banner40
14 Şubat 2017 Salı 12:40
Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi: 'Yanlış yolda yürüyerek, doğru hedefe varılamaz'

Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi Başkanı Vedat Çelik, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, ileride olası bir konfederal çözümde de eşit egemen kurucu ortak devlet olarak çözümün bir parçası olacağını belirterek, “Toplumsal eşitliğimiz ve federal yönetimde eşit ve etkin katılımımız sağlanmadan, BM ve AB desteği ile Kıbrıslı Rumların bize biçtiği statü; federal eşit ortaklık değil, korumalı azınlık statüsüdür. Böyle bir çözümü, Kıbrıs Türk halkı kesinlikle kabul etmeyecektir” dedi.

Çelik, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya gönderdiği mektupta, Kıbrıs müzakere sürecinde bugünkü kritik aşamada durum değerlendirmesi yapan Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi’nin görüş ve endişelerini dile getirdi.

“Yanlış yolda yürüyerek, doğru hedefe varılamaz. Müzakere süreci, yanlış bir zemin üzerine oturtulduğu için; ve ne Kıbrıs sorununun tanımında ne de sorunu çözmek için oluşturmaya çalıştığımız federal sistemin tanımında anlaşma sağlanamadığı için, doğal olarak varılabilecek bir hedef de olmadığı daha yolun başından belliydi” ifadelerine yer veren Vedat Çelik’in Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya gönderdiği mektup şöyle:

“Kıbrıs sorunu bir istila sorunu mudur? Hayır.

Kıbrıs sorunu adanın zoraki bölünmüşlüğünün ortadan kaldırılması sorunu mudur? Hayır.

Kıbrıs sorunu azınlık-çoğunluk anlaşmazlığı mıdır? Hayır.
Peki, Kıbrıs sorunu nedir?

Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri tahakkümleri altına alarak, adayı elenleştirme sorunudur.

Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Türklerin sahip olduğu toplumsal eşitlik hakkını ortadan kaldırma sorunudur.

Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Rumların askeri güçle ele geçirdiği Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimini, Kıbrıs Rum Cumhuriyetine dönüştürmüş olmaları sonucu; anayasal darbe ile oluşmuş ‘anayasal’ bir sorundur. Rumların esas amacı, Türk askerinin adadan çıkarılması, Türkiye’nin müdahale hakkının kaldırılması, Anavatan’ın adadan dışlanmasıdır.

Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Rumların adayı Kıbrıslı Türklerle eşit iki halk olarak paylaşamama sorunudur. Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türk halkının tarihten gelen egemenlik hakkının kaldırılması sorunudur.

Bu gerçekler ışığında Kıbrıs sorunu nasıl çözülebilir?
İlk önce, sorunun çözümüne oluşturmaya çalıştığımız federasyon penceresinden bakmakta yarar var.

Biz niye federal bir çözüm istiyoruz?
1977’de Denktaş-Makaryos Doruk Anlaşması ile iki Kurucu eşit Devletin oluşturacağı, iki bölgeli, iki toplumlu bir federal Devlet kurulması müşterek bir amaç olarak kabul edilmişti. Bu amaç, daha sonra 1979’da Denktaş-Kiprianu 2.Doruk Anlaşması; 1980’de BM Genel Sekreteri’nin (Genel Kurul) açılış konuşması; ve 1981’de BM Değerlendirme Belgesi ile teyit edilmişti.

Ancak, 1981 yılından itibaren Yunanistan’ın da etkisi ile Kıbrıslı Rumların federal bir çözümde Kıbrıs Türk Halkını eşit kurucu ortak olarak kabul etmeyeceği gün ışığına çıkmaya başlamıştır. Nitekim, Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan’ın o günkü yöneticilerinin de telkiniyle, sorunu Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıs’ta ‘toplumsal eşitlik’ ilkesi çerçevesinde çözmek yerine; sorunu bir ‘istila sorunu’ olarak takdim edip, Avrupa Birliğine müracaat yoluyla Avrupa Birliği içinde çözme yolunu seçtiler.

Federal bir reçete, Kıbrıs sorununu çözebilir mi?
Federal sistem, egemenliğin kurucu devletler arasında anayasal ve eşit paylaşımını içeren; küçük ve/veya ekonomik bakımdan zayıf tarafı büyük ve/veya ekonomik bakımdan güçlü taraf karşısında pozitif ayrımcılıkla korumayı ve eşit duruma getirmeyi öngören; ve büyüğün ve/veya güçlünün, küçüğü ve/veya güçsüzü tahakkümü altına almasını engelleyen sistemdir. Federal bir sistem ancak ve ancak her iki toplumun da federal bir egemenlik bölüşümünde ve otorite paylaşımında istekli olması koşulu ile başarılı olabilir.

Peki, bu koşullar bugün Kıbrıs adasında Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında var mıdır? Cevap, büyük bir HAYIRdır.

Sayın Cumhurbaşkanı;
Halen zorla yürütülmeye çalışılan müzakerelerde, Kıbrıslı Rumların varmaya çalıştığı hedef; 1977’den beridir BM parametresi olarak geçerli olan ‘iki bölgeli ve iki toplumlu’ iki eşit egemen Kurucu Devletin oluşturacağı federal yönetim şeklini; Avrupa Birliği özgürlük kriterleri arkasına saklanarak, daha anlaşmanın birinci gününde dört özgürlüğün katıksız bir şekilde uygulanmaya konmasını şart koşarak, bertaraf etmektir.

Unutulmamalıdır ki; iki toplumlu ve iki bölgeli bir yaşam şekli, ayni zamanda iki sürdürülebilir ekonomik yapılanmayı gerektiren ve Kıbrıslı Türklerin güçlü Kıbrıs Rum ekonomisi ve sermayesi karşısında kısa sürede, daha rekabet gücünü kazanamadan yok olmasına neden olacak bir oluşumu da engelleme modelidir.

Bugün müzakerelerde varılan noktada, öngörülen ‘sözde’ çözüm ile; ne toplumsal varlığımız sürdürülebilir; ne ekonomik varlığımız korunabilir; ne de özgürlüğümüz, siyasi toplumsal eşitliğimiz ve toplumsal egemenliğimiz garanti altına alınabilir.

Bugünkü mevcut şartlar altında, Kıbrıslı Rumların AB temel özgürlük ilkeleri bağlamında Kıbrıslı Türklere dayattığı dört özgürlük şartı; Kıbrıslı Türklerin yaşamsal tüm haklarını ortadan kaldıran, iki bölgeli ve iki toplumlu federal bir yönetim şeklini imkansız kılan; ve Kıbrıslı Türklerin devlet statüsünü zaman içerisinde ortadan kaldıran, kabul edilmesi mümkün olmayan bir öneridir.

Vatandaşlık tanımı çerçevesinde aramıza gelecek 40,000 den fazla Kıbrıslı Rum’a ek olarak; dört özgürlük kriteri bağlamında Türk bölgesinde ekonomik ve yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek için bölgemize gelebilecek ve büyük sayıda gelecek sınırsız sayıda Rum; ekonomik, sosyal ve siyasi geleceğimizi ve güvenliğimizi zayıflatarak, eşit kurucu devlet statümüzü kısa zamanda ortadan kaldıracaktır.

Bulunabilecek herhangi bir çözümü sürdürülebilir kılmak, ancak sulandırılmamış ve kalıcı nitelikte ‘iki toplumluluk ve iki bölgelilik’ ile mümkündür. Nitekim, ikinci dünya savaşından sonra Avrupa’da sağlanmış olan barış ve istikrar, savaş sonrasında müttefik güçler tarafından yaratılmış olan ‘homojen’ ulusal devletler sayesinde gerçekleşmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanı 
İki Kurucu Devlet temelinde yürütülen müzakereler sonucunda oluşacak Federal Devlet’te, Kurucu Kıbrıs Rum Devletinin geçmişteki tüm hukuksal tasarrufları geçerli kabul edilirken; kurucu Kıbrıs Türk Devletinin tapu gibi birçok hukuksal tasarrufunun geçersiz sayılması ve komisyonlara havale edilecek olması; hem toplumsal hem de ekonomik yaşamımızı temelden yıkacak, kabul edilmesi mümkün olmayan ve dünyada uygulama örneği bulunmayan bir çözüm yöntemi olup, KKTC yok kabul edilerek 50 yıllık özgürlük ve egemenlik mücadelemiz heba edilecektir. 1990 yılında birleşen iki Almanya mülkiyet sorununu şu anda bizde müzakere edilmekte olan yöntemle çözmeyi denemiş; ancak daha 18 ay geçmeden yaşanan sosyo-ekonomik ve toplumsal sorunlar nedeniyle benzer yöntem terk edilmiştir. Kıbrıs’taki mülkiyet sorunu kişisel değil; toplumsaldır.

Dolaysıyla, mülkiyet sorunu, ancak global bazda ve iki Kurucu Devlet düzeyinde çözülebilecek bir sorundur. Müzakere edilen yöntem referanduma sunulduğu taktirde; yaratacağı ekonomik yıkım, belirsizlik ve mutsuzluk nedeniyle HAYIR oyunu yükseltmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı,
Devletin bütün kurumlarından ve ekonomiden silah yoluyla dışlanmış; toplu katliamdan Garanti Anlaşması sayesinde kurtulmuş bir halktan garanti anlaşmasının kaldırılmasını veya zayıflatılmasını istemek; ne adildir, ne de mümkündür. Uluslararası Kıbrıs Anlaşmaları uluslararası hukukun bir parçası olup bir bütünlük arz etmektedir ve tarafların tümünün onayı alınmadan değiştirilmesi mümkün değildir.

Kaldı ki; eğer Kıbrıslı Rumlar Kıbrıslı Türklere karşı gerçekten iyi niyetli iseler ve tahakkümcü hedeflerinden vazgeçmişlerse; mevcut garanti sisteminden ve Türkiye’nin ancak bir Rum saldırısı karşısında uygulayabileceği bir müdahale hakkından niye bu kadar endişe ediyorlar? Bu soruya cevap bulmak olanaksızdır.

Ulusal güvenlik ve toplumsal eşitlik haklarımız Kıbrıs sorunun esasını teşkil eden önemli iki unsurdur. Elimizdeki en güçlü koz olan toprak varlığı, Kıbrıslı Türklerden 54 senedir esirgenen hangi eşitlik haklarımız karşılığında Kıbrıslı Rumlara verilmektedir? Müzakere yöntemimizin yanlış olduğu kesindir.

1963-1974 yılları arasında Kıbrıslı Türkleri teğet geçen ve bizi hala daha yok hükmünde kabul eden uluslararası hukuk; anlaşmanın birinci gününde Kıbrıslı Türklere ne kazandıracaktır? Suriyelilerin, Iraklıların, Libyalıların ibretlik uluslararası hukuk deneyimleri bize uluslararası hukuktan fazla bir şey beklemememiz gerektiğini göstermektedir; esasen, bölgemizdeki çıkar çatışmaları da bunu mümkün kılmamaktadır.  

Sayın Cumhurbaşkanı;   
Bu Ada BARIŞ için bölünmüştür. İki bölgelilik ve iki toplumluluk BARIŞ ve güvenlik için kabul edilmiştir. 1975 Üçüncü Viyana Nüfus Mübadelesi Antlaşması BARIŞ ve güvenlik için yapılmıştır. Sulandırılmış iki bölgelilik ise çözüm değil savaş nedeni olacak kadar tehlikeli ve stratejik bir hatadır. Dört özgürlüğü içeren bir anlaşmanın yol açacağı kesin sonuç entegrasyon ve asimilasyondur. Rumlar tarafından telaffuz edilmeye başlanmış olan tek merkez bankası, tek deniz liman idaresi, tek hava kontrol idaresi gibi Rum talepleri Rumların esas amaçlarının federal görünümlü üniter bir devlet oluşturmak olduğunu göstermektedir. Oyuna geliyoruz.

Nüfus sınırlaması, Uluslararası anlaşma yapma hakkının federal idarenin kontrolüne terk edilmesi ve dönüşümlü başkanlıkta sözü edilen 4-1 oranı veya 2-1 oranı;  toplumsal eşitsizliği anlaşma hükmü haline getirerek Kıbrıslı Türkleri azınlık statüsüne indirgediğinden kabul edilemez bir tavizdir. Bu anlayış ayni zamanda federal ilkeler ile temel temele tezat teşkil etmektedir.

Ucu açık olmadığını iddia ettiğimiz müzakere süreci, Kıbrıslı Rumlar tarafından ustaca uzatılmaya çalışılmaktadır. Buna son verip bugünkü kaygan zemini terk etmemiz artık kaçınılmazdır.

Sayın Cumhurbaşkanı;  
Yaşamsal öneme haiz konularda, tavizler vererek toprak konusunu niye müzakereye açtık? Bu yetmezmiş gibi haritayı niye verdik? Toprak elimizdeki en büyük kozdu.

Pazarlığı niye %34’den değil de %29’dan açarak, pazarlık gücümüzü ortadan kaldırmış olduk? Bundan sonra neyi, nasıl pazarlık konusu yapacağız?

Her sürecin başında masaya oturmadan önce “ya her konuda anlaşmaya varılır; ya da hiçbir konuda anlaşma olmaz” koşulu vardır. Bu nedenle, gerek %29+ oranının telaffuz edildiği Cuellar Belgesi, gerek onu takip eden Gali Fikirler dizisi ile Annan Planı; geçerliliklerini yitirmişlerdir. Kaldı ki; %29+ telaffuz edildiği zaman tarafların ayrı egemenlik hakkı tartışılmıyor; garantilerin kaldırılması gündeme dahi getirilmiyor ve sulandırılmamış iki bölgeli iki toplumlu bir idare şekli öngörülüyordu. AB üyeliği gündemde yoktu; Rumlara ve Yunanistan dahil AB üyesi ülkelere dört özgürlük hakkı tanınıp, anavatan Türkiye’nin adadan tamamen dışlanması tartışmaya dahi açılamıyordu. Veto hakkı kalkmıyor, mülkiyet mahkemeleri kurulmuyor ve Rum mal sahibine öncelik hakkı tanınmıyordu. Dolaysıyla, harita sunmakla işlenen büyük hata, Denktaş’ın %29+ toprak önerisi arkasına saklanarak haklı kılınamaz. Kaldı ki; toplumsal mülk olan Vakıf ve Sultan mallarının Kilise malları gibi %29 oranına dahil olup olmadığı ve İngiliz üsleri bu hesaplamada dikkate alınıp alınmadığı konusu da henüz kamuoyuna açıklanmamıştır. Elimizdeki toprağı korumaya çalışacağımıza, vermek için sebepler mi arıyoruz?

Sayın Cumhurbaşkanı,
Büyük bedellerle kurduğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vardır ve var olmaya devam edecektir. İleride, olası bir konfederal çözümde de eşit egemen kurucu ortak devlet olarak çözümün bir parçası olacaktır. Toplumsal eşitliğimiz ve federal yönetimde eşit ve etkin katılımımız sağlanmadan, BM ve AB desteği ile Kıbrıslı Rumların bize biçtiği statü; federal eşit ortaklık değil, korumalı azınlık statüsüdür. Böyle bir çözümü, Kıbrıs Türk halkı kesinlikle kabul etmeyecektir.”

banner22
Son Güncelleme: 14.02.2017 12:43
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31