasın, bu adada barış olsun, huzur olsun, kardeşlik olsun.” Şeklinde konuştu.

 “TUTARLILIKLA ÇALIŞMAYA DEVAM”

Halkın talepleri göz önünde bulundurularak toplumsal konularda yürütülen projeleri geliştirerek daha geniş alanlara doğru yayacaklarını söyleyen Akıncı konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Hükümette hangi parti ya da partilerin olduğuna bakmaksızın, toplumsal sorunların çözümü için katkı sunmaya, öneri geliştirmeye ve inisiyatif üstlenmeye devam edeceğiz. Yasalar ve atamalar konusunda hukuka, toplumsal ihtiyaçlara, bilgi ve liyakata uygun hareket etmeye devam edeceğiz.

Maronit Açılımının uygulamasını üstlenen hükümetlerin bu konuda herhangi bir adım atmamaları karşısında teşvik edici ve zorlayıcı olacağız.

Kültür ve sanatla bütünleşmemiş bir kalkınma hiçbir zaman tam bir gelişme sayılamaz. Bu bilinçle hem kendi bünyemizdeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın gelişimini, hem de ülke kültür ve sanat alanında yürütülen çalışmaları desteklemeyi sürdüreceğiz.

Lefkoşa’ya ortak sorumluluk anlayışıyla ve başkent belediyesinin katılımının öneminin bilincinde olarak kent parkı kazandırılmasına yönelik projenin, ilgili tüm kurumlarla iş birliği içinde hareket edilmesini sağlayarak hayata geçirilmesine önderlik edeceğiz.

İlk dönemde kurumsal yapılanmasını tamamlamasına ve toplumla etkin biçimde buluşturulmasına öncelik verdiğimiz Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın, önümüzdeki dönemde ideal sanatçı sayısına ulaşmasını ve kendine ait bir konser ve çalışma salonuna kavuşması yönündeki çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Temiz Düşün Çevre Projesi çerçevesinde ülkemizde çevre konularındaki bilinci artırmaya yönelik çalışmalarımıza yoğun biçimde devam edeceğiz.

Spora katkı yapmaya devam ederek federasyonlarla iş birliği içinde, başlattığımız sportif etkinlikleri kalıcı ve kurumsal hale getireceğiz.”

“TÜRKIYE İLE KİŞİLİKLİ VE KARŞILIKLI SAYGIYA DAYALI İLİŞKİLER”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye ile ilişkileri daha iyi bir noktaya taşıyacak önemli unsurun, Kıbrıslı Türk toplumunun kendi kendine yetecek bir ekonomik yapıya kavuşması ve kendine ait tüm kurumlarda gerçek söz sahibi olacağı güçlü bir demokrasiye ulaşması olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Türkiye ile iyi ilişki içinde olmak Kıbrıslı Türklerin samimi arzusudur. İyi ilişkinin en önemli gereklerinden birisi hiç kuşkusuz karşılıklı saygı ve eşit iletişim koşullarının oluşmasıdır.

Türkiye ile aramızda hiyerarşik değil eşit bir ilişkinin kurulması, dostluk ve kardeşlik bağlarını daha da güçlendirecek bir unsurdur.

Bu nedenle Türkiye ile karşılıklı yarar temelinde iş birliğini gözeten, kişilikli ilişkiler kurulmasının önemini en başından beri vurgulamaktayız.

Güçlü tarihsel bağlarımız olan yanı başımızdaki Türkiye ile toplumsal ve kültürel etkileşimler içinde olmakla birlikte, yüzyıllar içinde oluşan kendimize özgü bir yaşam biçimimizin, duyarlılıklarımızın ve beklentilerimizin olması son derece doğaldır. Bu çerçevede benzerliklerin yanında farklılıkların olması da anlaşılır bir şeydir.

Kıbrıslı Türkler kendilerini ifade ederken kısıtlanma duygusu içinde olmamalı, kendi görüşlerini açık biçimde yansıtabilmelidir. Unutulmamalıdır ki samimiyet ve açıklık, dostluğun en değerli kaynaklarından birisidir.

Özellikle hayatımızı doğrudan etkileyebilecek durumlarda Kıbrıslı Türklerin hassasiyetlerinin gözetilmesi gerekmektedir. Zorlama adımların olumlu sonuç vermeyeceği gibi iyi ilişkileri bozacağı da akıldan çıkarılmamalıdır.

Türkiye ile ilişkileri daha iyi bir noktaya taşıyacak bir diğer önemli unsur, Kıbrıslı Türk toplumunun kendi kendine yetecek bir ekonomik yapıya kavuşması ve kendine ait tüm kurumlarda gerçek söz sahibi olacağı güçlü bir demokrasiye ulaşmasıdır. Bir ilişkide iki taraftan birinin hep edilgen konumda kalmasını beklemek ne kadar yanlışsa, bir tarafın sürekli olarak diğerinin yardımlarına bağımlı olarak yaşamayı seçmesi de o kadar yanlıştır.

Kendi ayakları üstünde durabilen, kendi kendini yönetebilen, ekonomisi ve demokrasisi ile güçlü bir KKTC’nin, sadece Kıbrıslı Türklerin değil aynı zamanda Türkiye’nin de yararına olacağına inanıyoruz.

Görev süremizin daha ilk gününden itibaren Türkiye Cumhuriyeti ile karşılıklı saygıya dayanan, eşitlik ve kardeşlik temelinde bir ilişki kurulması için kararlı ve özenli bir tutum sergiledik.

Karşılıklı yarar temelinde iş birliğini gözeten, kişilikli ilişkiler kurulması için çaba harcadık. İlişkileri sürdürürken, KKTC Cumhurbaşkanlığının, Kıbrıs Türk toplumunun iradesini yansıttığı gerçeğini aklımızdan hiç çıkarmadık.

Kıbrıs sorununu çözme arayışları sürerken, siyasal partilerimizin yanı sıra Türkiye makamları ile de yakın istişare içerisinde olduk. Müzakerelerin özellikle Mont Pelerin, Cenevre ve Crans Montana gibi en önemli aşamalarında bir yandan Kıbrıs Türk toplumunun haklarını gözeten adımlar atarken aynı anda Türkiye ile birlikte hareket edilmesinin önemini bilerek ilerledik.”

“ZAMAN ZAMAN FİKİR AYRILIKLARI YAŞANDI”

Akıncı, farklı konularda görüşlerini anlattıklarını, görüşlerden yararlandıklarını, zaman zaman fikir ayrılıkları da yaşandığını kaydetti. 

Akıncı, “bazı durumlarda inisiyatif almamız gerektiğinde bunu yapmaktan da çekinmedik. 5 yıl önce göreve talip olurken aynen şöyle demiştik: ‘Kıbrıs Türk toplumunun özne olma yeteneği yıllar geçtikçe erozyona uğramıştır. Bunu ancak kendi irademize sahip bir toplum yapısıyla bertaraf edebiliriz. Gerek Türkiye, gerekse Güney Kıbrıs ile izlenecek siyasette, teslimiyetçi ya da çatışmacı değil, uzlaşmacı olunacak; uzlaşmanın temelinde ise karşılıklı haklara saygı yer alacaktır. Kıbrıs Türk toplumunun liderliği her zaman ikna edilen konumda olmak zorunda değildir. İnisiyatif almayı ve ikna edici olmayı başarmamız gerekmektedir.’ Görev süremiz boyunca bu sözümüzün gereklerini yerine getiren bir davranış içerisinde olduk” dedi.

“Kıbrıs, beşli konferans aşamasına böyle ulaştı” diyen Akıncı, şöyle devam etti:

“Türk tarafı olarak konferans öncesinde tüm konuları etraflıca tartışıp olgunlaştırmamız ve iyi bir hazırlık yapmamız sayesinde konferans boyunca oldukça özgüvenli ve uyumlu bir ilişki yürüttük. Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs açıklarında bulunan hidrokarbon kaynaklarına ilişkin ortak tavır belirleme konusunda da Türkiye ile iş birliği içinde çalıştık.

Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş yönetimine karşı 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü karşısında ilk tepkiyi ortaya koyan, henüz bu girişimin sonucu belli değilken KKTC Cumhurbaşkanlığı makamı olmuştur.

Halkın oyu ile göreve gelmiş sivil yönetimin yanında yer alarak askeri darbeye böylesine net bir karşı duruş, Türkiye ile ilişkilerimiz konusundaki samimi ve dürüst yaklaşımımızın ve demokrasiye bağlılığımızın bir göstergesidir.

Türkiye’nin barış ve huzur ortamını yakalaması en büyük arzularımızdan biridir. Terör tehdidinden arınması, komşuları ve bölge ülkeleriyle sorunlarını çözmesi, Türkiye’yi hiç kuşkusuz çok daha güçlü bir hale getirecektir.

İlk dönemde olduğu gibi ikinci dönemde de Türkiye ile dostluk bağlarını kuvvetlendirmeyi amaçlayan, ortak yarar paydasında buluşan karşılıklı anlayış ve iş birliği ruhuna uygun iyi ilişkiler kurulması için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Başta Kıbrıs sorunu ve hidrokarbon konusu olmak üzere, her türlü bölgesel ve ikili konuyu, yapıcı ve sonuç odaklı bir anlayışla, birlikte ele almaya ve değerlendirmeye her zamanki gibi çaba göstereceğiz.

Geçmiş beş yılda olduğu gibi, gelecek dönemde de iyi ilişkinin ancak eşit ve açık yürekli bir iletişimle sağlanabileceğini bilerek davranacağız. Özgün yanlarımızı, yerel hassasiyetlerimizi ve demokratik, laik ilkelerimizi gözetmeyi hem bir hak hem de saygı duyulması gereken bir davranış olarak göreceğiz. Kurumsal yapımızı güçlendirme ve kendi kendine yetme yolunda adımlar atmanın önemini bilerek, bu yönde her türlü çabayı sergilemeye devam edeceğiz.”

“BAĞIMSIZLIK VE TARAFSIZLIK: SÖZDE DEĞİL ÖZDE”

Akıncı, Cumhurbaşkanının bağımsız ve tarafsız olmasının, Anayasal zorunluluktan kaynaklanan zoraki bir çaba olmaktan öteye, içtenlikle uyulması ve uygulanması gereken çok önemli bir ilke olduğunu vurguladı.

Akıncı şöyle devam etti:

“Siyasi partiler elbette demokratik yaşamımızın vazgeçilmez unsurlarıdır. Fakat Cumhurbaşkanı’nın herhangi bir partinin sınırları içine hapsedilemeyecek kadar kapsayıcı ve kucaklayıcı bir anlayışla hareket etmesi önemlidir.

Cumhurbaşkanlığı, partisel bağlılıkların toplumsal sorumlulukların önüne geçirilmesine izin verilebilecek ya da parti başkanıymışçasına yürütülebilecek bir görev değildir. Topluma liderlik eden makamın yüzü herhangi bir partiye değil topluma dönük olmalıdır.

Tarafsızlık; görüş, örgüt ve parti farkı gözetmeksizin toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durmayı gerektirirken, asla görüşsüz, tavırsız ve ilkesiz olmak değildir. Demokrasi, insan hakları, sosyal adalet, laiklik, barış ve özgürlük gibi ilkeleri savunmak, halkımıza olan sorumluluğumuzun vazgeçilmez gerekleridir.

Ülkemizde daha iyi yaşam koşullarını yaratma; özgürlüğümüze ve özgünlüğümüze yönelebilecek tehditlere karşı durma mücadelesinde tarafımız hiç kuşkusuz halkımızın yanıdır.

Partisel konular ve yarışlar Cumhurbaşkanı’nın taraf olacağı veya mesai harcayacağı konular değildir. Cumhurbaşkanı’nın, partili partisiz tüm yurttaşları eşit biçimde temsil edebilmesinin ilk koşulu, gerçek anlamda partiler üstü bir konumda yer almasıdır.”

 “TÜM SEÇİLMİŞ MAKAMLARLA EŞİT MESAFEDE YAKIN İLİŞKİ”

Hangi partiye ya da hangi görüşe mensup olduğuna bakılmaksızın, halk tarafından seçilmiş kişilerle kurduğumuz eşit ve yakın ilişkiyi daha da güçlendireceğiz. Tüm belediye başkanları ve muhtarlarla gerek Kıbrıs sorununda gerekse iç ve yerel konularda gerçekleştirdiğimiz toplantıları daha da sıklaştırarak sürdüreceğiz.

Bağımsız nitelikli kurumların özerk ve tarafsız konumlarını korumak için özenli davranırken, bu kurumların bağımsız karakterlerini güçlendirecek her türlü yasal ve idari düzenlemenin yapılması için çaba harcamaya devam edeceğiz.

“GÜVEN VE KARARLILIKLA”

Akıncı konuşmasını; “Savaş değil barış, çatışma değil uzlaşı, şiddet değil hoşgörü, biat değil özgürlük, bağnazlık değil çağdaşlık, tek doğru değil çoğulculuk ve demokrasi için hep beraber yola devam edeceğiz” diyerek tamamladı.