Gündem Kıbrıs Özel Haber
Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Gündem Kıbrıs Web TV’de Bahar Sancar’ın konuğu olarak Kıbrıs konusunda son dönemlerde yaşanan gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
“Cumhurbaşkanı takiye yapıyor”
Kıbrıs konusu ile ilgili Rum basınında yer alan iddialar hakkında değerlendirmelerde bulunan Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, “Rum tarafının bir algı operasyonu peşinde koştuğu, çok önceden tarafımızdan vurgulanan bir realitedir. Kıbrıs konusunun gerçekleri ile bağdaşmayan senaryolar üzerine kurulan algı operasyonları ile asla gerçekleşmesi söz konusu olmayan şeylerin, gerçekleşme aşamasında olduğu yönünde bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Sözde toprak tavizi, garantilerin kalkması ve NATO garantisi olacağı ön plana çıkarılıyor. KKTC’de de Rum basını kaynaklı bu haberleri gerçek haberlermiş gibi alıp değerlendiren kişiler veya medya kuruluşları vardır. Bir kafa karışıklığı yaratılmış durumdadır. Yaptığım açıklamada, Annan Planı sürecine benzer bir sürece mi giriyoruz konusuna değindim. Aynı aldatmaca oyunlar o dönemde de yaşanmıştı. Hiçbirinin gerçekleşme olasılığı olmayan şeyler gerçekleşebilir gibi gösterilerek Kıbrıs Türkünün hayal kırıklığı yaşamasına neden olmuştu. Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada Kıbrıs Türk halkı 2026 yılında tekrar bir hayal kırıklığı yaşamasın derken tam neyi kastettiğini ben anlamadım. Kıbrıs Türk halkına ne koyuyorsunuz ki halk neye göre hareket edip, neye göre karar verecek ve 2026’da halk nasıl hayal kırıklığı yaşamayacak? Cumhurbaşkanının hiç de net olmayan bir yol islediği, aslında federasyon hedefiyle hareket ettiği ama federasyon sözcüğünü kullanmadan hedefinin federasyon olduğu çok net belli oluyor. Bir yabancı büyükelçi, bakanlığımızın müsteşarına ‘sizin cumhurbaşkanı federasyon kelimesini kullanmıyor ama izlediği bütün politika federasyonu işaret etmektedir’ diye yorum yapabiliyor. Cumhurbaşkanının birini kandırdığı yok. Bizim resmi politikamız 2017 yılından itibaren egemen eşitlik, eşit uluslararası statü temeline oturtulmuşsa, ‘federasyon defteri bir daha açılmamak üzere kapanmıştır’ ifadelerine rağmen bugünün cumhurbaşkanı sanki bunlar hiç ortada yokmuş gibi kendi federasyon saplantısını gerçekleştirmek için kolları sıvamış hareket ediyor. Ama bunu yaparken de Cumhurbaşkanı takiye yapıyor. Kelimeleri çok seçerek kullanıyor ve kendini kanatsız melek gibi göstererek ‘halkımın çözüm iradesi, eşit egemenlik’ gibi ifadelerle gerçek niyetini saklayan bir şekilde hareket ediyor” dedi.
“Bir Cumhurbaşkanı düşünün ki, Cumhurbaşkanı olduğu devletin ortadan kaldırılmasını hedefliyor”
Konuşmasında “Egemen eşitlik” ve “Eşit egemenlik” kavramlarının taban tabana zıt kavramlar olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, “Siyahla beyaz, geceyle gündüz gibi farklı kavramlardır. Egemen eşitlikte taraflar ayrı egemen devletler olarak vardır ve ayrı egemen devletler olarak eşit ilişki içerisine girerler. Eşit egemenlikte tek devlet vardır. Tek uluslararası kişilik vardır, toprak bütünlüğü olması gereken bir devlettir. KKTC’nin cumhurbaşkanı eşit egemenliği savunuyorsa, bunun anlamı Cumhurbaşkanı olduğu devleti ortadan kaldırma anlamı taşır. Eğer biz eşit egemenlik yapısına gireceksek tek devlette gireceğiz bu da Rumların tanınan devleti içerisinde eşit egemenlik iddiasıyla orada olacağız. Bu ne demektir? KKTC ortadan kalkacak demektir. Bir Cumhurbaşkanı düşünün ki, Cumhurbaşkanı olduğu devletin ortadan kaldırılmasını hedefliyor. Halkımızın çözüm iradesi gibi bir gerekçe göstererek, kendinin cumhurbaşkanı olduğu devleti ortadan kaldırmaya işaret eden bir politika izliyor. Eşit egemenlik bu demektir. Zamanında Kıbrıs Cumhuriyeti eşit egemenliğin bir örneği olarak gösterilebilirdi. O eşit egemenliğe ne oldu? Biz faydasını mı gördük yoksa o yapıdan bir gecede atıldık ve devletin asi bir azınlığı konumuna mı sokulduk? Yani eşit egemenliğin Kıbrıs Türküne cazip bir formül olmadığı tarihsel süreçte bellidir. Eşit egemenlik bizi Rumların boyunduruğu altına sokacak olan bir egemenlik iddiasıdır. Egemen eşitlik ise iki ayrı komşu devletler demektir” açıklamasını yaptı.
“AB’nin Kıbrıs konusunda taraf olması söz konusu bile değildir”
Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusunda taraf olma istemi konusunda değerlendirmelerde bulunan Ertuğruloğlu, “AB’nin Kıbrıs konusunda taraf olması söz konusu bile değildir. Öyle bir hakkı yoktur çünkü AB tarafsız bir örgüt değildir. Rum yanlısı bir örgüt konumundadır. Tarafsızlığı olmadığı net bir şekilde görülen bir örgütün Kıbrıs konusundaki çalışmalara tarafsız bir örgütmüş gibi müdahil olmasını bizim kabul etmemiz söz konusu bile değildir. AB ülkelerinin kendilerinin de arzu ettiği konularda karar alabilmesi için Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın evet onayına ihtiyacı vardır. Yoksa AB’de karar alınamaz. Diğer ülkelerin kendi isteklerini hayata geçirebilmek için Rumların onayına ihtiyacı var. Böyle bir örgütün Kıbrıs konusunda olumlu bir rol üstelenebileceğini kim iddia edebilir ki? AB’ye düşman değişiz ama AB’nin bize düşmanca davrandığını da görmezden gelemeyiz. AB’den bize en ufak bir katkı kimse beklemesin. Aynı şey BM Güvenlik Konseyi için de geçerlidir. Aynı hata BM Güvenlik konseyinde 186 nolu kararda da yapıldı. O hatadan dolayı AB 2004’te yaptığı hatayı yaptı. Şimdi her ikisi de Kıbrıs konusunda olumlu işler yapmaya çalışıyorlarmış da Kıbrıs Türk tarafı olumsuz yaklaşıyor ve sorunun çözülmesine engel oluyormuşuz gibi bir senaryo oynatılıyor. Sorunu yaratan 186 numaralı kararla Güvenlik Konseyi, olmayan ortaklık devletini AB’ye üye alan da AB’dir. Statülerimiz eşitlenmediği ve Rumlar devlet bizler toplum olarak görüldüğümüz sürece Kıbrıs sorunu devam eder. Eşitler olarak masaya oturursanız o zaman bir sonuca varabilirsiniz. Eşitsizlik zemininde masaya oturursanız eşit olarak kalkma şansınız yoktur” ifadelerini kullandı.
“5+1 toplantının zerre kadar gereği yoktur”
5+1 görüşme iddiaları hakkında da konuşan Ertuğruloğlu, “Umuyorum ki bize boşa zaman harcatmazlar. 2021’de 5+1 yapıldı, 2025’te New York ve Cenevre’de 5+1 toplantı yapıldı. BM Genel sekreteri ortak zemin yok dedi. Ortak zemin yokken şuan hangi gerekçelerle ve ortak zemin varmış gibi göstererek 5+1 toplantı olacak deniyor. Annan Planı dönemine benzer empozeler yapılarak, Kıbrıs’ın gerçekleri ile örtüşmeyen senaryolar ve algı operasyonları ile yeni bir oyun oynanmaya çalışılıyor. 5+1 toplantının zerre kadar gereği yoktur. Daha önceki toplantılarda yer aldım ve neler konuşulduğunu biliyorum. Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti Statüsü düzeltilmediği sürece bizim Rumlarla herhangi bir müzakereye oturmamız, Rumların Kıbrıs statüsünü destekler niteliktedir. Hatta Rumlarla bizim Güven Yaratıcı Önlemleri bile konuşmamız bile onların Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti statüsünü gündeme getiren bir hareket tarzıdır. Rumlar bize Kıbrıs Cumhuriyeti statüsü ile ambargo uygulattığı sürece, benim Kıbrıs Cumhuriyeti statüsü ile görüşmemin ne anlamı ve mantığı olabilir?” diye sordu.
“Artık müzakerelerin bir anlamı ve şansı yoktur”
Konuşmasının devamında Ertuğruloğlu, “Artık bizim çok net bir çizgiye gelmemiz lazımdır. Bu adada tek devlet yoktur, iki devlet vardır çünkü iki halk vardır. İki halk, iki egemen eşit devlet olarak masaya oturmadığımız sürece müzakerelerin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü bizim şunu bilmemiz gerekir: Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti statüsü dünya tarafından devam ettirildiği sürece, Rumlarla değil 60 sene, 600 sene daha görüşsek, Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti olmadığına ve bizlerin egemen ve eşit bir halk olarak kabul etmesi mümkün değildir. Halkta beklenti yaratılıyor. Halkta bu beklentileri yarattığınız sürece bu halk hayal kırıklığı yaşayacaktır. Çünkü bu beklentiler gerçekleşmeyecektir. Ne Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu politikasından vazgeçer, ne de biz KKTC gerçeğinden vazgeçip, egemen eşit devlet politikasından vazgeçeriz. Kıbrıs meselesi dünyanın sayesinde öyle bir kilitlendi ki artık müzakerelerin bir anlamı ve şansı yoktur. Müzakereler sonucunda Rumlarla yeni bir ortaklığa girmemiz durumu da yoktur. Müzakereler olsa bile komşuluk ilişkileri yaratacak müzakereler olacaktır” diye konuştu.
Avrupa Konseyi’nin TMK kararı: İyi niyet görmüyorum
Avrupa Konseyi'nin Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) ile ilgili yaptığı oylama ve çıkan kararla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Ertuğruloğlu, “Bu konuda da işin evveliyatına gitmekte ve bazı şeyleri hatırlatmakta fayda var. 1975 yılında Nüfus mübadelesi anlaşması yapıldı. Bu anlaşmayla Kuzey’de kalan Rumlar gönüllülük esasıyla BM tarafından Güney’e taşınmış, Güney’de kalan Türkler de Kuzey’e taşınmıştır. Bu mübadele bu insanlar tekrar geri dönsünler diye değil kalıcı bir şekilde yapıldı. Bu anlaşma kalıcı bir şekilde yapıldığı için bir sonraki adım da bu insanların mülklerinin takas edilmesiydi. Denktaş Bey liderliğinde Türk tarafının mülkiyet konusunda izlediği politika Global takas yönündeydi. O nedenle bizim insanımız Güney’de bıraktığı mal için feragatname imzaladı ve karşılığında eşdeğer mal aldı. Kıbrıs Türkü için mülkiyet bu şekilde çözüldü. Denktaş beyin izlediği politika global takas ve tazminattı. Ancak Rumlar bunu böyle görmedi. Çünkü onların izlediği politika istila ve işgal üzerine kurulu olduğu için Denktaş beyin izlediği bu politikayı bozmak için global takas ve tazminat yerine bireysel hukuk davaları gündeme getirilmesi gerekirdi. O nedenle Loizidou davası gündeme geldi. O dava ile birlikte global takas ve tazminat geri plana itildi, bireysel hukuk davaları ön plana çıktı. Avrupa, Rumların mülkiyet taleplerine yanıt vermek için Strazburg’da bir mahkemeye başvuracaklarına, burada bir iç hukuk yarattılar. Buna rağmen Rumlar, Kuzey’deki mallarını satan, inşaat yapan kişileri tutuklama sürecine girdi. Bu Rumların siyasetidir. Bu izlenecek bir yol değildir ancak Avrupa göz göre göre buna çanak tutuyor. Şimdi de bu mallara yönelik süratli hareket edilsin diyorlar. İyi niyet görmüyorum. Bizim de daha hassas ve daha süratli davranmamız gerekir. Bütün eski Rum mallarının ödenerek bizim tapumuza kaydedilmesi de mümkün değildir. Güney’de bıraktığımız malların Rumlar tarafından nasıl değersizleştirildiği de ortadadır. Avrupa’da samimiyet yoktur. Rumların lehine bir oyun oynanıyor ve bu oyunda bedel ödeyen Kıbrıs Türkü oluyor” dedi.




