Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kişisel Temsilcisi Bayan Holguin'in Rum basınına yansıyan son önerileri, Kıbrıs'ta tarafsız bir temsilcinin nasıl davranmaması gerektiğinin açık bir örneği olmuştur…

Birleşmiş Milletler adına görev yapan bir temsilcinin görevi, taraflardan birinin tezlerini pazarlamak değil, iki taraf arasında ortak zemin aramaktır…

Ancak bugün gelinen noktada Holguin'in ortaya koyduğu yaklaşım, tarafsız bir diplomattan çok Rum müzakere heyetinin sözcüsünü andırmaktadır…

Rum basınına yansıyan önerilere bakıldığında, hedef tahtasına yalnızca Türk tarafının yerleştirildiği görülüyor…

Toprak tavizi verilsin... Garantiler yeniden tartışılsın... Güvenlik düzeni değiştirilsin...

Peki Rum tarafı ne verecek?

Yıllardır masadan kalkan, Annan Planı'nı reddeden, Crans-Montana'da uzlaşmayı sabote eden ve bugün hâlâ Kıbrıs Türk halkıyla “egemenliği” paylaşmayı reddeden taraf kimdi?

Bunun cevabı herkes tarafından bilinmesine rağmen, çözümsüzlüğün faturası yine yalnızca Türk tarafına çıkarılmaya çalışılıyor…

Daha da vahimi, Türkiye’nin garantörlüğü ve Türk askerinin varlığı sanki pazarlık konusu yapılabilecek teknik ayrıntılarmış gibi sunuluyor…

Kelimenin tam anlamıyla diplomatik fiyasko!

Oysa Kıbrıs Türk halkı için garanti sistemi bir diplomatik başlık değil, varoluş meselesidir…

1963-1974 arasında yaşananlar hafızalardaki yerini korurken, adada 50 yılı aşkın süredir devam eden barış ve huzur ortamı, Türk askerinin caydırıcılığı ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi tartışmaya açılabilecek bir konu değildir…

Aynı şekilde toprak tavizi de bugün yeniden gündeme dahi getirilemez…

Yarım asırdır oluşmuş yeni gerçeklikleri yok sayarak eski ezberleri masaya taşımak, çözüm üretmek değil, yeni krizler üretmektir…

Üstelik Rum yönetimi son yıllarda İsrail, ABD ve Fransa başta olmak üzere birçok ülkeyle askeri iş birliklerini genişletirken, adayı hızla Doğu Akdeniz'deki jeopolitik rekabetin merkezlerinden biri haline getirirken, güvenlik konusunda fedakârlık yapması ve “NATO şemsiyesine” güvenmesi beklenen tarafın yalnızca Kıbrıs Türk tarafı olması kabul edilemez…

Bayan Holguin'in görevi Rum tezlerini uluslararası toplum adına meşrulaştırmak değildir…

Eğer gerçekten yeni bir süreç isteniyorsa, önce taraflar arasında güven tesis edilmeli, ardından adadaki siyasi gerçekler kabul edilmelidir…

Arhun: KKTC asgari ücret toplumuna dönüşme yolundadır
Arhun: KKTC asgari ücret toplumuna dönüşme yolundadır
İçeriği Görüntüle

Bugün Kıbrıs'ta iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet yapısı bulunmaktadır…

Adada yarım asırdır oluşan siyasi ve hukuki gerçekliği yok sayarak hazırlanan hiçbir önerinin hayata geçme ihtimali yoktur; bu tür yaklaşımlar çözüm arayışı değil, başarısızlığı peşinen kabul etmektir…

Birleşmiş Milletler temsilcileri taraflardan birinin müzakere temsilciliğine soyunursa, kaybeden yalnızca müzakere süreci olmaz; Birleşmiş Milletler'in tarafsızlığına duyulan güven de telafisi zor biçimde zedelenir…

Aksi halde Holguin, Kıbrıs sorununu çözmeye çalışan bir BM temsilcisi olarak değil, Rum tarafının beklentilerini uluslararası platforma taşıyan bir müzakere temsilcisi olarak anılacaktır…