21 Temmuz 2020 Salı 09:59
1302 Okunma
“Odaklanmamız gereken şey sağlığımız olmalı”

Gündem Kıbrıs Özel

Gündem Kıbrıs’a konuşan Psikiyatrist Dr. Ece Uslu, içinden geçmekte olduğumuz dönemi “insanların kapanma süreci” ve “insanların açılma süreci” olarak iki farklı dönemde ele aldığını ve değerlendirdiğini söylerken, ülkemizde ciddi bir salgın yaşanmamasından dolayı şanslı olduğumuzu da vurguladı.

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 süreci toplumun ruh sağlığını nasıl etkiledi?

Bu süreçte benim gözlemim insanların kapanma süreci ve açılma süreci olmak üzere iki farklı dönemde iki farklı şekilde etkilendiği yönünde oldu. Hastalık adamıza ilk geldiğinde bir kısım kişi evlerine kapandı ve evde olduğu süre içinde güvende hissettiğinden hastalık kaygısı yaşamadı. Daha çok ilişkilerine ve kendini beslemeye yöneldi. Bunların süreci kabullenen bireylerdi. Değiştiremeyecekleri şeyleri kabullendikleri noktada büyük bir strese maruz kalmadılar. Boş kalmayıp, diğer insanlarla iletişimde kalmanın yolunu bulanlar bu süreçten beslenerek çıktı. Kendini her açıdan iletişime kapayan kişiler ciddi anlamda ölümle burun buruna kaldılar ve bir yüzleşme yaşadılar, bu grupta ruhsal rahatsızlıklar baş gösterdi. İlişkilerin etkilenmesi çoğunlukla kopma noktasında olan evliliklerin bitmesi yönünde oldu. Bir kısım insan ise kaygısı ile baş edemeyeceği noktada inkarı seçti ve yasaklara rağmen gizli saklı sosyal hayatını sürdürdü. Ölüme meydan okuyunca ölümün korkup gideceğini sandı adeta. Şanslıydılar ki büyük bir salgın yaşanmadı. Süre uzadıkça işsizlik ve maddi sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Bu noktada sokağa çıkanlara karşı öfke daha net bir şekilde sesini duyurmaya başladı: ‘Sizin yüzünüzden biz…’ diye başlayan cümleler, tahammülsüzlükler yaşandı. Bu süreçte ne olduğunu daha tam kavrayamadan üzerindeki şoku atlatamadan halkımız açılma sürecine girdi. Ve açılma süreci ile birlikte özgürlüğün tadını yeniden aldı. Artık ucunda ölüm dahi olsa insanı zaptetmek o denli kolay olmayacaktı.  İnsanı bekleyen daha büyük bir tehlike vardı: aylar sonra kazandığı özgürlüklerinin elinden alınma ihtimali ve maddi problemler. Bunlarla yüzleştiği noktada ise çaresizlik ve öfke hissetmeye başladı. Çünkü karşısında derdini anlatacağı, uzlaşmaya varabileceği bir şey yoktu. Nerden dahi geleceği belli olmayan cansız bir virüs vardı. Ne büyük bir belirsizlik! Bu noktadan sonra ruhsal hastalıklarda büyük bir patlama yaşandığını gözlemledim. Yani bir nevi hastalıktan çok bu süreçte insanoğlunu etkileyen en temel şey çaresizlik ve belirsizlik olmaya başladı diyebilirim.
 
Pandemi süreci aile ekonomisini de bozdu. Ekonomik kaygıdan nasıl kurtulunabilir?

Her ne kadar para hiçbir şey olsa da insanın ihtiyaçlarına ulaşabilmesi, refah seviyesini koruyabilmesi, daha iyi koşullarda yaşayabilmesi ve de tabi ki hayatta kalabilmesi için her şeydir “Ekonomik kaygıdan kurtulunulmalı mıdır?” esas soru olmalı bence. Ortada bir sorun varsa iki şey yapılabilir. Ya bu değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları ararız ya da değiştiremeyeceğimiz bir şeyse var olan gerçeği kabullenip kendimizi daha iyi şartlara nasıl taşıyabiliriz diye yeni yollar ararız. Unutmamamız gereken şey olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz ve maddi manevi sorunlar yaşayabileceğimizdir. Ancak bunu kabul edersek bu yeni sorunlara yeni uyum yolları geliştirebiliriz. Hiçbir şey sağlığınızdan önemli değildir. Ve şu an Ada halkı olarak kendimizi büyük bir aile gibi düşünüp gerekli yerlerden yardım isterken çekinmemeliyiz. Bu süreçte de “Elimizden başka neler gelebilir”i araştırmalıyız.

Bundan sonrası için bizleri neler bekliyor?

Etrafa baktığımız zaman aslında çok hızlı ve kapalı olduğumuz o 2 ay hiç yaşanmamışçasına normalleştiğimizi görüyoruz zaten. Bundan sonrası için esas soru bence vakaların artması halinde halk nasıl bir tepki verecek. Uzun zamandır devlete sesini duyurmaya çalışan ve yok sayıldıkça öğrenilmiş çaresizlik içine girerek olup bitene duyarsızlaşan bir toplum görmekteyim. Canımız yanmadıkça ki bu en son dileğim şu anki düzen sürecek gibi görünüyor. Sonrasında ne olacağını biraz da vaka sayısındaki artış gösterecek diyebiliriz.

Son dönemde yaşanan toplumsal ve ev içi şiddet olaylarını COVID-19 sürecine bağlayabilir miyiz?

Kesinlikle yukarıda söz ettiğim süreçleri de göz önüne alacak olursak bağlayabiliriz. Geçimsiz aile bireylerinin sürekli birbirlerine maruz kalmasındaki artış ve doğurduğu tahammülsüzlük evdeki şiddetin, maddi sıkıntılar, çaresizlik ve belirsizlikle ortaya çıkan hedefi belirsiz öfke de toplumsal şiddetin artmasında önemli bir rol oynamaktadır.

Okuyucularımıza son olarak neler söylemek istersiniz?

Bu hayatta her dert geçicidir. Bu günler de geçecek. Ama zor ama kolay, bizim elimizde sadece sınırlı bir kontrol olduğunu kabul edelim ve kendimizi bu şekilde stresten mümkün mertebe uzak tutalım. Şu noktada odaklanmamız gereken temel şey sağlığımız olmalı. Fiziksel sağlığımızı korurken ruh sağlığımızı ihmal etmediğimizden lütfen emin olalım.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.