Geçirdiğimiz hafta ülkemizdeki “Güvenlik” ve “Asgari Ücret” meselelerini çokça tartıştık.

Bu haftanın konusu hafta sonu yapılan bir takım açıklamalara bakacak olursak “İfade Özgürlüğü” olacak gibi duruyor.

Gazetecilerin ifade özgürlüğü, sivil vatandaş ifade özgürlüğünden farklı mı?

Ben mesela bu sorunun yanıtını inanın merak ediyorum.

Yani bir konuyla ilgili kişinin kendi görüşünü “özgürce” ifade etmesi ile “mesleki” açıdan ifade etmesi arasındaki fark “üslup” olmalı herhalde.

Üsluba ek olarak gazetecinin elinde bir takım konularda “resmi” belge ve “ciddi, itibarlı ve hatta konuyla alakalı makamda bulunan bir kaynak”.

Bana kalırsa “ifade özgürlüğü” meselesi tartışılırken buradan başlamakta bu konuyu tanımlamakta fayda var.

Çünkü bizim ülkede son bir kaç yıldır “hakaret, mesnetsiz yani belgesiz veya kanıtsız iddialar, sosyal medyada yazılıp çizilenler” ifade özgürlüğü zannediliyor.

Geçmiş dönem hiç unutmam çok değer verdiğim bir iş insanı Asım Dedezade ile gerçekleştirdiğimiz bir çok canlı yayınlarından birinde kendisi bir soru sormuştu?

Soru şuydu; Senin ifade özgürlüğün veya demokrasi anlayışın nerde biter? Benimki nerede başlar?

Yukarıda yazdığım sorunun üzerinden yıllar akıp giderken, “Zem ve Kadih davaları” arda arda mahkemeleri meşgul eder sayıya ulaştı.

Öngörülen hüküm alındıktan sonra istinaf süresi de gözetilerek para cezası ile yola devam ediliyor. Peki ya itibar suikastı?

Bir Başbakanın, bir Bakanın, bir İş adamının , bir Gazetecinin, bir Polisin, bir Bürokratın itibarı kaç paradır bu ülkede?

Bunu soruyorum çünkü genellikle bizde “ifade özgürlüğü” dediğimiz şey özellikle son dönemlerde bir sponsor aracılığı ile çamur at izi kalsın çizgisine getirildi. Tabi bununla sınırlı değil, “Sponsor” un devletle olan iş ilişkilerinin geliştirilmesi adına “komisyoncu” arkadaşların da ifade özgürlüğü var değil mi? Bu ikinci kısımda “komisyoncu” arkadaşlar çamur bölümü ile değil de “sözde resmi belge” adı altında gazetelerde veya sosyal medyalarında yayınladıkları bir takım manipülatif “kağıt parçaları” ile gündemi değiştiriyor ve halkın odak noktası dağılıyor.

Peki ne oluyor sonra, “komisyoncu” nun “sponsoru” işlerini devam ettirip para kazanırken halkın bir takım kurumlara ve devlete olan güveni sıfırlanıyor.

Küçük: Kimse Hukukun Üstünde Değildir, Meclis Linç Alanı Değildir
Küçük: Kimse Hukukun Üstünde Değildir, Meclis Linç Alanı Değildir
İçeriği Görüntüle

Tüm bunlar perde gerisinde sürerken adına “ifade özgürlüğü” adı altında düzenlerinin devam etmesini gerçekten istiyor musunuz?

İşini layıkıyla yapan tüm Gazetecileri , TV Programcılarını tenzih eder iddialarımın kendileri ile ilgili olmadığını eklemek isterim. Yazının ikinci bölümü ile yarın tekrar beraberiz...