Ülkede son bir hafta içerisinde gerilimin iyice tırmandığını görüyor ve gerçekten üzüntüyle izliyoruz.
Yaşanan gelişmeleri de yaşanacak olanları da izleyip doğru şekilde halka ulaştırmak görevimiz elbette ama bunun yanısıra belirtmekte fayda var ki, hepimiz aynı geminin yolcularıyız.
Özellikle bugünlerde farklı düşüncelere, farklı görüşlere saygının sıfırlandığı, töleransın yok olduğu bir dönemde bu yazıyı yazarken düşünmedim değil.
Klasik bir cümle il edevam edelim.
“Eylem de Grev de haktır”
Hiç itirazım yoktur yasa ile verilmiş bir hak varsa sonuna kadar kullanılabilir.Yasal haktır eylem de grev de. Peki ya bu eylemler sırasında sarf edilen sözler, havalanan taşlar, yumrukların birbirinizin suratına inmesi, işine gücüne sabah erken saatlerde gitmek zorunda olan özel sektör çalışanlarının trafikte işine gitmesini sağlayan akışın kapanması, öğrencilerin sınava girememesi, hastaların hastanede bakınamaması yasal hak mı?
E peki kimse etkilenmezse eylem nasıl olacak?
Diye söylenenler olabilir elbette.
Hastaların mı etkilenmesi lazım eylemin etkili olması için. Hastanın yasal hakkı görmezden gelineilir mi?
Öğrenci mi etkilenmeli sınavına giremeyip muğlak bir zaman dilimini mi beklemesi lazım eylemin etkili olabilmesi için?
Zenginden “varlık vergisi” alınsın diye bir öneri gördüm.
Tabi alınsın çünkü zengin diye tabir ettiğiniz iş insanlarının “gelir vergisi” yok sanıyorsunuz.
Yüzde 25 gelir vergisi ödeniyor bilginiz olsun. Oteller, Casinolar, İnşaat Sektörü gibi üç ana sektör olmasa “Pandemi” dönemini atlatamazdık. Hatırlayın.
Doğu Akdeniz adeta ateş çemberi halinde dünyada Turizm sektörü ciddi bir darbe aldı bizde KKTC olarak nasibimizi aldık tabi. Otellerin beklediği Turist kafileleri gelmiyor. Uçak yok ve tabi savaşın getirdiği belirsizlikle beraber insanlar para harcamak istemiyor.
Anlayacağınız Maliyenin beklediği Turizm den elde edebileceği gelirler ciddi şekilde düşecek.
İnşaat sektörü de nasibini aldı tabi, borsa, dolar, taş ,demir gibi ham maddelerdeki fiyat artışı bir yana dursun adaya getirtmek dahi bugünlerde ciddi anlamda zor. Hem maliyetler arttı hem de satışlar durdu. Yani buralardan da elde edilmesi planlanan gelirlerde sıkıntıları bir kaç ay içerisinde hissedeceğiz.
Peki biz ne yapıyoruz?
Ülke geneli grev ve eylem. Tüm devlet dairelerine kilit vuruyoruz. Devletin gelir elde edebileceği her yeri kapatıyoruz. Başbakanı havaalanında karşılayacağız videosuna gelince izledim ve üzüldüm. Bir devletin havaalanını kapatırz, hava trafik kontronörleri bizde vs... gibi sözler sosyal medyada dolaştı.
Devletin havaalanın güvenlikli olmadığı, kızgın bir kitlenin herşeyi belki de siz havadayken kilitleyebileceği algısını yaratmak kime yarar sağlar?
Polisi taşlamak, küçük düşürmek kime hizmet eder?
Gerekçeniz nedir?
Hayat Pahalılığının maaşlara yansıtılma şekli mi?
Yılda üç dört değil de, bir mi?
Peki devleti kilitlersek, gelir kaynağı elde eden daireleri işletmezsek maliye gerekeni yapamazsa, vergi dairesi vergi toplayamaz, ihalelelere çıkılamaz, gümrük çalıştırılmaz, tapu dairesi kilitlenirse o uğruna meclisi bastığınız “Hayat Pahalılığı” ödeneğini hangi öz kaynakla alacaksınız?
Yoksa “Elini yakamızdan çek” diye bağırdığınız “ANKARA” dan mı isteyecek hükümet? Diyelim ki, istedi ve verildi (her zamanki gibi) Peki ya sonra?
Bilinmelidir ki, "Hiçbir isyan devletten büyük değildir!"
Siz burada KKTC’de bir düzen kurduğunuzu sanıyorsunuz ama kurduğunuz düzen sadece 3.355 kilometrekare alan içerisindedir. Ercan gibi bir nefes borumuz olmasa, Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devletin nefesi her zaman ensemizde olmasa bir kaşık suda boğulur gideriz.
Anlayacağınız 3.355 kilometrekare içerisinde ne olduğu değil, dışarıda devletin nasıl göründüğünün önemli olduğu günlerden geçiyoruz. Eylemleriniz hak arayışınız evet olsun ama şiddet ve yıkıcı olması ne size hizmet eder, ne devlete , ne de bugün müzakereler için masaya oturmaya hazırlanan Cumhurbaşkanına...
***





