Kıbrıs’ta konuşlu Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresinin bir yıl süreyle 31 Ocak 2025 tarihine kadar uzatılmasına ilişkin BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararının bugün kabul edildiğinin belirtildiği açıklamada, Barış Gücü’nün Kıbrıs’taki varlığı 60’ıncı yılına ulaştığı aktarıldı.

Açıklamada, taraflar arasında yeni bir müzakere sürecinin başlaması için gerekli olan ortak zeminin bulunup bulunmadığının tespiti için altı ayı aşmamak kaydıyla Kişisel Temsilci atanmasına Türk tarafının onay verdiği de hatırlatılarak, Kişisel Temsilciden beklentilerinin Kıbrıs meselesindeki yeni vizyonu kayda geçirmesi olduğu belirtildi.

“Barış Gücü’nün ülkemizdeki faaliyetlerini meşru bir zeminde yürütmesi şarttır”

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Kıbrıs’ta konuşlu Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (BMBG) görev süresinin bir yıl süreyle 31 Ocak 2025 tarihine kadar uzatılmasına ilişkin 2623 (2024) sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı 30 Ocak 2024 tarihinde kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarih ve 186 sayılı kararı ile oluşturulan Barış Gücü’nün Kıbrıs’taki varlığı 60’ıncı yılına ulaşmıştır. Barış Gücü bu süre içerisinde uygulamakla yükümlü olduğu Ada’daki iki tarafa eşit davranmak ve anlaşmazlıklara adil çözüm bulmak gibi temel görevlerini yerine getirmemiştir. Ayrıca, ilgili tüm taraflarca sürdürülemez olarak kabul edilen statükonun koruyucusu konumuna gelmiştir.

2 bin 96 sürücü kontrol edildi, 5’i tutuklandı 2 bin 96 sürücü kontrol edildi, 5’i tutuklandı

Barış Gücü’nün bugüne kadar KKTC sınırları içerisinde faaliyetlerini sürdürmesinin en büyük nedeni, alınan kararlara itirazlarımıza karşın makamlarımızın iyi niyetle işbirliği yapmasıdır. Güvenlik Konseyi, tarafımızın onayını almadan Barış Gücü’nün görev süresini uzatarak hatasını bir kez daha tekrarlamıştır. Kıbrıs Türk tarafının iradesini ve varlığını yok sayan bu yaklaşımı reddediyoruz. Kıbrıs’ın kuzeyinde egemenlik Kıbrıs Türk halkına ve onun devleti Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne aittir. Barış Gücü’nün ülkemizdeki faaliyetlerini meşru bir zeminde yürütmesi şarttır.

Güvenlik Konseyi kararında, bir yandan taraflardan BM Genel Sekreteri tarafından atanan Kişisel Temsilci ile yapıcı bir ilişki geliştirmeleri istenirken, diğer yandan taraflara Kıbrıs’ta ‘iki bölgeli, iki toplumlu federasyon’ temelinde kapsamlı anlaşma sağlanması yönünde çaba göstermeleri çağrısı yapılmaktadır. Gerçeklerle bağdaşmayan, başarısızlığı kanıtlanmış bir modeli dayatmak Kıbrıs Türk halkının iradesine büyük bir saygısızlık teşkil etmekte, diğer yandan Kişisel Temsilcinin yapacağı temaslara ön şart koymaktadır.

Taraflar arasında yeni bir müzakere sürecinin başlaması için gerekli olan ortak zeminin bulunup bulunmadığının tespiti için altı ayı aşmamak kaydıyla Kişisel Temsilci atanmasına onay verdiğimizi hatırlatmakta yarar görüyoruz. Kişisel Temsilciden beklentimiz, açık yüreklilikle temaslarını yürütmesi ve Kıbrıs meselesindeki yeni vizyonumuzu bir kez daha kayda geçirmesidir.

BM Güvenlik Konseyi üyelerinin geçerliliğini yitirmiş Güvenlik Konseyi kararlarını gözden geçirmesi gerekmektedir

Bugün Ada’daki tek gerçekçi çözüm, mevcut iki Devletin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü temelinde iyi komşuluk ilişkisi geliştirmelerinden geçmektedir. Gelinen aşamada, Ada’da kalıcı işbirliği ve istikrar ortamının sağlanması için BM Güvenlik Konseyi üyelerinin geçerliliğini yitirmiş Güvenlik Konseyi kararlarını gözden geçirmesi ve Ada’da kendi sınırları içinde iki ayrı halk ve iki ayrı devletin varlığına dayalı yeni bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir.

Kararda ayrıca, ara bölge ihlallerine ve münhasıran Pile’deki duruma değinilmektedir. Yaşananların tek sorumlusu tamamen insani amaçlı Yiğitler-Pile yolunun yapımını engellemeye çalışan Barış Gücü’dür. Kıbrıs Türk tarafı konuya ilişkin olarak Barış Gücü ile sağlanan mutabakatın uygulanmasını ve yol inşaatının en kısa sürede tamamlanmasını talep etmektedir. Diğer yandan, Ada’nın sözde tek sahibi olduğu iddiasındaki Rum yönetimi, bu hakimiyetçi tutumunu ara bölgeye de genişletmeye çalışmaktadır. Ara bölgede yaşanan gerginlik ve ihlallerin giderek artması bu çarpık anlayışın bir sonucudur.”