Haftalık Kathimerini “Anastasiadis ve Çipras’ın Gözü Ankara’da” başlıklı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis ve Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’ın Atina’daki görüşmelerin ardından yaptıkları açıklamalarda Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili ciddi çekincelerden ve Türkiye’nin bölgedeki olası yeni bir faaliyetini göğüsleme senaryolarından söz ettiklerini yazdı.

Gazete, Türkiye’nin,  Rum tarafının tehdit olarak algılayacağı yeni bir harekette bulunması halinde müzakerelerin yeniden kesileceği açıklamalarının Rum ve Yunan hükümetlerinin duyduğu kaygının büyüklüğünü gösterdiğini yazdı.

Rum ve Yunan hükümetlerinin kaygılarının ikinci ayağını da BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini destekler nitelikli ve Rum tarafının sert tepki gösterdiği açıklaması olduğuna işaret eden gazete özetle şunları ekledi:

BM’NİN VE BÜYÜK ÜLKELERİN TAVRI “DENGESİZ”

“Kaygılar BM’nin ve büyük ülkelerin dengesiz tavırları üzerinde odaklanıyor. Bu nedenle gerek Anastasiadis, gerek Çipras, BM’nin müzakerelerin yeniden başarısızlığa uğraması olasılığındaki sorumluluğuna ve şantaj yapılamayacağına vurgu yapmaya özen gösterdi.

İfade edilen çekincelere rağmen Kıbrıs ve Yunanistan heyetleri, aralarındaki koordinasyonun devamı çerçevesinde, Yunan Dışişleri Bakanlığı’nın Lefkoşa’nın çalışmasına destek olmak üzere kurduğu uzman gruplarının başkanlarının, müzakereler başlamadan –öğrendiğimize göre Mayıs’ın ikinci haftasında- Kıbrıs’ı yeniden ziyaret etmesini kararlaştırdı.

PANOS KAMMENOS

Savunma Bakanı ve Bağımsız Helenler Partisi Başkanı Panos Kammenos, Atina ve Lefkoşa’nın on yıllardır izlediği politikadan farklı bir yaklaşım sergileyerek, önce Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması, müzakerelerin ondan sonra devam etmesi gerektiğini söyledi.

Kammenos, Anastasiadis’le görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ‘bize göre yapılmaması gereken muhtemel çapraz müzakerelerden duyduğum çekinceleri belirttim. Müzakerelere ilerlememiz için Türkiye’nin Kıbrıs’ı bir devlet, bir AB üyesi olarak tanıması gerekir’ dedi.”