Gazeteci-yazar Özer Kanlı, Fransa'da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin çıkardığı Avrupa Tutuklama Emri doğrultusunda Litvanya vatandaşı Rasa Zilevice hakkında verilen iade kararını değerlendirdi. Kanlı, söz konusu kararın Kıbrıs meselesinde federasyon temelinde çözüm beklentisi içinde olan çevreler açısından önemli bir mesaj taşıdığını savundu.
Kanlı, Fransa'da alınan kararın, "federal çözüm olacak, her şey çözüme kavuşacak" söylemini dile getirenlerin yüzüne vurulan yeni bir tokat olduğunu öne sürerek, "Rum tarafıyla anlaşılırsa egemenlik de güvenlik de garantiler de toprak da mülkiyet de AB başlığı da çözülür diye umut pazarlayanlara Rum 'dostlarının' verdiği küfürden de ağır bir yanıttır" ifadelerini kullandı.
Rum tarafının amacının çözüm üretmek değil, Kıbrıs Türk tarafını kendi istediği çözüme mahkûm etmek olduğunu ileri süren Kanlı, halkın büyük çoğunluğunun bunu gördüğünü ancak bazı çevrelerin hâlâ bunu anlamakta direndiğini savundu.
Rum yönetiminin Kıbrıs Türk halkını egemen eşit bir ortak olarak görmek istemediğini iddia eden Kanlı, Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünü kabul etmek istemediğini, Kıbrıs Türk tarafını ise kendi iradesiyle yaşayan egemen bir halk olarak değil, günün sonunda Rum egemenlik düzenine boyun eğdirilmesi gereken bir topluluk olarak gördüğünü öne sürdü.
Mülkiyet konusunun artık hukuki bir mesele olmaktan çıkarıldığını savunan Kanlı, "Ortada artık çıplak bir gerçek vardır. Rum tarafı mülkiyet meselesini hukuk zemininde çözmeye çalışmıyor; mülkiyeti bir siyasi silaha, bir cezalandırma aracına, bir uluslararası takip ve yıldırma mekanizmasına dönüştürüyor" dedi.
Kanlı, hedefin yalnızca belirli kişiler olmadığını belirterek, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan, yatırım yapan, ev alan, iş kuran, çalışan, ticaret yapan ve KKTC ile ilişki kuran herkes üzerinde korku iklimi oluşturulmak istendiğini ileri sürdü. Rum tarafının vermek istediği mesajın, "KKTC ile iş yaparsanız Avrupa'da peşinize düşeriz, havaalanında aldırırız, mahkemeye çıkartırız, seyahat özgürlüğünüzü kısıtlarız ve sizi suçlu muamelesine tabi tutarız" olduğunu savunan Kanlı, Fransa'daki son kararın da bu anlayışın somut bir örneği olduğunu ifade etti.
Bu gelişmeler karşısında yapılması gerekenin federasyon söylemini sürdürmek değil, devlet refleksi göstermek olduğunu belirten Kanlı, ilk adımın Maraş konusunda atılması gerektiğini söyledi.
Kanlı, Maraş dosyasının daha kararlı, sistemli ve stratejik şekilde ilerletilmesi gerektiğini ifade ederek, Rum tarafı mülkiyeti siyasi bir silah olarak kullanıyorsa Türk tarafının da Maraş'ta ve diğer bölgelerde kendi hukukunu, kendi mülkiyet düzenini ve kendi çözüm mekanizmalarını daha görünür hale getirmesi gerektiğini kaydetti.
Taşınmaz Mal Komisyonu başta olmak üzere KKTC'nin ilgili kurumlarının daha etkin kullanılmasını isteyen Kanlı, 1974 öncesinde Rum Devleti'ne ait taşınmazların ilgili devlet kurumlarınca kullanıma açılması gerektiğini belirtti.
Rumlara yapılacak mal iadeleri için gerekli mali kaynağın Anavatan Türkiye'nin sağlayacağı kredi desteğiyle oluşturulabileceğini ifade eden Kanlı, KKTC ve Türkiye iş dünyasının 1974 öncesi Rumlara ait taşınmazları satın almasının önünün açılması gerektiğini savundu.
Vakıfların hak sahibi olduğu taşınmazların da vakıf hukuku çerçevesinde ayrıntılı incelemeler sonucunda yeniden vakıflara devredilmesi gerektiğini dile getiren Kanlı, ikinci adım olarak eşdeğer mal ve tazmin sisteminin çok daha etkin işletilmesini önerdi.
2004 referandumu sonrasında oluşan uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiğini ileri süren Kanlı, ellerinde KKTC Devleti tarafından verilmiş yüz binlerce ve milyonlarca puan bulunan hak sahipleri için yeni kaynak paketlerinin açıklanması gerektiğini ifade etti.
Üçüncü adımın ise uluslararası tanıtım ve diplomatik mücadele olması gerektiğini kaydeden Kanlı, Rum tarafının yıllardır uluslararası alanda tek taraflı meşruiyet avantajını kullanarak kendi tezlerini anlattığını, buna karşın Kıbrıs Türk tarafının çoğu zaman haklı olduğu alanlarda bile savunmada kaldığını öne sürdü.
Kanlı, KKTC'nin hukuki tezlerinin, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun meşruiyetinin ve Rum tarafının yürüttüğünü iddia ettiği siyasi-hukuki baskı kampanyasının uluslararası platformlarda çok daha sert, örgütlü ve sistemli biçimde anlatılması gerektiğini belirterek, tanıtım faaliyetlerinin artık bir lüks değil, güvenlik meselesi haline geldiğini savundu.
Meseleyi yalnızca tek bir dava olarak değerlendirmenin yanlış olacağını ifade eden Kanlı, Rum tarafının Avrupa mahkemeleri, havaalanları, yatırım dosyaları, tutuklama emirleri ve diplomatik baskı mekanizmaları üzerinden KKTC ile ilişkili herkesi hedef aldığını iddia etti.
Bu gelişmelere verilecek cevabın daha fazla taviz vermek ya da federasyon söylemini sürdürmek olmadığını dile getiren Kanlı, Kıbrıs meselesinde en tehlikeli siyasetin Rum tarafının niyetini hâlâ gizleyebildiğini sanan anlayış olduğunu savundu.
Yazısının sonunda Kanlı, Fransa'daki kararın federasyon söylemini savunanlara verilmiş açık bir mesaj niteliğinde olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk halkının yeni hayallere değil, daha güçlü kurumlara, daha kararlı bir egemenlik siyasetine, daha etkin bir mülkiyet rejimine ve Rum tarafının hukuk yoluyla yürüttüğünü öne sürdüğü baskılara karşı daha güçlü bir devlet refleksine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Kanlı, "Rum tarafını tek yola getirecek olan şey, Kıbrıs Türk tarafının geri çekilmesi değil; tam tersine daha güçlü durmasıdır" değerlendirmesinde bulundu.





