Gürcafer, Rum Yönetimi'nin Avrupa Birliği hukukunu siyasi amaçlarla araçsallaştırarak egemenlik iddialarını Kuzey Kıbrıs'a taşımaya çalıştığını savunarak, bunun ne Avrupa Birliği hukuk düzeniyle ne de uluslararası hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etti. Avrupa Birliği'ne Katılım Antlaşması'nın 10 No'lu Protokolü'nün Kuzey Kıbrıs'ta AB müktesebatının askıda olduğunu açıkça düzenlediğini hatırlatan Gürcafer, buna rağmen Avrupa Birliği hukukunun Kuzey Kıbrıs üzerinde fiili egemenlik tesis edecek şekilde kullanılmasının hukuki değil siyasi bir tercih olduğunu kaydetti.

Bu yaklaşımın yalnızca hukukun güvenilirliğini zedelemekle kalmayacağını, aynı zamanda Kıbrıs'taki çözüm perspektifine de ciddi zarar vereceğini belirten Gürcafer, mülkiyet meselesinin Kıbrıs sorununun en hassas başlıklarından biri olduğunu vurguladı. Mülkiyet konusunun mahkeme kararları, tutuklama emirleri veya Avrupa Tutuklama Emri mekanizmaları üzerinden değil, ancak tarafların üzerinde uzlaşacağı kapsamlı ve kalıcı bir siyasi çözüm çerçevesinde ele alınabileceğini ifade etti.

Hukuki mekanizmaların siyasi baskı aracı olarak kullanılmasının uzlaşı zemini oluşturmak yerine taraflar arasındaki güvensizliği artırdığını dile getiren Gürcafer, Kuzey Kıbrıs ekonomisini hedef alan ve yasal çerçevede faaliyet gösteren kişi ve kuruluşları suçlu gibi göstermeye yönelik girişimlerin çözüm iradesini güçlendirmediğini, aksine çözümsüzlüğü beslediğini söyledi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri himayesinde yeniden ivme kazandırılmaya çalışılan diyalog sürecine dikkat çeken Gürcafer, temmuz ayı sonu veya ağustos ayı başında yapılması planlanan 5+1 formatındaki gayriresmî toplantı öncesinde yaşanan gelişmelerin güven artırıcı önlemleri desteklemek yerine müzakere atmosferini zehirleme riski taşıdığını belirtti. Müzakerelerin başarıya ulaşabilmesi için tarafların birbirlerine baskı kurmaya değil, güven inşa etmeye odaklanmaları gerektiğini ifade etti.

Toros, AB Kıbrıs Çözüm Destek Ofisi Genel Müdürü ile görüştü
Toros, AB Kıbrıs Çözüm Destek Ofisi Genel Müdürü ile görüştü
İçeriği Görüntüle

Gürcafer, samimi bir müzakere sürecinin temel şartının karşılıklı iyi niyet, siyasi eşitliğe saygı ve güven ortamının korunması olduğunu belirterek, bir taraftan çözüm çağrısı yapılırken diğer taraftan Kuzey Kıbrıs ekonomisini hedef alan hukuki ve siyasi girişimlerin sürdürülmesinin yapıcı müzakere anlayışıyla bağdaşmadığını kaydetti. Bunun, Rum tarafının kapsamlı çözüme katkı sunmak yerine tek taraflı baskı yöntemleriyle siyasi sonuç elde etmeye çalıştığı yönündeki endişeleri artırdığını söyledi.