04 Eylül 2016 Pazar 12:09
Mülkiyette 'Duygusal Bağ' kavramı önemli
banner10

Çiğdem Aydın

Müzakere heyeti eski üyesi Avukat Oğuzhan Hasipoğlu, mülkiyet konusundaki kriterlerden biri olduğu iddia edilen “duygusal bağ” ifadesinin tehlikeli olduğuna dikkat çekerek, bunun ileride ciddi sorunlar yaratacağına dikkat çekti.

Oğuzhan Hasipoğlu Diyalog’un sorularını şöyle yanıtladı:

Soru: Duygusal Bağ kavramı nedir ve neden aniden gündeme geldi?

Yanıt: Kısa bir zaman içerisinde “Duygusal Bağ” kavramını müzakere masası dışında da hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar çok konuşmaya başlayacak. Zira bu kavram, oturulan evlerin iade edilip edilmeyeceğini belirleyecek en önemli kriter olarak karşımıza çıkacak. Bu yüzden şimdiden herkesin bir fikir sahibi olmasında yarar var. 

İlk önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından bir olan Demopoulos, daha sonra da Tasos Asproftas ve Marianna Petrakidu kararlarında detaylı bir şekilde irdelendi. Daha sonra mülkiyetteki 3 çareden bir olan “iade” konusunda taraflar bu kavramı alıp müzakere masasına getirdi. 

Soru: Peki tarafların pozisyonları nedir?

Yanıt: Kıbrıs Rum tarafına göre 1974’ten önce orada yaşayan malını yitirmiş kişilerin ve veya çekirdek ailesinin bıraktığı eve dönmek istemesi halinde, 1974 öncesinde bıraktığı evle ilgili duygusal bağını ortaya koyarak bu evleri geri almak arzusundadırlar. 

Kıbrıs Türk tarafı ise, 1974 yılından sonra, gelip evlere yerleşen kişilerin, kendilerine tapu da verilmesiyle şu an içerisinde yaşadıkları evler ile ilgili duygusal bağın oluştuğunu savunmaktadır.

Bilineceği üzere her iki tarafta mülkiyet hakkına saygı duyarak bireysel başvuru hakkını kabul etti. Bu durumda referandumdan sonra birleşik Kıbrıs’ta, 74 öncesi evini geri almak için komisyona başvuran Kıbrıslı Rum’a bıraktığı ev ile ilgili duygusal bağını ortaya koyduğu zaman evin iadesi kapısı açılmış olacak. 

Anlaşmazlık halinde ne olacak?

Soru: Peki evin içinde oturanın da hakkı yok mu?

Yanıt: Cumhurbaşkanımız Sn. Akıncı, “Evin içinde oturanın” da hakları var dedi. Peki anlaşmazlık halinde ne olacak? Eşit sayıda Kıbrıslı Rum ve Türk Komisyon üyesi karar veremediği zaman yabancı üyeler karar verecek. Diğer bir ifadeyle oturduğumuz evlerde kalıp kalmayacağımızı iadeye sınırlama getiren sağlam bir kriter ile engellenmez ise, oturduğumuz evleri terk etme tehlikesiyle karşılaşılacak.

Akıncı 'içinde oturanın da söz Hakkı olacak' diyor ama ben şu anda KKTC tapusu elimde ise ve oturduğum evin parasını ödemişsek niye Mülk Mahkemesi’nde havale ediliyorum?

Sn. Akıncı 'içinde oturanın da söz Hakkı olacak' yaklaşımını aslında tersine yazmak gerekmektedir. Bu açıklamaya bakıldığında; esas hakkı olanın “Malını yitirmiş kişilerin” (Çoğunlukla Kıbrıslı Rumların) olduğunu teyit eden, ancak 'içinde oturan Kıbrıslı Türk’ün de bir söz hakkı olacak” şeklinde algılanıyor ki, bu son derece tehlikelidir. 1980 veya 1990’lı yılların başında olsa idik, belki de Kıbrıslı Rumlar için, bıraktığı evle ilgili bir talep hakkı olabilir ve konu mülkiyet komisyonunun takdirine bırakılabilirdi. 

Ancak aradan 41 yıl geçtikten sonra mahkeme önünde o evle ilgili kimin daha güçlü duygusal bağı var tartışmasını hangi yargıç yapabilir ki? 

Aradan geçen zaman evleriyle ilgili Kıbrıslı Türkler lehine duygusal bağını güçlendirmiştir ve AİHM’in Demopoulos kararı da zaten bu durumu teyit etmiştir. Bu yüzden insanların içerisinde yaşadığı evin mülkiyet mahkemesinde ihtilaf konusu edilmesi ve yarışan iki hakkı çarpıştırmak insanları huzursuz etmekten başka bir durum doğurmayacaktır. 

Evimin tapusunu gösterdiğim an bu artık kesin bir “Natural Presumptıon” “Reddedilmeyecek bir Karine” teşkil etmeli ve Sayın Akıncı’nın söylediği gibi 'içinde oturanın da söz Hakkı olacak' değil 'içinde oturanın mülk hakkı daha ilk günden tesis edilmiş olacak“ denmeliydi. İnsanlarımızı huzursuz etmeyecek doğru yaklaşım budur. Bunun aksini söyleyenlere o zaman bana koçanımı neden verdin diye insan devletine sormaz mı? 

Kriterlerde 10 yıl şartı 

Soru: Müzakere masasında son durum nedir?

Yanıt: Güncel takip etme şansımız olmamakla birlikte, duygusal bağı belirlemede “zaman” faktörü üzerinde durulmaktadır. 1974 yılından önce 10 yıl o ev içinde yaşayan Kıbrıslı Rum’un o eve geri dönüp yaşayıp yaşamayacağı tartışılmaktadır. 

Anlaşılan o ki; bir süre belirlenecek ve o süre içerisinde evde oturanların duygusal bağı var kabul edilecek. Eğer süre olarak 10 yılda uzlaşılırsa ve Kıbrıslı Rum evin tazmini yerine iadeyi seçerse, bugün 52 yaş ve üzerinde olan Kıbrıslı Rumların şu an evin içerisinde yaşayan Kıbrıslı Türk’e nazaran daha güçlü bir duygusal bağı olduğu sonucuna varılabilecektir.

Soru: AİHM Duygusal Bağ kavramını nasıl yorumlamakta?

Yanıt: Kişinin ev ile somut ve kalıcı (concrete / persistent link) bir bağı var ise, o ev ile o kişinin duygusal bağı var olduğu varsayılmaktadır. Bu prensip ilk önce Demopoulos kararı ile (sayfa 137.) ortaya konmuştur. AİHM’e göre evin terk edildiği tarihte kişinin o evde geçirdiği süre önemli bir faktör. Aynı şekilde şu an içinde oturanın geçirdiği süreye de bakılmakta. Ancak somut bir süre yok. Diğer bir ifadeyle her olaya göre değişebilecek tespitte bulunmak mümkün.

Mahkemeyi ikna etme mücadelesi

Soru: Peki eski Müzakere Heyeti hukuk danışmanı ve şu an avukatlık mesleğini icra eden bir hukukçu olarak, komisyon önünde yargılama nasıl olacak?

Yanıt: Burada ciddi bir ispat sorunu yaşanacağı açıktır. Mevcut hukuk sistemimizde, gerek güneydeki gerekse kuzeydeki davalarda, bu tür ispat sorunları “İhtimaller Dengesi” denen bir kritere göre çözümlenecektir. Diğer bir ifadeyle hangi taraf duygusal bağının güçlü olduğunu Mahkemeye, şahitlerle, belgelerle ortaya koyarsa davayı o kazanacaktır. İlk talepte bulunan da davasını öncelikle ispat ile mükelleftir. 

Eğer gerçekten bireysel mülkiyet hakkı kabul edilmiş ve Kıbrıslı Rumlar’a başvuruda öncelik hakkı verilmiş ise, 1974 öncesinde mal sahibi olduğunu iddia eden Kıbrıslı Rum elindeki tapuyu, resimlerini, anılarını ortaya koyup halen o ev ile ilgili duygusal bağı olduğunu mahkeme önünde ispatlamaya çalışacaktır. 

Kıbrıslı Türk de yaptığı boya badanayı, kendi anılarını, resimlerini, koçanını ortaya koyup onun duygusal bağının daha güçlü olduğunu ve iade gerçekleşirse telafisi mümkün olmayan daha büyük zararlar ortaya çıkacağını ispata çalışacaktır. 

Buradaki tehlike şudur; 

Komisyon ihtimaller dengesi üzerine karar verirken doğal olarak vicdani kanaatlerine göre bir karar üreteceklerdir. Yabancı yargıçlar kimin duygusal bağı daha güçlü diye bir tespitte bulanacaktır. Bunu yaparken de her olaya göre değişebilecek kararlar ortaya çıkabilecektir. Bu durumda evin içerisinde oturan Kıbrıslı Türk için büyük bir huzursuzluk ortaya çıkacaktır. 

Komisyonun verdiği karardan memnun olmayan taraf, önce Lefkoşa’daki üst mahkemeye, onun kararından da memnun olmaz ise, AİHM’e gidecektir. Tüm bu süreçte Kıbrıslı Türklerin evleri ihtilaflı mal olacağı için takribi 5-8 yıllık bir hukuk mücadelesi geçirmek zorunda kalınacaktır.

Yargılama süreci zaman alacak

Soru: Davalarda yığılma durumu olmayacak mı?

Yanıt: Kıbrıslı Rumların kuzeyde bıraktıkları ev sayısı 46.000 civarındadır. Kıbrıs Rum tarafının resmi pozisyonu, en az 100.000 Rum göçmenin evlerine ve mallarına dönebilmesine imkan sağlayacak bir toprak ve mülkiyet rejimi öngörmektedirler. Yaklaşık yargılama sürecinin 5- 10 yıl arasında olduğunu ve 100.000-150.000 civarında başvuru veya davanın olabileceği düşünüldüğünde mülkiyet sorunundan dolayı Kıbrıs Türk tarafında ekonomik ve sosyal düzen çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. 

Bu süreçte Kıbrıslı Türkler evlerini ipotek edemeyecek veya satamayacaktır, zira evi mahkeme önünde ihtilaflı bir durumda olacaktır. Ayrıca bu kadar çok başvuruyu bir anda çözebilecek bir yargı mekanizması değil Kıbrıs’ta dünyada yoktur. Kıbrıs Türk tarafı Referandum sonrasında koçanların kırılmayacağı, yani evlerinin arsaların ihtilaflı hale gelmeyeceği bir çözüm formülü bulmak zorundadır.  

Soru: Referandum sonrasında yaşam nasıl etkilenecektir?

Yanıt: Öncelikle siz Referandum günü elinizde tapusu olan bir mülkünüzün size kalıp kalmayacağını netleştirmeyen bir plana evet der misiniz? Bu sorunun cevabı aslında bu soruda yatmaktadır. Aradan 41 yıl geçmiştir ve Kıbrıslı Türkler için kendilerine verilen tapuların yeniden sorgulanması, onlar için büyük bir huzursuzluğa sebebiyet verecektir.  

Meseleyi Mülk Mahkemesi’ne havale etmek demek, tüm KKTC tapularının bir anda ihtilaf havuzuna attınız demektir. Bu durumda adanın kuzeyinde ekonomik hayat duracak demektir. Bunun getireceği belirsizlik ve sosyal kaos da cabası. Mutlak surette koçanların geçerliliği sorgulanmadan Mülk Mahkemesi’nde sadece kişilere koçan edilmemiş malların meseleleri, takas ve tazminatın miktarının konuşulacağı hususlar tartışılmalıdır.

banner22
Son Güncelleme: 04.09.2016 12:14
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31